Sayfalar

4 Eylül 2022 Pazar

 ANKARA ... YILLARDAN SONRA YENİDEN...

Geriye dönüp baktığımda, Ankara benim için başlangıçları hatırlatıyor. Yıllar önce yaşamımı değiştiren Hakkari'ye ve daha da ötesine gidişim, dönüşüm... Çalışma yıllarıma başlangıcım ve başka başlangıçları... Yıllardan sonra yeniden Ankara'dayım.
Yakın zamana kadar; Kızılay, Sıhhıye, Ulus , Yenimahalle ile sınırlı olarak Ankara'yı tanıdım. İş için bulunduğum iki aylık süre de
Ankara'ya bir çok yönden hayran kaldım, bilinenin dışındaki güzelliklerini fark ettim. Sonbahar da Ankara'da olmak çok güzeldi...
Çal Dağı'nın uzantısı olan volkanik bir kaya kütlesinin eteğinde, gökyüzüne doğru yükselen sivri kayalıklarıyla dikkat çeken Sivrihisar'a geldik. Eskişehir'in en büyük İlçesi'ne ismini bu kayalıklar vermiş. Halk arasında '' Güneş Dağı '' ve son zamanlarda ise '' Gönül Dağı '' olarak da adlandırılıyor. Sivrihisar'ı, Ankara'nın giriş kapısı olarak görürüm. Bozkırda bir Anadolu masalı... Sapsarı toprakların, yıllarca dile gelen efsanelerin, unutulmaz aşkların hikayesi Gönül Dağı'na ve Sivrihisar'a uzağından selam veriyoruz.
Sivrihisar'a özgü, Ballı Kaymaklı Gözlemeyi sabahın erken saatlerinde denedik ve beğendik. Hazan Mevsimi'nde Ankara günlerimin başlangıcı için yola devam ettik.
Ankara'ya her gelişimde mutlaka yaptığım bir ziyaret için, Anıttepe'ye eski adı ile Rasattepe'ye gittik.Ankara'nın anlamı benim için Atatürk ve Anıtkabir'dir...
Anıtkabir yapılmadan önce rasat (gözlem) istasyonu bulunması dolayısıyla Anıttepe'nin adı Rasattape imiş. Anıtkabir'in yapımı için Hükümet 1 Mart 1941 tarihinde Uluslararası Proje Yarışması açar. Bir yıl süreli yarışmaya 22'si yabancı (Avrupalı) 25'i Türk Mimarları olmak üzere toplam 47 eser katılmış. Anıtkabir'in yapılacağı yer ile ilgili Ankara'da pek çok bölge değerlendirilmiş. Rasattepe'nin seçilmesini hep anlamlı ve ilginç buldum. Rasattepe şehrin ortasındadır, çevresi boştur. (tabiki o zamanlar..) Burada yapılacak Anıtkabir çok uzaklardan görülebilir. '' Rasattepe, bugünkü ve yarın ki Ankara'nın genel görünüşüne göre, bir ucu Dikmen'de, öteki ucu Etlik'te olan bir Hilal'in tam ortasında, bir Yıldız gibidir.
Ankara Hilal'in gövdesidir. Anıtkabir burada yapılırsa Ankara Şehri, kollarını açmış, Atatürk'ü kucaklamış olacaktır. Böylece Atatürk'ü Bayrağımızdaki Hilal'in yıldızının ortasına yatırmış olacağız. Atatürk bayrağımızla sembolik olarak birleşmiş olacaktır. ''
Uluslararası Yarışma Jürisi, 47 proje üzerinde yapılan incelemelerin sonuçlarını bir raporla 23 Mart 1942'de açıklamış. Jüri birbiri ile eşdeğerde gördüğü 3 aseri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine oybirliği ile önermiş.

Jüri Heyetince ödüle layık görülen 3 projeden; Prof. Emin ONAT ve Doç. Orhan ARDA'ya ait projenin birinci,  Prof. J. Kruger ile Prof. A. Foschini'ye ait diğer iki projenin ikinci sayılmaları,  bu 3 projeden hiçbirinin doğrudan doğruya uygulanmaya elverişli olmadığı jüri raporunda belirtildiğinden Anıtkabir Projesinin, birinci proje sahibinin de dahil olduğu bir uzman heyete yaptırılması kararlaştırılmış. 
Mozoleye doğru merdivenlerden çıkarken her zaman yaşadığım heyecan ve gurur yine benimle...
Anıtkabir'in en önemli bölümü Mozole... Tören Meydanı'ndan 42 basamaklı merdivenle çıkılan Mozole, iki katlı ve dikdörtgen planlı bir yapı. Bu bölüm anıtın yapılışında ağırlık merkezi olmuş. Çünkü, Atatürk'ün kabri ve sembolik lahit bu bölümde bulunuyor. Bu nedenle Anıtkabir'i meydana getiren Mimarlar, yardımcı binalar dizisi içinde Mozole'nin diğer kısımlarından çok daha görkemli olmasına önem vermişler.
'' Burada çok güzel bir anıt mezar olur ''  sözünden hareketle kendisine, Türk Ulusu'nun Bağlılığının bir sembolü olarak hazırlanan Anıt Mezar '' Anıtkabir '' Mozole de, saygı ve minnettarlık ile selam durdum...
Şeref Salonu'nun zemini ve duvarları renkli mermerler ile kaplı. Düz tavan 16. ve 17. yüzyılların halı ve kilim desenlerinden oluşan mozaiklerle süslenmiş.
Tek parça kırmızı mermerden yapılan Atatürk'ün sembolik lahdi çok sade. Asıl Mezar Odası ise Şeref Salonunun altında yer alıyor.
Harika galerilerinde yürüdüm.
Atatürk'ün binlerce kitabının sergilendiği müzenin kütüphane bölümünde uzun süre kaldım.
Anıtkabir, Anıt Bloğu ve Barış Parkı'ndan oluşuyor. Barış Parkı, Ülkemizin değişik bölgelerinden getirilen ve dünyanın çeşitli ülkelerinden ülkelerini temsil etmek üzere gönderilen 48.500 civarında bitki ve ağacın bir araya gelmesiyle oluşuyor.
Bu Park, sembolik bir '' Milletler Cemiyeti '' olup, Atanın '' Yurtta Sulh Cihanda Sulh '' ilkesini hayata geçiren bir park.
Kuleler arasındaki enfes galerilerde yürüdüm. Dört bir yandan Ankara'yı izledim. Yer seçiminin ne kadar doğru bir seçim olduğunu bir defa daha anladım.
İsmet İnönü, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Başbakanı ve ikinci Cumhurbaşkanı, Atatürk'ün en yakın arkadaşlarından...
25 Aralık 1973'te Ankara'daki ikametgahı olan Pembe Köşk'te hayata gözlerini yummuş. Ve Anıtkabir'de Atatürk'ün Mozolesi'nin tam karşısında onu gören bir noktada sade bir anıt mazarda defnedilmiş.
İsmet İnönü, resmi bayramlarda törenin çok öncesinde ve özellikle her 10 Kasım'da herkesten önce Anıtkabir'e gider ve üzgün bir şekilde etrafta gezinir, dava ve silah arkadaşı Atatürk'ün kabrinin karşısına oturur ve onunla sessizce dertleşirmiş. Bu ritüeli yaşamının sonuna kadar sürdürmüş... 



Anıtkabir ziyaretlerime ritüele uyarak '' Aslanlı Yol '' dan yürüyerek başlıyorum.
Tandoğan Kapısı'ndan girildiğinde, Barış Parkı içinden yürünerek Anıt Mezara uzanan yolun iki yanında 24 Oğuz Boyu'nu temsil eden 24 Aslan Heykeli yer alıyor.
'' Mozoleye ulaşmak için bundan daha iyi bir yol olamazdı '' diye düşünürüm her defasında...
Anıtkabir içinde her biri değişik konuları işleyen, girişten itibaren simetrik olarak yerleştirilmiş; İstiklal, Hürriyet, Mehmetçik, Zafer , Barış, 23 Nisan, Misak-ı Milli, İnkilap, Cumhuriyet ve Müdafaa-i Hukuk adlarında 10 adet kule bulunuyor.
Dikdörtgen plan üzerinde kurulu, piramit çatılarla örtülü kulelerde eski Türk Kilim desenlerinden alınmış, fresk tekniğinde geometrik süslemeler bulunuyor.
Anıtkabir o kadar özel ve eşsiz ki: kısa bir yazı ile anlatmak çok zor.  Elimde, Anıtkabir ile ilgili bir yayın ile dolaşarak geçirdiğim bir tam günün sonunda duyduğum mutluluk ve hayranlığın ifadesi olarak, ayrıca detaylı ve bol görselli bir '' Anıtkabir Yazısı '' yazacağım...
Ankara'da bulunduğum sürede hafta sonları bir çok defa Anıtkabir içerisinde ve Barış Parkı'nda anlamlı yürüyüşler yaptım...

Anıtkabir'in içinde Barış Parkı'nda yürüyüşe zaman ayırın derim...
Yaz sonunda ve Sonbahar aylarında aynı yerlerin farklı reklere dönüşen doğasına tanık oldum.




Anıtkabir'den çıktıktan sonra çok da uzağa gitmeden eskilerin Ankara'sında bilinen bir lezzet durağına yöneliyoruz.
Anıttepe, Ankara'da uzun geniş cadde ve Gençlik Caddesi. O günün şartlarında Ankara'da bulunan sessiz, sakin ancak Ata'mızın Anııtkabir'ine giden o güzel cadde. Bu cadde üzerindeki Düveroğlu'na geldik. 
  
Zamanın sakin Ankara'sında 1963 yılında kurulan Düveroğlu, Gaziantep İlinin o geniş ve muhteşem mutfağını Ankara'lılarla paylaşarak büyümüş. Yıllar içinde çok bilinen lezzet duraklarından olmuş.

Anıttepe'deki ilk yerlerinden başka Ankara'da üç şubeleri daha var. 
60' ların Ankara'sında gibi hissettiğimiz Düveroğlu Anıttepe; Lezzetleriyle, sunumuyla, uzun yıllardır aynı yerde çalışan personelinin saygın davranışlarıyla benim tekrar gelinecekler listeme girdi. 
Nostalji yürüyüşlerine devam. Yolumuz '' Kuğulu Park '' a çıktı.. Kuğulu Park'ın bulunduğu arazi, park olmadan önce içinden dere geçen kavaklık bir araziymiş. Tunalı Hilmi Caddesi'ni de kapsayan Kavaklıdere Semti, ismini bu dere ve kavak ağaçlarından almış.

Arazinin güney tarafında Polonya Büyükelçiliğinin bahçeleri, kuzeyinde ise Kavaklıdere şaraplarının sahibi Cenap And'ın 1955' te yaptırdığı '' Sevda ve Cenap And Evi '' varmış. Kavaklıdere'den arta kalan gölet ve çevresi arazi 1958'de Ankara Belediyesi tarafından park haline getirilmiş.

1957'de Atatürk Bulvarı'nın genişletilmesi için Polonya Büyükelçiliğinin topraklarının bir kısmı alınmış. 1964'te Polonya'nın bu kaybını tazmin etmek için Büyükelçilik topraklarına bitişik başka topraklar ve bu arada Kuğulu Park'ın bir kısmı Büyükelçiliğe verilmiş.
Günümüzde kuğuları, kazları ve ördekleri ile bilinen parkta 24 farklı kuş türü bulunuyor ve bunlar parkta bir panoda belirtilmiş. Parkta kavakların yanı sıra çınar, erguvan ve alıç ağaçları ve çeşitli çalı grupları güzel görüntüler oluşturuyor.
 T
arihi ve doğal güzelliği nedeniyle Kültür Bakanlığı tarafından Sit Alanı olarak belirlenmiş. Parka bitişik olan And Evi ve Bahçesi de Anıtlar Kurulu kararı ile koruma altına alınmış.
Kentin ana omurgası Ulus'tan başlayarak Atatürk Bulvarı adıyla, kentin gelişimini ve modern yaşamın gereklerini tarifleyerek Çankaya'ya uzanıyor. Atatürk Bulvarı tam anlamıyla Cumhuriyet Ankara'sı ile birlikte varolmaya başlamış bir Cumhuriyet Yolu... Atatürk Bulvarı üzerinde yer alan yapılar, Cumhuriyet Türkiye'sinin çeşitli alanlarda geçirdiği değişimleri yansıtıyor. Kuzey ve güney aksında uzanan Bulvar, doğu ve batı aksında yer yer kesintiye uğruyor. Kesintiye uğradığı her düğüm noktası, Cumhuriyet Dönemi açısından kentin mekansal ve yaşamsal gelişimini tarifleyen bir biçimde ele alınmış. kent meydanları, yeşil alanları, modern yapıları, anıt heykelleri ile yeniden inşa edilmiş.
Atatürk, modern Ankara'nın şehir planlamasına çok büyük önem vermiş. Kentte gezerken en özgün yapıların Atatürk'lü yıllarda planlanmış ve yapılmış olduğunu görüyoruz...
Atatürk Dönemi'nde şehir planlaması da Atatürk'ün ileri görüşünün sayısız örneklerinden biridir.. Şehir Planlamasını yapan '' Jansen '' in planının adı: '' Başkentin Yeşil Omurgası '' adını taşıyor. (1928 yılı) 
'' Jansen'e göre bir plancının görevlerinden biri bağlantıların yeşil şeritlerle bağlandığı, doğal dere, göl, orman, koruluk ve vadileri de içeren bir yeşil alanlar bağı oluşturmak ve bu yeşil şeritlerin üzerlerinde bina inşa edilmesinden korumaktır. Bu bağlamda en önemli yeşil alan tipi konutların arka bahçelerinden parklara, spor sahalarına, okullara, kentin dışındaki rekreasyon alanlarına ve tarım alanlarına ulaşımı sağlayan '' Kutranı Yeşillik Şeritleri '' dir. Plan raporunun Türkçe çevirisinde kullanılan ve '' köşegen '' anlamına gelen Kutranı terimi, bu yeşil şeritlerin şehri baştan başa katettiklerini ifade etmektedir.

Bu şeritlerin amacı; Araç ile yaya trafiğini birbirinden ayırarak, kent içinde araçların sesinden ve dumanından etkilenmeyen bir yaya trafiği oluşmasını sağlamak. Jansen '' Hareketle İstirahat '' ın önemine vurgu yaparak, yürüyüş yapmanın toplumun büyük çoğunluğu için en ucuz ve etkili reaksiyon biçimi olduğunu söylemiştir. 
İyi tasarlanmış bir yeşil yolun (yeşillik damarı) iki yanında evlerin bahçeleri ile sınırlanması gerektiğini, böylece yayaların bir aracın sahip olduğu rahatlığa eş bir rahatlıkla yeşil yollar aracılığı ile kent içinde yaya ulaşımını sıkıntısız gerçekleştirebileceklerini, hem de yeşil alanlara ve rekreasyon alanlarına ulaşabileceklerini belirtmiştir. 
Jansen, bir Anadolu Kasabası'nı (Ankara), çağdaş bir kente çevirecekti ve bu durumu şu sözlerle açıklıyordu; '' Yepyeni bir şehir kuracaksınız, dünyaya yepyeni ve çok güzel bir örnek vereceksiniz... Biliyorsunuz, Avrupa şehirlerinin hemen hepsi motordan önce yapılmıştır. Motor eski nizamları ve anlayışları altüst etti. Ben size şehircilik sanatının son sözlerini getiriyorum. ''

Yeni Türkiye'nin başkenti olan Ankara bir kasabaydı ve sıfırdan planlanıyordu. Jansen'e motorlu taşıtlara uygun geniş caddeler yapması için bir fırsat vermişti.
Ankara'nın en keyifli kahvecilerinden birine çok yakınız. Tunalı Hilmi Caddesi'ne çıkan sakin, yeşil, park sorunu olmayan bir sokakta '' Kakule '' deyiz şimdi.
En başta mekanın kendisi çok çekici.

Dekorasyonu, ortamı çok hoş, çalışanları güleryüzlü bir İşletme.
Kahveleri oldukça taze ve güzel, ev yapımı gibi pasta ve kurabiyeleri de gayet lezzetli.

Fransız keki ile yapılan pastaları enfes...


Kakule'de kahve molası ile tatlı lezzetler iyi geldi.
En iyi nostalji noktasını günün sonuna sakladım. Nesiller değişse de bir şehrin değişmeyen simgesine önce uzaktan baktık. 1990'lı yılların başını hatırladım. Nasıl güzel yıllardı. Çalışma hayatıma ilk adımı atacağım, T.K.İ Genel Müdürlüğü'ne işe giriş işlemleri için geldiğimizde Ankara özel günlerinden ve açılışlarından birine tanık oluyordu. İş te o zamanlar tanıştım '' Atakule '' ile. Benim için anlamları büyüktür...

Adının başında bir memleketin göz rengini saklayan bir yapı taşı ATAKULE. Bu yüzden hep gökyüzüne özlem duyar gibi durur...
Atakule, Ankara'nın Başkent oluşunun 66. yılında, 13 Ekim 1989 tarihinde hizmete girdi. Altında bulunan alışveriş merkezi ise Türkiye'de ikinci, Ankara'da ilk alışveriş merkeziydi. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından açılışı yapıldı, adı ise bir yarışma sonucunda belirlendi.
O dönem çocuk ya da genç olanlar çok iyi bilirler ki: Alt katında bulunan oyun, atari merkezi '' Dream Land '' hafızalarda kalan, nadir unutulmaz bir eğlence merkeziydi...
Ankara'da güneşin batışını Kule de bulunan kafe de izledik. Günün sonunu keyifli saatler geçirerek Atakule de getirdik. Eskilere yolculuk ile dolu dolu geçen günün finaline çok yakıştı Atakule'li gece...

Çankaya'da, Cinnah Caddesi ve Çankaya Caddesi'nin kesiştiği Zübeyde Hanım Meydanı'nda yer alan Atakule konumu itibariyle de, özellikle gece ışıklandırmaları sayesinde Ankara'nın bir çok yerinden görülecek simge haline geldi. Atakule'de Seyir Terasından , kafesinden ve Restaurant'ından Başkenti 360 derecelik açıyla görmek mümkün. Kule ye çıkış ve inişler için, şehir manzarasına hakim iki panoramik asansör ile çıkmak harikadır. Kuleye panoramik asansörle 35 saniyede çıkılıyor. Yüksekliği 125 metre olan kulede; kendi ekseni etrafında bir dönüş hareketi yapan dönen restaurantı 111.8. metre de yer alıyor. Seyir terası 103.8. metre de ve 99.8. metre de ise bir cafe - bar bulunuyor.
Buradan en son 2007 yılında bakmıştım. Tekrar bakabilmek için 16 yıl beklemişim... Buradan bakmayı özlemişim...
Kentin simgesi olan yapılar; bazen kenti yansıtması için özellikle tasarlanıp, yapılıyor. Bazen de hayatın akışı içinde yapılmış olarak sonradan bir kent simgesi haline geliyor. Ankara Atakule'de böyle bir simge yapı. 1985 yılında mimari proje için 70 civarında mimar davet edilir. İki elemeden sonra geriye kalan son 3 mimar arasından '' Ragıp Buluç '' seçilir.
Bu proje için şirket yetkilileri ile birlikte mimar Ragıp Buluç, Singapur'dan Kanada'ya kadar tüm dünyayı dolaşıp, benzer projeleri incelerler. Mimar Ragıp Buluç, özel bir proje olmasını istemiş. Hem Ankara'ya bir kule yapılmak isteniyormuş, hem de o dönemde ülkemizde alışveriş kültürünün pasajlardan, modern çarşılara geçişin ilk örneklerinden biri verilmek amaçlanmış. Proje böyle doğmuş ve 1989 yılında ilk açıldığında, ilk gün 50 bine yakın ziyaretçiyle rekor kırar ve tüm dünkanlarda aynı gün satılır. Bugün, Ankara'nın simgesi olarak anılması, hiç görmeyenlerin bile bilmesi mimarı için manevi gurur olmuş. Bu proje aynı zamanda Arjantin Mimarlık Müzesinde. Uluslararası alanda ödül almış bir proje.
Atakule, 1989 yılında yapılmasına rağmen Ankara'nın Anıtkabir'den ve bir kaç tarihi yapısından sonra simge haline gelmiş önemli bir mimari yapısı olur. Ankara'nın diğer önemli kent simgeleri olarak ise Hitit Heykeli, Ankara Kalesi, Eski Meclis Binası, Ulus Heykeli ve 1955 yılında yapımına başlanan 1963 yılında tamamlanan - Uluslararası modernizm yaklaşımın Türkiye'deki ilk örneklerinden - Ulus İşhanı gösterilebilir. 
 
Atakule'ye bu açıdan bakıldığında ilk mimari yapısıyla; modern mimariye zıt olmayan kendine has üslubunu, ritmik, abartılı kübik cam yüzeyleri ile betonarme kulesini, girişinin kule ile orantılı şekilde dairesel olmasını ve çeliklerin dairesel yapıda zarif şekilde kullanımını, içeriye doğru bu girişin , ışıklık görevi yapacak şekilde tepeden tırnağa devam ettiğini görürüz.
Mimarı Ragıp Buluç'un söylediği gibi '' Mimarlar hem besteci hem de orkestra şefidir '' tanımı resmen uygulanmıştır. Mimarlığın zor bir sanat olduğunu vurgulayan Ragıp Buluç, '' Bir mimar hem ruha hem akla hitap eder '' der. Yeni yapı incelendiğinde, hiçbir şeyin tesadüfen yapılmadığını, arkasında güçlü kararların olduğu anlaşılıyor.
 

Atakule çeşitli eleştirilere de hedef oldu o dönem... Kulesinin Berlin TV kulesine benzetilmesi, alışveriş merkezi, paralı asansörleri tartışıldı.

Ragıp Buluç da bu eleştirilere rağmen kentin simgesi haline gelen Atakule'nin, Berlin TV kulesine benzemeyeceğini biliyordu. Nitekim bizler de onu sadece hep '' Atakule '' olarak gördük...


1 yorum :

  1. Ankara yazınızla gittiğim gördüğüm her yere tekrar gitmiş oldum.Güzel bir yazı ....Emeğinize sağlık👌

    YanıtlaSil