Sayfalar

2 Mart 2026 Pazartesi

 KARAVANIN KAPILARI URLA'DA AÇILDI   (URLA / İZMİR)

Urla için İzmir'in en ulaşılabilir konumlarından biri diyebiliriz. İzmir şehir merkezinden 1 saat mesafede bulunan Urla, İzmir'in yakınlarında nereye gidelim diye düşündüğümüzde hep ilk tercihimiz oluyor. Yılın 12 ayı Urla'yı yaşamak için harika zaman. Masmavi denizi, yemyeşil doğası, kaliteli üzüm ve zeytin bağları, lavanta bahçeleri ile İzmir'in şirin ilçesi Urla, Ege'nin saklı cennetlerinden biri. Bu defa karavan deneyimi ile Urla'yı yaşamak için gece Urla İskele'ye geldim. Deniz kıyısındaki otopark neredeyse boştu. Önümde deniz olacak şekilde karavanı park ettim. Sabah uyandığımda bulunduğum yerin verdiği mutluluk, burada geçireceğim iki günün güzelliklerinin başlangıcı gibiydi.
2025 yılının Aralık ayının ortalarında Urla, soğuk sabahlarından birini yaşıyordu. Güneş doğmamış, deniz ufku sisli - puslu görünüyordu.

Urla, yılın her döneminde farklı güzellikler barındırıyor. İlkbaharda yemyeşil bağları, yazın tertemiz plajları, sonbaharda üzüm hasadıyla canlanan doğası ve kışın sakin sahil havasıyla her mevsim keşfedilmeye değer.

Her zaman yaptığımız gibi Urla İskele sahilinde bir yürüyüşle güne başladım.


İster uzun bir tatil planlıyor olun ister bizim gibi hafta sonu kaçamağı için gelin Urla'nın sunduğu eşsiz deneyimler sizi dinlendirecek ve ruhunuzu tazeleyecektir.
Urla sahilinde yürümek, tarihi sokaklarında dolaşmak bana her defasında; Tanju Okan'ı, Yorgo Seferis'i, Necati Cumalı'yı hatırlatıyor. Şimdi onları anmanın ve anlamanın da tam zamanı ...
Urla bakmanın güzel olduğu yerlerdendir. Farklı yerlerinden Urla'ya bakmanın keyfini yaşıyorum.

Urla'nın tarihi M.Ö. 2000 yıllarına kadar uzanıyor. O devirdeki adı '' Klazomenai '' .  12 İyon kentinden biri olan Klazomenai, inanılmaz bir tarihi barındırıyor. Vriula ve Vuria isimleriyle de anılan Urla, tarihte çok sayıda filozof ve düşünüre ev sahipliği yapmış.

Urla, Ege Denizi'nin bilinen en eski limanlarından biri olarak kabul ediliyor. Urla'da ticaret eski dönemlerde çok yaygınmış. Piri Reis, bu suların korsan yatağı olduğundan bahsetmektedir.

Antik Klazomenai Kenti'nin olduğu noktada yer alan Urla İskele, ilçenin merkezi olarak kabul ediliyor. Hemen yanı başındaki Ege Denizi ve İzmir Körfezi'nin muhteşem manzaraları, her zaman esen tatlı rüzgarı, bazen sakin bazen hareketli atmosferi, taptaze balıkları ile ünlü balık mekanları, manzaralı restoranları, kafeleri ve tarifsiz ferahlığı ile pek çok tarihi yapıya ve huzura ev sahipliği yapıyor.

Urla'ya özgü bir lezzet ile kahvaltımı yapmak için '' Ünal Kardeşler '' e gittim. Ünal Kardeşler'in yaptığı diller destan Katmer, göçebe yaşayan Türk boylarından gelmiş ve zaman içinde değişiklik göstererek Osmanlı ve Türk mutfağının vazgeçilmez yemekleri arasına girmiş. Girit'ten İzmir'e gelen ve oradan da Urla'ya  yerleşen Erol Ünal 1978 yılında Urla İskele de katmerci dükkanı açmış. 
Ünal Kardeşleri farklı kılan kullandıkları malzemelerin kalitesi ve bu işi kendilerinin yapması. Uzun zamandır tatmaya fırsat bulamadığım katmerin lezzetini özlemişim.
Un, tuz, su karışımı ile elde edilen hamur dinlendirildikten sonra, mermer banko üzerinde zeytinyağı ile havalandırılarak açılıyor. Hamur zeytinyağı ile kızdırılmış saç üzerine yayılarak biraz bekletiliyor ve içine isteğe göre; yöresel bir peynir olan ve kendileri için özel üretilen tulum loru, yağsız dana kıyması veya patates harcı konulabiliyor. Üzerine yumurta kırılarak ve sıcak saç üzerinde yayılarak karıştırılıyor.

Pişmesine yakın, lezzet katan ince doğranmış maydanoz ilave edilerek köşelerinden içe doğru kapatılıyor ve ters tarafı da kızarınca kareler şeklinde kesilerek tabakta servis ediliyor. Yanında Uzunkuyu'dan gelen koyun / inek karışımı yoğurttan yapılmış ayranı mutlaka tavsiye ediyorum. Çay da katmerin yanında iyi bir alternatif.

Mekan görünüş olarak farklı. Sağlı sollu duvarları Atatürk resimleri ile donatılmış.
Dışarıda oturduğunuzda ise doyumsuz Urla İskele manzarası yemeğinize eşlik ediyor. Ünal Kardeşler Katmer Salonu'nun serpme kahvaltısı, çiğ böreği ve mantısı da en az katmeri kadar lezzetli.
İstanbullular ve Ankaralılar; Urla'yı, Alaçatı ve Çeşme'ye doğru Çeşme otobanından araçlarıyla giderken uzaktan görürler. Türkiye'de mavi kıyılarındaki ana yola bu kadar yakın olup da bu kadar sık transit geçilen başka bir yer yoktur belki.

Urla İskele'de en sevdiğimiz yerlerden '' Denizaltı '' yine harika görüntüler sunuyordu.


Urla, çok bilinen Urla güveci ve katmerin dışında harika Ege lezzetlerini sunan nezih yeme-içme mekanlarına sahip. İzmir'in bu şirin ve güzel arka bahçesinin İskele Mahallesi'nde denizin hemen yanıbaşında yer alan restoranlar, zengin ot çeşitleri ve denizden çıkan ne varsa her gün servis ediyorlar.


Urla İskele sahilinden '' Çeşmealtı '' na doğru katmerin de verdiği enerji ve mutlulukla yürüyüşe başlıyorum.


Urla Yarımadası, 40 kilometrelik bir sahil şeridine, el değmemiş koylara ve 12 küçük adaya sahip. Özellikle, yarımadanın güneyinde, yedi kilometre mesafedeki Demircili Köyü yakınındaki koylar, Yağcılar ve Zeytinli kıyıları, temiz denizi ve bakir ormanlarıyla biliniyor. Ayrıca, Malgaca İçmeleri, Özbek ve Gülbahçe'deki şifalı sular da rağbet görüyor.


Kış aylarının başlarında olmamıza rağmen yazdan kalma bir hava var.
'' Gelinkaya '' ve '' Gelinkaya Halk Plajı '' ne kadar sakin...


Uzun ve güzel bir yürüyüşle Çeşmealtı yol ayrımına geldim.

Urla'nın merkezi turistik olmaktan uzak. Canlılık daha çok İskele Mahallesi olarak da bilinen Urla İskelesi ve Çeşmealtı'nda.
Urla İskelesi'nden, kıyıdan altı kilometre boyunca, sayısız sayfiye geçerek, Urla'nın kuzeybatısındaki Çeşmealtı'na ulaştım. Bu yol üzerinde, tepede, restore edilen köy evlerinin bulunduğu şık bir yerleşim yeri olan Güvendik var.


Piri Reis'in Kitab-ı Bahriyesi'nde, '' yufka sulu liman '' diye geçen, Çeşmealtı Mahallesi, 1980'lerde, sakin bir köy iken bugün; Plajları, tatil köyleri ve restoranlarıyla, hareketli bir tatil merkezi. Çeşmealtı'ndan Yassıca Ada'ya sefer yapan balıkçı tekneleri var.

Urla'ya gelenlerin mutlaka uğradıkları Çeşmealtı beldenin en turistik noktası. Plajlarıyla da ünlü Çeşmealtı aynı zamanda İçmeler'deki kaplıcalarıyla da şifa dağıtıyor. Bu plajlar mavi ile yeşilin birleştiği harika yerler.


Urla'ya bağlı sevimli bir semt olan Çeşmealtı'nda, yaz aylarında kalabalık sokaklarında bolca restoran, kafe ve bar seçeneğinin yanı sıra, alışveriş tezgahları da kuruluyor. Urla'da genellikle yazlık evlerin bulunduğu Çeşmealtı, aynı zamanda tekneler için bir yat limanına da sahip.



Urla Belediyesi'nin kafesinde kahve arası verdim. Temiz havanın ve denizin kokusunu içime çektim.

Daha önce Çeşmealtı'ndan 12 adalara ve Urla'nın gizli saklı kalmış kalmış koylarını keşfetmek için tekne turlarına katılmıştık. Masmavi suların üzerinde keyifli bir yolculuk yapmaya olanak tanıyan Urla tekne turları, aynı zamanda dalış yaparak Ege'nin derinliklerine inmek için de eşsiz bir fırsat sunuyor. Eğer Urla'ya yaz mevsiminde gelirseniz günübirlik tekne turlarına mutlaka bir şans vermenizi öneririm.
Çeşmealtı'nda balık mezatını gördüm. Urla denizinin çeşit çeşit balıklarını alabilmek için insanların heyecanlı görüntülerine tanık oldum.

Çeşmealtı'ndan tekrar Urla İskele'ye dönüş yolunda yürümeye başladım.


Urla'da eskiden Türkler, Yahudiler ve Rumlar yaşıyormuş. Bağcılık çok önemliymiş ve kaliteli üzümler, Avrupa'ya ihraç edilirmiş. 1920 öncesinde, Almanya, İngiltere ve Hollanda'ya deniz yoluyla kuru üzüm ihracatı, bugün artık eski canlılığını yitiren, Urla İskelesi'nden yapılırmış.1897'de bağlar bozulmaya başlar. 1922 sonrası, Zafer Caddesi'nin iki yanında sıralanan İngiliz, Fransız ve Rumlar'a ait ticarethaneler kapanır ve üzüm ticareti gerileyerek, yerini tütüne bırakır. Ticarethanelerin yerini de beton binalar almış. Bugün, Urla'nın nüfusunun büyük bir bölümünü, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya, Yunanistan ve Arnavutluk göçmenleri oluşturuyor.

Öğlen saatlerinde Urla İskele'nde yediğim balık ekmek çok iyiydi...
Yaşamının son yıllarını Urla'da geçiren Tanju Okan, Urla halkının sevilen bir ferdi olmuş.

Bu yakınlık, Urla'nın havası ve denizi, sanatçı için bir teselliydi. Her ne kadar Tire'de doğduysa da bugün Urla İskelesi'ndeki heykeli, Urlalılar'ın onu nasıl benimsediklerinin ve hatırladıklarının bir göstergesi.
Türk müzik tarihinin en önemli sanatçılarından olan Tanju OKAN bir Urla aşığıdır... Sanat yaşamı boyunca gezdiği onca şehir ve ülke arasında Urla'ya yazdığı şarkıda da belirttiği gibi :  '' Gecenin, Egenin, İzmirin, denizin cenneti... '' olarak anlattığı Urla'ya yerleşmiş ve yine aynı eserde;  '' Melek yüzlü gülen insanlar sevgisiyle sana koşarlar... '' dizelerindeki güzel dostlarıyla burada buluşmaya devam etmiş.
Tanju OKAN Urla da inzivaya çekilmemiş üretmeye ve Urla'nın kimliğine katkıda bulunmaya devam etmiş. Kadınım adlı teknesi, güler yüzü, hoş sohbeti ve unutulmaz sesiyle '' Gerçek bir Urlalı '' olan Tanju OKAN, Urla'ya yerleşip ömrünün son yıllarını burada geçirmiş.
Urla İskele'de akşam oluyor. Akşamın telaşsız indiği Urla İskele Mahallesi, Ege'de balık keyfi yapılabilecek en güzel ve huzurlu kıyıların belki de en başında geliyor.



Karantina Adası'na bakan mekanlardan birine günbatımından önce oturmalısınız.



Adının kökeni üzerine, Urla kadar çok rivayete sahip bir yer daha var mıdır, acaba ?  Bir rivayete göre, adını bölgede '' Vourla '' olarak anılan sazlıklardan alıyor. Vourla, antik çağdan beri, kargı, kamış gibi kendiliğinden yetişen ve eskiden burada balık tutmak için kullanılan bitkilere verilen ad. 
Bir diğer rivayet de Osmanlı Padişahı Mehmet Çelebi'nin komutanlarından İbrahim Bey sefere çıkarken, '' Uğurola '' diyerek uğurlandığı ve başarılı geçen seferin ardından da '' Komutanım uğurlu geldi '' denilmesinden türediği...

Evliya Çelebi'ye göreyse, şehrin Kıdefa Kralı'nın kızı Ulice tarafından kurulduğu ve şehre '' Urli '' adının verildiği...

Gece geç saatlere kadar Urla İskele'de gezdim, zaman çabucak geçti. Gecenin renkleri ve gökyüzü çok güzel görünüyordu.
Karavanımın bulunduğu deniz kenarındaki parka geldim ve dinlenmeye çekildim.

Sabah çok soğuk bir Urla sabahına uyandım. Kahvaltımı hazırladım. Karavanın arka kapılarını Urla'nın denizine açtım ve kahvaltı keyfi başladı.
Bir süre sonra hava soğuk olduğu için kahvaltıya karavan içinde masa da devam ettim...
Bugün de programım da çok güzel yürüyüşler var. Önce Karantina Adası sonra da Urla Merkez'ine gitmek niyetindeyim.
Karantina Adası'na giden yolun başındayım...  Urla adı, çoğu zaman Karantina Adası'yla birlikte anılıyor. Burası, Urla'nın gizemli yerlerinden biri. Büyük İskender'in yaptırdığı ve bugün denizin içinde kalıntıları görülen antik yolun yanından ilerleyerek, adaya gidiyorum.

Osmanlılar'ın Fransızlar'a inşa ettirdiği karantina binası, kocaman bir tarih. Burası ticaret yapmak için denize açılan ya da hacdan dönen gemilerin ve yolcuların, uzun serüvenlerinin son durağı. Bugün ziyarete kapalı. Ancak özel anma günlerinde ada ve Karantina binaları ziyarete açılıyor. O günlerde, salgın hastalıklardan korunmak için, burada bir dizi önlemler alınır, gemiler açıkta demirler, yolcular, ilaçlı suda yıkanarak, bütün mikroplardan arınırlarmış. Eşyalar ve kıyafetlerse, 110 derecede buhar kazanlarına atılırmış. Binanın içinde bugün, duş yerleri, buhar kazanları, dolaplar, takunyalar, peştamaller duruyormuş. Ne var ki burası hala bir müze değil.

Karantina adasından dönüşte, Urla Merkezi'ne yürüyerek gitmeye başlamadan önce sabahın görüntülerine tanık olmak için Urla İskele'den geçiyorum.
 

Bugün '' Eskinaziler'in Evi '' olarak bilinen bina sonra , 1924'te Hükümet Konağı olmuş. Eskinaziler, Urla'da bağları olan ve üzüm ticareti yapan Yahudi bir aileymiş. Eskinazi ailesinden Salvatore Eskinazi, bu bina hakkında şunları anlatıyor :  '' Herkes bu binanın Eskinaziler'in evi olduğunu bilirdi. Hatta Rumlar bu ev yapılırken, ' Eskinaziler bu evi yaptırıyorlar ama bu ev yapıldıktan sonra iflas edecekler ' dediler. O kadar büyük bir binaydı çünkü. Dedem, iki kova altın lira aldı, onları eritti. Onlara inat olsun diye. ' Eskinaziler batmaz ' demiş. Benim büyük dedem hükümete ve fakirlere çok yardım eden bir insandı. O kadar ki Abdülhamid dedemi İstanbul'a çağırıp madalya verdi. ''


Urla'yı anlamak, hakkıyla tanımak için önce biraz okumak faydalı oluyor. Eski yerleşimler ve o ünlü Klazomenai kentinin parlak geçmişini öğrenmek, Urla'yı daha farklı görmeyi, daha çok sevmeyi sağlıyor.

12 İyon kentinden biri olan Klazomenai, inanılmaz bir tarih barındırıyor. Özellikle zeytinyağı üretimi, bugün bile çalışabilir durumda. Urla, tarihte çok sayıda filozof ve düşünüre ev sahipliği yapmış. '' Akıl '' kavramını felsefeye sokan Anaksagoras bunlardan birisi...

Her iki tarafı ağaçlı, düz ve 6 km uzunluğundaki yoldan Urla Merkezi'ne güzel bir yürüyüş yaptım. Bu yol üzerinde bulunan sağlı sollu portakal, mandalina, limon, enginar bahçeleri, üzüm bağları ve çiftlikler ile harika görüntüler sunuyor.

Heredot bir anlatımında; '' Panionionda toplanan İonlar, kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü altına ve en güzel iklime sahip yörede kurmuşlar '' demekte. Bu durum şimdi de aynı gibi...  Aynı gökyüzü, aynı deniz, aynı iklim, aynı tad, aynı duyguyla Urla bugünde kucaklıyor.


1950 yılından bu yana Urla'da hizmet veren '' Girit Pastanesi 1950 '' nin çok tavsiye edilen tatlılarından tadarak yürüyüşe başlayacağım.
Bu küçük ama özel tatlıcının vitrini kat kat tatlılar ile çok güzel görünüyor. Onlarca tepsi var ve hepsi günlük bitiyor. Ayrıca doğal ve kaliteli dondurmaları da var.
Benim tercihim ise en çok tavsiye edilen '' bademli kazandibi '' oluyor.
Bademli kazandibi bugüne kadar yediklerimin en iyilerinden ve çok lezzetliydi. Bu tatlıya : '' Kazandibili badem '' demek daha doğru olur diye düşünüyorum. Hafif kavrulmuş çiğ badem o kadar çok ve enfes bir tada sahip...



Urla'nın ticari hayatında önemli yere sahip olan '' Tarihi Arasta Çarşısı '' ve '' Malgaca Pazarı '' na doğru yürüdüm.


Malgaca Pazarı, 14. yüzyılda Türklerin bölgeyi fethetmesiyle birlikte bugünkü Urla Merkezinde kurulmuş. Başlangıçta '' Karye Pazarı '' olarak anılan ve geçmişten günümüze her zaman önemli bir Pazar olma özelliğini bünyesinde bulunduran  Malgaca Pazarı ile birlikte Urla, iç ve dış ticarette büyük öneme sahip bir kent olmuş.


Malgaca Pazarı ve hemen bitişiğindeki Tarihi Arasta Çarşısı ile birlikte uzun yıllardan bu yana Urlalılara hizmet vermiş ve bugünde esnaflarıyla hizmete devam ediyor. Malgaca'da kurulan pazar, Urlalıların haftanın her günü alışveriş yapabildiği Arasta'ya hareketlilik katıyor. Turistlerin ve gezginlerin uğrak noktalarından.


Malgaca Pazarı ve Arasta'nın Arnavut kaldırımlı taş sokaklarında yürümek çok iyi hissettiriyor.


Burada hem taze sebze-meyve satılan tezgahlar, kuru gıdalar satılan tezgahlar, katmerciler, tatlıcılar, kahveler, pek çok tekstil ürünü satan veya tamir eden esnafların dükkanları canlı ve renkli görüntüler sunuyor.


'' Malgaca, sözün senet olduğu devirlerin simgesidir; dürüstlüğü, temizliği, hoşgörüyü hatırlatır ve yalnızca bu nedenle bile korunması gereken bir değerdir. '' diye yazıyor Urla Belediyesi'nin Malgaca Pazarı için çıkarttığı anı kitabında...


Eskiden İzmir - Çeşme yolunun geçiş noktası olan Zafer Caddesi, 2010 yılında resim galeriler ile seramik atölyelerinin açılması ve sanatçıların bir araya gelerek sanat festivalleri düzenlemeleri sonucu bugünkü halini almış. Bu yüzden de adı Sanat Sokağı olarak kalmış. Her Urla gezimizde mutlaka Sanat Sokağı'na geliyoruz ve her defasında daha gelişmiş ve renkli halde buluyoruz.



Dokusu bozulmamış taş evler restore edilerek avlulu ve bahçeli kafelere, yeme - içme duraklarına, hediyelik eşya alınacak yerlere dönüştürülmüş.


Tarihi avlulu taş evlerinin restore edilerek güzel mekanlara dönüştürülmüş birçok örneğini gezmeye çalıştım.


Şu anda sadece birkaç sanat atölyesi bulunsa da sokak, Urla'nın en turistik noktalarından birisi.


Butik dükkanlar, el yapımı takılar, doğal sabunlar ve sanatsal objelerle benzersiz bir alışveriş deneyimi de sunuyor.



Urla İskele ve Çeşmealtı gezilerinden sonra Urla Merkezinde yarım günlük bir gezi çok hoş olabilir.


Urla Güveci ve Ege otları ile yapılan özgün yemeklerin, tatlıların sunulduğu '' Beğendik Abi Restoranı  '' tavsiye ediyorum. Urla gezi listenizde burası olur ise çok memnun kalacaksınız...
Urla İskelesi'nde, tarihi bir yapıyı kaçırmayın. Burası, 1900 yılında Urla'da doğan ve burada okula başlayan, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, Yunanlı şair Yorgo Seferis'in doğduğu ev. Burası bugün, Yorgo Seferis Residence adlı bir butik otel.
Ünlü Yunanlı şair, yazar, çevirmen ve diplomat '' Yorgo Seferis '' de aslen İzmirli. 1. Dünya savaşının çıkmasıyla birlikte ailesiyle Atina'ya dönmüş. 18 yaşında Paris'e hukuk okumaya gitmiş.
İzmir, Urla ve İskeleyi hiçbir zaman unutmayan Yorgo Seferis, İzmir'in yakılması olayından da  büyük üzüntü duymuştur. Meslek olarak diplomatlığı seçen Seferis çeşitli ülkelerde görev yapmış. 1940 - 1950 yılları arasında Ankara'da, Yunan Büyükelçiliği'ne müsteşar olarak atanmış. Yorgo Seferis Yunan Edebiyatında ' Simgeciliğin ' öncüsü. 1963 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi olmuş. Edmund Keeley Princeton ile 1968 yılında yaptığı bir söyleşide şairliğinde geldiği noktayı, İzmir günlerine ve yazlarını geçirdiği Urla'ya bağlamış ...
Onun o çok ünlü '' Yadsıma '' şiirini Urla sahilinde hatırlamakta fayda var...
Bir güvercin gibi ak,
O gizli kıyıda susadık öğle üzeri,
Ama tuzluydu sular,
Sarı kumların üzerine adını yazdık onun,
Ama bir rüzgar esti denizden ve silindi yazılar...
Nasıl bir ruh, nasıl bir yürek, nasıl bir istek ve tutkuyla yaşadık...
Yanılmışız,
Değiştirdik öyle yaşamayı,
'' Buğdaydan öğrendim şiiri '' diye yazmıştı, Necati Cumalı. Türkiye'nin en üretken edebiyatçılarından biri olan Necati Cumalı'nın Urla'da yaşadığı ev, restore edilerek Necati Cumalı Anı ve Kültür Evi olarak ziyarete açık.
İlk şiiri, 1939'da Urla Halkevi Dergisi'nde yayınlanan Cumalı, '' Susuz Yaz '', '' Zeliş '' ve '' Tütün Zamanı '' gibi eserlerinde, Ege'nin kasaba halkını, kırsalda yaşayan insanların sorunlarını ve toprak emekçilerini anlatır.
İzmir üzümlerin diyarı desek yanılmış olmayız. Urla'da yapılabilecek aktiviteler arasında son derece eğlenceli bir seçenek olan üzüm bağı gezisi, aynı zamanda leziz deneyimleri de beraberinde getiriyor. Urla Bağ Yolu Rotası üzerinde bulunan üzüm bağlarında üzümleri tadıp, şarap tadımı yapmak ayrıcalıklı bir aktivite. Her yıl Nisan ayında organize edilen ve Urla'nın gelenekselleşen festivallerinden biri olan Enginar festivalini de kaçırmamaya çalışıyoruz.
Urla Merkezi'nin tarihi sokaklarına doğru gezime devam ediyorum. Urla'da Malgaca Çarşısının dış bölümünde yer alan '' Mermer Çeşme '' belki de dünyanın en işlevsel anıtlarından biri. Varlığı ile kimseyi rahatsız etmeden kentle bütünleşmiş ve çevresine hizmet vermeyi hala sürdürüyor. Çeşmenin yapım tarihi 15 - 16. yüzyıllara kadar uzanıyor. Üzerindeki kitabeden, 1645 yılında Hacı Ahmet Ağa tarafından esaslı bir onarımdan geçirildiği, ihya edildiği anlaşılıyor. O tarihlerde çarşıda 200 kadar dükkan varmış.
Aslında Mermer Çeşme'nin bugünkü anıt durumuna gelmesi 1922 ertesinde olmuş. Kurtuluş Ordusunun kente 12 Eylül 1922'de girmesinin anısına, Belediye Meclisi çeşmeyi anıta dönüştürmüş. O tarihte çeşmenin üzerine eklenen mermer kolonun kaidesindeki Arap harfleriyle yazılmış kitabelerde bugünün Türkçesiyle '' Bağımsızlık kayıtsız şartsız ulusundur '' , '' Yaşasın Türkiye '' , '' Ayrıldık üzüldük, birleştik kurtulduk '' deniliyor. Bu özelliği ile anıt, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki alçak gönüllülüğü, kısıtlı olanaklarla yapılabilenleri yansıtıyor bir bakıma.




Urla merkezinde, tarihi ve mimari özellikleriyle önemli camiler bulunuyor. Önce '' Hacı Turan (Kapan) '' Camisine gittim. Yapının batıdaki ek mekanının girişinin üzerinde bulunan kitabeden caminin, Musa oğlu Hacı Turan tarafından 1553 - 1554 yılında inşa edilmiş olduğu anlaşılıyor.

Yapı, farklı dönemlerde inşa edilmiş üç ayrı birimden oluşuyor. Güney duvarına bitişik bir minaresi, güneyinde bir haziresi, kuzeybatısında ise 19. yüzyıl Urla ve çevresinin resmedildiği düşünülen kalem işi süslemelere sahip önemli bir şadırvanı bulunuyor.
Şadırvan içinde oturarak hemen üstümdeki benzersiz kalem işlerini hayranlıkla izledim.

Bir diğer güzel cami : '' Çarşı Hoca Ali Camisi '' . Caminin kitabesi günümüze ulaşmadığından yapım tarihi bilinmiyor. Yapı üslubundan 16. yüzyılda yapıldığı sanılıyor.
Evliya Çelebi bu camiden '' Çarşı içerisinde teferrucgah çınarı aliler ile hamamı müzeyyen olmuş kurşunlu ve kargir kubbeli bir müferrih camii zıbadır '' diye söz etmiş.
Gezdiğim son tarihi cami : '' Ulucami (Aydınoğlu İbrahim Bey Cami) oldu. Aydınoğlu Mehmet Bey oğlu İbrahim Bey adlı Aydınoğlu Beyi tarafından yaptırılan ve 14. yüzyılda başlayıp 15. yüzyılda yapımı tamamlanan cami Urla'nın kuruluşunda önemli değerlerinden olmuş.


Evliya Çelebi Seyahatnamesinde de sözü geçen ve tanımlanan cami ( Uçurum başında eski cami namıyla maruf olduğu, üç adet kubbesi, azimeleri kargirden ve kurşunla kaplı iki kapısı bulunduğu, abdest havuzu ile hizmet binaları bulunduğu) belirtiliyor.

Sübyan mektebi, hamamı ve şadırvanı da bulunuyor. Cami kesme taş ve tuğladan yapılmış. Cami ve eski külliyenin ortasında 300 yıllık olduğu tahmin edilen bir çınar ağacı da var.

Lokantalarının duvarında Tanju Okan fotoğrafı görmek, Necati Cumalı ya da Yorgo Seferis şiiri okumanın burada sıradan olduğu Urla'da karavan ile iki harika gün geçirdim. Urla'nın koylarını bir başka zaman gezme düşüncesi ile İzmir'e doğru dönüş yoluna çıktım...

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder