KARAVANIN KAPILARI URLA'DA AÇILDI (URLA / İZMİR)
Urla için İzmir'in en ulaşılabilir konumlarından biri diyebiliriz. İzmir şehir merkezinden 1 saat mesafede bulunan Urla, İzmir'in yakınlarında nereye gidelim diye düşündüğümüzde hep ilk tercihimiz oluyor. Yılın 12 ayı Urla'yı yaşamak için harika zaman. Masmavi denizi, yemyeşil doğası, kaliteli üzüm ve zeytin bağları, lavanta bahçeleri ile İzmir'in şirin ilçesi Urla, Ege'nin saklı cennetlerinden biri. Bu defa karavan deneyimi ile Urla'yı yaşamak için gece Urla İskele'ye geldim. Deniz kıyısındaki otopark neredeyse boştu. Önümde deniz olacak şekilde karavanı park ettim. Sabah uyandığımda bulunduğum yerin verdiği mutluluk, burada geçireceğim iki günün güzelliklerinin başlangıcı gibiydi.2025 yılının Aralık ayının ortalarında Urla, soğuk sabahlarından birini yaşıyordu. Güneş doğmamış, deniz ufku sisli - puslu görünüyordu.Urla, yılın her döneminde farklı güzellikler barındırıyor. İlkbaharda yemyeşil bağları, yazın tertemiz plajları, sonbaharda üzüm hasadıyla canlanan doğası ve kışın sakin sahil havasıyla her mevsim keşfedilmeye değer.
İster uzun bir tatil planlıyor olun ister bizim gibi hafta sonu kaçamağı için gelin Urla'nın sunduğu eşsiz deneyimler sizi dinlendirecek ve ruhunuzu tazeleyecektir.Urla sahilinde yürümek, tarihi sokaklarında dolaşmak bana her defasında; Tanju Okan'ı, Yorgo Seferis'i, Necati Cumalı'yı hatırlatıyor. Şimdi onları anmanın ve anlamanın da tam zamanı ...Urla bakmanın güzel olduğu yerlerdendir. Farklı yerlerinden Urla'ya bakmanın keyfini yaşıyorum.
Urla, çok bilinen Urla güveci ve katmerin dışında harika Ege lezzetlerini sunan nezih yeme-içme mekanlarına sahip. İzmir'in bu şirin ve güzel arka bahçesinin İskele Mahallesi'nde denizin hemen yanıbaşında yer alan restoranlar, zengin ot çeşitleri ve denizden çıkan ne varsa her gün servis ediyorlar.
Urla İskele sahilinden '' Çeşmealtı '' na doğru katmerin de verdiği enerji ve mutlulukla yürüyüşe başlıyorum.
Urla Yarımadası, 40 kilometrelik bir sahil şeridine, el değmemiş koylara ve 12 küçük adaya sahip. Özellikle, yarımadanın güneyinde, yedi kilometre mesafedeki Demircili Köyü yakınındaki koylar, Yağcılar ve Zeytinli kıyıları, temiz denizi ve bakir ormanlarıyla biliniyor. Ayrıca, Malgaca İçmeleri, Özbek ve Gülbahçe'deki şifalı sular da rağbet görüyor.
Kış aylarının başlarında olmamıza rağmen yazdan kalma bir hava var.'' Gelinkaya '' ve '' Gelinkaya Halk Plajı '' ne kadar sakin...
Uzun ve güzel bir yürüyüşle Çeşmealtı yol ayrımına geldim.
Piri Reis'in Kitab-ı Bahriyesi'nde, '' yufka sulu liman '' diye geçen, Çeşmealtı Mahallesi, 1980'lerde, sakin bir köy iken bugün; Plajları, tatil köyleri ve restoranlarıyla, hareketli bir tatil merkezi. Çeşmealtı'ndan Yassıca Ada'ya sefer yapan balıkçı tekneleri var.
Urla'ya bağlı sevimli bir semt olan Çeşmealtı'nda, yaz aylarında kalabalık sokaklarında bolca restoran, kafe ve bar seçeneğinin yanı sıra, alışveriş tezgahları da kuruluyor. Urla'da genellikle yazlık evlerin bulunduğu Çeşmealtı, aynı zamanda tekneler için bir yat limanına da sahip.
Urla Belediyesi'nin kafesinde kahve arası verdim. Temiz havanın ve denizin kokusunu içime çektim.
Urla'da eskiden Türkler, Yahudiler ve Rumlar yaşıyormuş. Bağcılık çok önemliymiş ve kaliteli üzümler, Avrupa'ya ihraç edilirmiş. 1920 öncesinde, Almanya, İngiltere ve Hollanda'ya deniz yoluyla kuru üzüm ihracatı, bugün artık eski canlılığını yitiren, Urla İskelesi'nden yapılırmış.1897'de bağlar bozulmaya başlar. 1922 sonrası, Zafer Caddesi'nin iki yanında sıralanan İngiliz, Fransız ve Rumlar'a ait ticarethaneler kapanır ve üzüm ticareti gerileyerek, yerini tütüne bırakır. Ticarethanelerin yerini de beton binalar almış. Bugün, Urla'nın nüfusunun büyük bir bölümünü, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya, Yunanistan ve Arnavutluk göçmenleri oluşturuyor.
Türk müzik tarihinin en önemli sanatçılarından olan Tanju OKAN bir Urla aşığıdır... Sanat yaşamı boyunca gezdiği onca şehir ve ülke arasında Urla'ya yazdığı şarkıda da belirttiği gibi : '' Gecenin, Egenin, İzmirin, denizin cenneti... '' olarak anlattığı Urla'ya yerleşmiş ve yine aynı eserde; '' Melek yüzlü gülen insanlar sevgisiyle sana koşarlar... '' dizelerindeki güzel dostlarıyla burada buluşmaya devam etmiş.
Tanju OKAN Urla da inzivaya çekilmemiş üretmeye ve Urla'nın kimliğine katkıda bulunmaya devam etmiş. Kadınım adlı teknesi, güler yüzü, hoş sohbeti ve unutulmaz sesiyle '' Gerçek bir Urlalı '' olan Tanju OKAN, Urla'ya yerleşip ömrünün son yıllarını burada geçirmiş.Urla İskele'de akşam oluyor. Akşamın telaşsız indiği Urla İskele Mahallesi, Ege'de balık keyfi yapılabilecek en güzel ve huzurlu kıyıların belki de en başında geliyor.
Karantina Adası'na bakan mekanlardan birine günbatımından önce oturmalısınız.
Adının kökeni üzerine, Urla kadar çok rivayete sahip bir yer daha var mıdır, acaba ? Bir rivayete göre, adını bölgede '' Vourla '' olarak anılan sazlıklardan alıyor. Vourla, antik çağdan beri, kargı, kamış gibi kendiliğinden yetişen ve eskiden burada balık tutmak için kullanılan bitkilere verilen ad. Bir diğer rivayet de Osmanlı Padişahı Mehmet Çelebi'nin komutanlarından İbrahim Bey sefere çıkarken, '' Uğurola '' diyerek uğurlandığı ve başarılı geçen seferin ardından da '' Komutanım uğurlu geldi '' denilmesinden türediği...
Bugün '' Eskinaziler'in Evi '' olarak bilinen bina sonra , 1924'te Hükümet Konağı olmuş. Eskinaziler, Urla'da bağları olan ve üzüm ticareti yapan Yahudi bir aileymiş. Eskinazi ailesinden Salvatore Eskinazi, bu bina hakkında şunları anlatıyor : '' Herkes bu binanın Eskinaziler'in evi olduğunu bilirdi. Hatta Rumlar bu ev yapılırken, ' Eskinaziler bu evi yaptırıyorlar ama bu ev yapıldıktan sonra iflas edecekler ' dediler. O kadar büyük bir binaydı çünkü. Dedem, iki kova altın lira aldı, onları eritti. Onlara inat olsun diye. ' Eskinaziler batmaz ' demiş. Benim büyük dedem hükümete ve fakirlere çok yardım eden bir insandı. O kadar ki Abdülhamid dedemi İstanbul'a çağırıp madalya verdi. ''
Urla'yı anlamak, hakkıyla tanımak için önce biraz okumak faydalı oluyor. Eski yerleşimler ve o ünlü Klazomenai kentinin parlak geçmişini öğrenmek, Urla'yı daha farklı görmeyi, daha çok sevmeyi sağlıyor.
1950 yılından bu yana Urla'da hizmet veren '' Girit Pastanesi 1950 '' nin çok tavsiye edilen tatlılarından tadarak yürüyüşe başlayacağım.Bu küçük ama özel tatlıcının vitrini kat kat tatlılar ile çok güzel görünüyor. Onlarca tepsi var ve hepsi günlük bitiyor. Ayrıca doğal ve kaliteli dondurmaları da var.Benim tercihim ise en çok tavsiye edilen '' bademli kazandibi '' oluyor.Bademli kazandibi bugüne kadar yediklerimin en iyilerinden ve çok lezzetliydi. Bu tatlıya : '' Kazandibili badem '' demek daha doğru olur diye düşünüyorum. Hafif kavrulmuş çiğ badem o kadar çok ve enfes bir tada sahip...
Urla'nın ticari hayatında önemli yere sahip olan '' Tarihi Arasta Çarşısı '' ve '' Malgaca Pazarı '' na doğru yürüdüm.
Malgaca Pazarı, 14. yüzyılda Türklerin bölgeyi fethetmesiyle birlikte bugünkü Urla Merkezinde kurulmuş. Başlangıçta '' Karye Pazarı '' olarak anılan ve geçmişten günümüze her zaman önemli bir Pazar olma özelliğini bünyesinde bulunduran Malgaca Pazarı ile birlikte Urla, iç ve dış ticarette büyük öneme sahip bir kent olmuş.
Malgaca Pazarı ve hemen bitişiğindeki Tarihi Arasta Çarşısı ile birlikte uzun yıllardan bu yana Urlalılara hizmet vermiş ve bugünde esnaflarıyla hizmete devam ediyor. Malgaca'da kurulan pazar, Urlalıların haftanın her günü alışveriş yapabildiği Arasta'ya hareketlilik katıyor. Turistlerin ve gezginlerin uğrak noktalarından.
Malgaca Pazarı ve Arasta'nın Arnavut kaldırımlı taş sokaklarında yürümek çok iyi hissettiriyor.
Burada hem taze sebze-meyve satılan tezgahlar, kuru gıdalar satılan tezgahlar, katmerciler, tatlıcılar, kahveler, pek çok tekstil ürünü satan veya tamir eden esnafların dükkanları canlı ve renkli görüntüler sunuyor.
'' Malgaca, sözün senet olduğu devirlerin simgesidir; dürüstlüğü, temizliği, hoşgörüyü hatırlatır ve yalnızca bu nedenle bile korunması gereken bir değerdir. '' diye yazıyor Urla Belediyesi'nin Malgaca Pazarı için çıkarttığı anı kitabında...
Eskiden İzmir - Çeşme yolunun geçiş noktası olan Zafer Caddesi, 2010 yılında resim galeriler ile seramik atölyelerinin açılması ve sanatçıların bir araya gelerek sanat festivalleri düzenlemeleri sonucu bugünkü halini almış. Bu yüzden de adı Sanat Sokağı olarak kalmış. Her Urla gezimizde mutlaka Sanat Sokağı'na geliyoruz ve her defasında daha gelişmiş ve renkli halde buluyoruz.
Dokusu bozulmamış taş evler restore edilerek avlulu ve bahçeli kafelere, yeme - içme duraklarına, hediyelik eşya alınacak yerlere dönüştürülmüş.
Tarihi avlulu taş evlerinin restore edilerek güzel mekanlara dönüştürülmüş birçok örneğini gezmeye çalıştım.
Şu anda sadece birkaç sanat atölyesi bulunsa da sokak, Urla'nın en turistik noktalarından birisi.
Butik dükkanlar, el yapımı takılar, doğal sabunlar ve sanatsal objelerle benzersiz bir alışveriş deneyimi de sunuyor.
Urla İskele ve Çeşmealtı gezilerinden sonra Urla Merkezinde yarım günlük bir gezi çok hoş olabilir.
Urla Güveci ve Ege otları ile yapılan özgün yemeklerin, tatlıların sunulduğu '' Beğendik Abi Restoranı '' tavsiye ediyorum. Urla gezi listenizde burası olur ise çok memnun kalacaksınız...Urla İskelesi'nde, tarihi bir yapıyı kaçırmayın. Burası, 1900 yılında Urla'da doğan ve burada okula başlayan, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, Yunanlı şair Yorgo Seferis'in doğduğu ev. Burası bugün, Yorgo Seferis Residence adlı bir butik otel.Ünlü Yunanlı şair, yazar, çevirmen ve diplomat '' Yorgo Seferis '' de aslen İzmirli. 1. Dünya savaşının çıkmasıyla birlikte ailesiyle Atina'ya dönmüş. 18 yaşında Paris'e hukuk okumaya gitmiş.İzmir, Urla ve İskeleyi hiçbir zaman unutmayan Yorgo Seferis, İzmir'in yakılması olayından da büyük üzüntü duymuştur. Meslek olarak diplomatlığı seçen Seferis çeşitli ülkelerde görev yapmış. 1940 - 1950 yılları arasında Ankara'da, Yunan Büyükelçiliği'ne müsteşar olarak atanmış. Yorgo Seferis Yunan Edebiyatında ' Simgeciliğin ' öncüsü. 1963 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi olmuş. Edmund Keeley Princeton ile 1968 yılında yaptığı bir söyleşide şairliğinde geldiği noktayı, İzmir günlerine ve yazlarını geçirdiği Urla'ya bağlamış ...Onun o çok ünlü '' Yadsıma '' şiirini Urla sahilinde hatırlamakta fayda var...
Bir güvercin gibi ak,
O gizli kıyıda susadık öğle üzeri,
Ama tuzluydu sular,
Sarı kumların üzerine adını yazdık onun,
Ama bir rüzgar esti denizden ve silindi yazılar...
Nasıl bir ruh, nasıl bir yürek, nasıl bir istek ve tutkuyla yaşadık...
Yanılmışız,
Değiştirdik öyle yaşamayı,
'' Buğdaydan öğrendim şiiri '' diye yazmıştı, Necati Cumalı. Türkiye'nin en üretken edebiyatçılarından biri olan Necati Cumalı'nın Urla'da yaşadığı ev, restore edilerek Necati Cumalı Anı ve Kültür Evi olarak ziyarete açık.
İlk şiiri, 1939'da Urla Halkevi Dergisi'nde yayınlanan Cumalı, '' Susuz Yaz '', '' Zeliş '' ve '' Tütün Zamanı '' gibi eserlerinde, Ege'nin kasaba halkını, kırsalda yaşayan insanların sorunlarını ve toprak emekçilerini anlatır.
İzmir üzümlerin diyarı desek yanılmış olmayız. Urla'da yapılabilecek aktiviteler arasında son derece eğlenceli bir seçenek olan üzüm bağı gezisi, aynı zamanda leziz deneyimleri de beraberinde getiriyor. Urla Bağ Yolu Rotası üzerinde bulunan üzüm bağlarında üzümleri tadıp, şarap tadımı yapmak ayrıcalıklı bir aktivite. Her yıl Nisan ayında organize edilen ve Urla'nın gelenekselleşen festivallerinden biri olan Enginar festivalini de kaçırmamaya çalışıyoruz.Urla Merkezi'nin tarihi sokaklarına doğru gezime devam ediyorum. Urla'da Malgaca Çarşısının dış bölümünde yer alan '' Mermer Çeşme '' belki de dünyanın en işlevsel anıtlarından biri. Varlığı ile kimseyi rahatsız etmeden kentle bütünleşmiş ve çevresine hizmet vermeyi hala sürdürüyor. Çeşmenin yapım tarihi 15 - 16. yüzyıllara kadar uzanıyor. Üzerindeki kitabeden, 1645 yılında Hacı Ahmet Ağa tarafından esaslı bir onarımdan geçirildiği, ihya edildiği anlaşılıyor. O tarihlerde çarşıda 200 kadar dükkan varmış.Aslında Mermer Çeşme'nin bugünkü anıt durumuna gelmesi 1922 ertesinde olmuş. Kurtuluş Ordusunun kente 12 Eylül 1922'de girmesinin anısına, Belediye Meclisi çeşmeyi anıta dönüştürmüş. O tarihte çeşmenin üzerine eklenen mermer kolonun kaidesindeki Arap harfleriyle yazılmış kitabelerde bugünün Türkçesiyle '' Bağımsızlık kayıtsız şartsız ulusundur '' , '' Yaşasın Türkiye '' , '' Ayrıldık üzüldük, birleştik kurtulduk '' deniliyor. Bu özelliği ile anıt, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki alçak gönüllülüğü, kısıtlı olanaklarla yapılabilenleri yansıtıyor bir bakıma.Urla merkezinde, tarihi ve mimari özellikleriyle önemli camiler bulunuyor. Önce '' Hacı Turan (Kapan) '' Camisine gittim. Yapının batıdaki ek mekanının girişinin üzerinde bulunan kitabeden caminin, Musa oğlu Hacı Turan tarafından 1553 - 1554 yılında inşa edilmiş olduğu anlaşılıyor.
Evliya Çelebi Seyahatnamesinde de sözü geçen ve tanımlanan cami ( Uçurum başında eski cami namıyla maruf olduğu, üç adet kubbesi, azimeleri kargirden ve kurşunla kaplı iki kapısı bulunduğu, abdest havuzu ile hizmet binaları bulunduğu) belirtiliyor.

























































































































































































Hiç yorum yok :
Yorum Gönder