ZEKİ MÜREN'İN BODRUM'DAKİ MÜZE EVİ'NDE ANILARA YOLCULUK ... (KARAVAN GÜNLÜKLERİ) (BODRUM / MUĞLA)
Bodrum'dan ayrılmadan önce son gezi durağıma doğru yürüyerek '' Kumbahçe Plajı '' na kadar geldim. Buradan Atatürk caddesine doğru çıkan güzeller güzeli sokak da '' Sanat Güneşimiz '' , '' Bodrum'un Paşası '' , '' Türkiye'nin Efsanesi '' Zeki Müren'in evi var. Göz kamaştırıcı şarkıcımız ve yıldızımız Zeki Müren'in eskiden Bodrum'daki evi olan, sıra dışı Zeki Müren Müzesi'ni ziyaret etmek için sabırsızlanıyorum. Kalplerimizde doğan ve hiç batmayan bir güneş olan Zeki Müren'in evinde geçirdiğim yarım günde gördüklerimi ayrı bir yazıda paylaşmak istedim.
Zeki Müren'in evinin dış kapısından girelim ve nazar boncukları ile dolu merdivenlerinden çıkalım.
'' Sevgi dolu bir dünyam var ... Dört yanımda tüm insanlar ... Dünya malı neye yarar ? ... Dostluklarla yaşıyorum ... '' Zeki Müren'in bu şarkısındaki sözleri ne kadar anlamlı ve güzeldir. Zeki Müren, tüm servetini TSK Mehmetçik Vakfı'na ve Türk Eğitim Vakfı'na bağışlamış. Bağışı sayesinde yüzlerce çocuk eğitimine devam edebilmiş ve 2002 yılında Mehmetçik Vakfı ve TEV, Bursa'da Zeki Müren'in adına bir Güzel Sanatlar Lisesi yaptırmışlar.Daha yolda yürürken ve evini dışarıdan gördüğüm de Zeki Müren'i hissettim. Sanat Güneşimiz, benim içinde özel ve önemli bir yere sahiptir. Evin dış kapısından girip, nazar boncuklu merdivenlerden çıkıp, ön bahçeden Bodrum'u seyredip, otomobilini ve heykelini gördüğümüze göre artık evin içine girme vakti geldi. Kapıdan adım attığım anda beni, Zeki Müren'in en güzel şarkıları karşılıyor. Arka fonda Zeki Müren'in muhteşem sesi evin her yerinde eşlik ediyor...Bu kapıdan girdikten sonra; acele etmeden, detayları atlamadan, özel eşyalarını inceleyerek rüya gibi bir yaşam yolculuğuna tanık oldum. Yaşamının en başından, sonuna kadar olağanüstü bir yıldızın sönmeyen parıltıları ile anları adeta yaşıyor gibi oldum.
6 Aralık 1932'de Bursa'da dünyaya gelir. Annesi ev hanımı Hayriye Hanım, babası kereste tüccarı Kaya Müren.
Daha sonraları hayatını etkileyen, küçük Zeki'nin çocukluğunda Bursa'ya gelen ve hayranlıkla izlediği çadır tiyatrolarının gösterileri olmuş. Bu tiyatroların İstanbul'dan geldiğini öğrenince daha o yaşlarda İstanbul'da yaşama özlemi başlar. Babaannesi Hayriye Hanım'ın rahatsızlığı nedeniyle her yıl onunla birlikte Tuzla İçmeler'e giden Zeki Müren'in İstanbul'a ilgisi giderek artar.
Annesinin yardımlarıyla alfabeyi 5 yaşında söker. O yaşta, üzerlerine büyük harflerle ismini yazdığı plaklar hazırlamış. Evlerinin bahçesinde hayali dinleyicilerine konserler verirmiş.
Şöminenin üzerinde bulunan yağlı boya tabloda ise Osmanlıca 1329 tarihi yer alıyor.
Ortaokulu birincilikle bitiren Zeki Müren ailesini ikna ederek İstanbul Boğaziçi Lisesi'ne yatılı olarak kayıt yaptırmış. 1946 yılında liseye başlayan Zeki Müren ilk bestesini 1949'da yapar. Acemkürdi makamında bestelediği bu şarkı radyoda Suzan Güven tarafından okunduğunda dikkatleri çekmeye başlar. Zeki Müren o sıralar Boğaziçi Lisesi'ne müzik dersleri vermeye gelen değerli bestekarlar Şerif İçli ve Kadri Şençalar'ın derslerini takip etmekteydi. Müziğin yanı sıra edebiyat ve resim sanatına da olağanüstü ilgi duyan Zeki Müren o günlerde Yeşilçam'ın ünlü rejisörü Arşivir Alyanak'ın babası Agopos Efendi'den nazariyet dersleri almakta, Şerif İçli'nin evine giderek musiki derslerini sürdürmekteydi.Zeki Müren'e hayranlarından gelen mektupların zarfının üzerine; '' Sanat Güneşi - Bodrum '' yazılması yeterliymiş. Zarfın adres kısmına bunu yazdığınızda Kumbahçe Mahallesi, Zeki Müren Caddesi 11 numaraya ulaşıyormuş... Sade döşenmiş mutfak bölümündeyim. Zeki Müren'in hiç sabah kahvaltısı yapmadığını öğrendim. Bir günde iki öğün yemek yermiş.
Disiplini, tutkusu, çalışkanlığı ile sanatın bir çok dalında eserler vermiş Zeki Müren'in dünya çapında bir yıldız olması tesadüf değil. O, benzersiz bir yaşam öyküsü, gençlerimize örnek olmuş vizyon sahibi bir kişi.
Bu ilk canlı yayın büyük yankılar uyandırır. Radyonun önü akın akın gelen insanlar ile dolar.
İlk plağını 1950 yılında doldurur. Artık Zeki Müren'i bütün Türkiye dinliyordu.

Zeki Müren'in yatak odasının önüne geldim.
Zeki Müren yatak odasını İstanbul' daki evinden getirmiş. Yatak odası takımının bakımı yapılarak sergilemeye konmuş. Vitrinlerde bulunan eşyalar sanatçı tarafından kullanılmış.
Zeki Müren'in ünlü diyet bisikleti de yatak odasında.
1984 yılında TRT 'nin yaptığı bir programın videosunu izlemiştim. Programda bir kadın hayranı telefon ile Zeki Müren'i arıyor ve soruyor : '' Zeki Bey, siz günlük yaşantınızı nasıl devam ettiriyorsunuz ? ''
Zeki Müren cevaplıyor : '' Efendim, çok az uyuyorum. Dört saat uyku bana yetiyor. Kahvaltı etmiyorum. Sabah jimnastiği yapıyorum önce, havalar müsait olduğu zaman Belgrad Ormanlarında 5 km yürüyordum. Şimdi tabii ev idmanlarına önem veriyorum. Pedal çeviriyorum, kürek çekiyorum ve bel kemeriyle masaj yapıyorum efendim. ''
'' ... Sonra, telefonlara cevap veriyorum. Gelen mektupları cevaplandırmaya çalışıyorum, resim isteyenlere resim imzalıyorum. Öğle yemeğinde rejim yemeği yiyorum, yani özel hazırlanmış perhiz yemekleri. ''
'' ... Öğleden sonra günlük işlerimle uğraşıyorum. Bazen video seyrediyorum. Kendi filmlerimi seyretmek çok hoşuma gidiyor. Çoğunun videosu var bende kaset olarak. Ve televizyondaki dizilerin beni enterese edenlerini izliyorum. Ondan sonra da herkes gibi ilaçlarımı alıp yatıyorum. ''
İzmir de Efes Otel'in meşhur havuzunun önünde klasik bir karede Zeki Müren, Gönül Yazar, Müzeyyen Senar görülüyor.
Zeki Müren, uyumadan önce koyu renkli perdeleri kapatarak odayı karartır, elektronik cihazların fişlerini prizden çektirir, gözlerini kapatan maske takar ve tam bir sessizlik istermiş.
Üst kata çıkan merdivenin bulunduğu yerde geniş bir hol var. Burada Zeki Müren'e ait radyolar, teypler, pikaplar, kayıt cihazları ve diğer elektronik aletler sergileniyor.
Bu geniş hol ve merdivenden öyle hemen yukarıya çıkmak kolay değil. Çünkü her yerde Zeki Müren'e ait eşyalar ve Zeki Müren var...
Filmlerine devam eden ve Akademiyi bitiren Zeki Müren, yoğun gazino teklifleri karşısında ilk kez 26 Mayıs 1955' de sahneye çıkmış.
Saz sanatçılarına tek tip kıyafet, T biçimli sahne, perde, dekor, her beş eserde kostüm değiştirme gibi yenilikler ile sahneye çıkan Zeki Müren büyük ilgi ve beğeni görür. Aynı yıl '' Manolya '' adlı bestesi ile ilk altın plağını alır.
Lise yıllarında ilk bestesi '' Zehretme bana hayatı cananım '' şarkısını yapar ve bu şarkı İstanbul Radyosu'nda okunduğunda 17 yaşındaymış.
Akrostişle kendi adını yazdığı ilk şarkısını (Kürdilihicazkar) onun el yazısından görmek heyecan verici..
Zehretme bana hayatı cananım
Elemlerle doldu benim her anım
Kaderinle yanıp sönse de canım
İnan ki ben sana yine hayranım
1 Ocak 1951'de aniden hastalanıp gelemeyen Perihan Altındağ Sözeri'nin yerine konser vermek için radyoya çağırılınca, bu 45 dakikalık konser Zeki Müren'in hayatının dönüm noktası olur. Radyo evinin telefonlarını bu farklı sesin sahibini öğrenmeye çalışan insanların aramaları ile kilitlemiş...Televizyondan önce hayat radyoyla yaşanır, saatler radyoya göre ayarlanırmış. Ülkede ve dünyada olup bitenlerin radyodan öğrenildiği yıllar. Küçük el radyolarından, koca dolap boyundaki '' möbleli '' radyolara kadar, her ailenin bir radyosu varmış. Dedemlerin 1945 yılından kalma radyosu bana hep o yılları çağrıştırır. Dedem, Babaannem ve Babam o yıllarda canlı yayınlanan Zeki Müren konserlerini radyo başında nasıl beklediklerini ve nasıl keyifle dinlediklerini hep anlatmışlardır.
Askerliğini 1957 - 1958'de yedek subay olarak Ankara Piyade Okulu, İstanbul ve Çankırı'da tamamlamış. Türkiye'nin batmayan Sanat Güneşi, her yeri aydınlatmaktadır.
Türkiye'nin yıldızı, bir yıldız gibi parlamaktadır ve yıldızların arasındadır ...
Zeki Müren, gördüğü ulusal ilginin yanında uluslararası alanda da dikkati çekerek, 1976'da Londra'daki Royal Albert Hall'da konser verir ve bu salonda sahne alan ilk Türk sanatçı olur. Maksim Gazinosu sahnelerinde, aralıksız 11 yıl Behiye Aksoy ile dönüşümlü sahne alır.
Askerliğini 1957 - 1958'de yedek subay olarak Ankara Piyade Okulu, İstanbul ve Çankırı'da tamamlamış. Türkiye'nin batmayan Sanat Güneşi, her yeri aydınlatmaktadır.
Türkiye'nin yıldızı, bir yıldız gibi parlamaktadır ve yıldızların arasındadır ...
Zeki Müren, gördüğü ulusal ilginin yanında uluslararası alanda da dikkati çekerek, 1976'da Londra'daki Royal Albert Hall'da konser verir ve bu salonda sahne alan ilk Türk sanatçı olur. Maksim Gazinosu sahnelerinde, aralıksız 11 yıl Behiye Aksoy ile dönüşümlü sahne alır.
Zeki Müren'in ilk 33'lük plakları ise 1960'ların başlarında ABD ve İsrail'de yayınlanmış. '' İlk Amerika'ya gidişimde New York caddelerini gezerken bir plakçı vitrininin en önünde kendi long playime rastlayınca sevinçten uçmuştum. Türkiye'den giden 78 devirli plaklarımdan derlenmiş ve orada basılmıştı. '' diye anlatmış.
Nihayet, Zeki Müren'in evinin üst katındayım.
Zeki Müren'in 1953 yılında Cahide Sonku ile çevirdiği ve gişe rekorları kıran '' Beklenen Şarkı '' filminde 10 kadar bestesi de yer almış ve seslendirmesini de kendi yapmış. Zeki Müren ,21 adet daha gişe rekorları kıran film çevirir.
Zeki Müren sanat hayatı boyunca dönemin en ünlü gazinolarında sahne alır. Batı müziği sanatçılarının gazinolarda çalışmalarına da yardımcı olur.
Üst kattaki salona ve odalara açılan büyük hol çok etkileyici detaylara sahip.
Tavanda gökyüzüne açılan vitray detayı çok göz alıcı ve muhteşem...
Fark yaratan güzel detaylar zeminde de devam ediyor. Balık figürü de benzersiz...Zeki Müren'in çok sayıda resim ve desen çalışması evin her yerinde. Bu özelliğini evi gezerken öğreniyorum.
Zeki Müren, bu eserlerinin kimini sergilemiş bir zamanlar. Genelde sulu boya ve guaj çalışmaları görülüyor.
Desenlerine verdiği isimler ilgimi çekiyor, Zeki Müren'in naif ve şairane yapısına uyan isimler... '' Çiçekler Hep Çilelidir... '' , '' Her Sabah Ağlarım... '' , '' Mecnun'a Öğüt... '' , '' Hani Okyanuslar Uçsuz Bucaksızdı ?... '' , '' Sindirella'nın Perdesi... '', '' Göğsüne Leylak Takma Dedim... '' ve daha nice güzel çalışmaları...
Zeki Müren 1955'te '' Manolyam '' adlı şarkısıyla Türkiye'de ilk kez verilen Altın Plak Ödülü'nü kazanır. Müzik yaşamını 300 kadar beste, 600 plak ve kaset ile taçlandıran Zeki Müren dillerden düşmeyen bir çok esere imza atarak bir döneme ve geleceğe damgasını vuracaktı.
Plak, film, beste, şiir, ve desinatörlük gibi çalışmalarını sürdürürken gelen tiyatro teklifi ile yönetmenliğini Cüneyt Gökçer'in yaptığı '' Çay ve Sempati '' adlı piyesle 1960 yılında sahne alır.
Yine 1984 yılında televizyonda yayınlanan programda gazeteciler sorular soruyorlar.
'' Gerçek anlamda sanatçıyı bize tanımlar mısınız ? ''
Zeki Müren cevaplıyor : '' Gerçek sanatçı tanrının lütuflarıyla doğan ve kadirşinas halkın alkışlarıyla beslenen nadide bir çiçektir. Gerçek sanatçı kendini topluma adayan kişidir. Sanatçı kendi hayatını yaşayamayan sorumlu insandır. Sanatçı her saniyesi ölçülü ve mesuliyet dolu bir varlıktır. Gerçek sanatçı nice uzun yılların yükünü omuzlarında taşıyan bir ağır işçidir. Sanatçı topluma mutluluk veren, ıstırapları neşeye çeviren insandır. Sanatçı her kalpte dolaşan kandır. Bir toplumun kalitesi yetiştirdiği gerçek sanatçılarla ölçülmektedir. Ve de sanatçı çok sabırlı olmalıdır, her nimetin bir külfeti vardır çünkü ... ''
Zeki Müren'in hayranlarından '' Fatoş Annesi '' ve '' Meloşu '' onda unutamayacağı anılar ve derin izler bırakmışlar. Her ikisi içinde yazdıklarını okumak Zeki Müren'in iç dünyasının kapılarını biraz daha aralıyor...'' ... Benim için sanat hayatım süresince en kutsal, en temiz, en saf ve platonik, dünya çapında bir aşk bu... Hayatımda daha vefakar, daha gerçekçi seven, öldüğüm an benimle birlikte ölebilecek kudrette hakiki aşkı yaşayan kutsal bir hanımdır... Bana ' ilahım ' diye hitap etmiştir 1955 yılından bu yana... Ben hep estağfurullah demişimdir. Çünkü insanlar ilah olamazlar... '' '' ... Fatoş Anne, yıllardır konserlerimin, bilhassa matinelerimin ' maskotu ' olan ve her ' çarşamba - pazar ', en önde sağda oturan 80 yaşına yakın nur gibi, tatlı, minik bir ihtiyardı.. Yok .. bu sözümü geri aldım ihtiyar değildi o ... Gönlü taptaze, musikiyi taparcasına seven, şarkılardan gıda alan (menekşe), yüzlü bir ' sanat ninesi ', idi. Hepiniz tanırsınız ' Fatoş Anneyi '. Hani her sezon açılışımda kurbanlar kestirip alnıma kanını basarken resimlerimiz çıkardı gazetelerde.. Yürüyemediği günlerde kucakta getirirlerdi bu vefakar (dinleyici meleği) en öndeki senelerdir değişmeyen yerine.. Evet.. İşte bir gece evvel o nur yüzlü, o ipek saçlı ' maskotumun ' , ağır hasta olduğunu eve bildirmişlerdi. Filmimin gece sahnelerinden sabaha karşı eve dönünce öğrendim durumu.. Uykuma dalar dalmaz gördüğüm rüya ile fırlayışımdan ve içimde duyduğum sızıdan hisseder gibi oldum her şeyi. Bahçemde artık tek - tük kalmış (sabah kokan) güllerden iki tane kopardım.. Taksi yürümüyordu.. Şoför yabancı idi. Yollar mı bozuktu ? .. Sabahın sisi mi duvar örüyordu yolumuza ?.. Hiç biri değil tabii.. Akaretlerdeki birinci katın önüne varınca içeride yanan elektrik bile ağlıyor gibi geldi.. ' Fatoş Anne ' , biraz evvel bir kuş gibi ruhunu teslim etmişti.. dudaklarında bir tebessüm vardı. Hani şarkılarımı dinlerken ki gibi.. Ev halkı bitkindi.. Sarı güllerin üstündeki şebnemlere karıştı gözyaşları, gözyaşlarım.. Ertesi gün ' son kutsal vazifemi ' yaptım Fatoş Anneye.. Toprak serindi.. Toprak simsiyahtı, toprak ağırdı.. Elimdeki küreğin direnir gibi bir hali vardı... '' Zeki Müren'in duygularının ifadesinin tamamını yazmak mümkün değil, isterseniz gazeteye yazdığı yazının tamamını görüntüden okuyabilirsiniz...
Gazeteciler bir başka soruyu soruyorlar : '' Sayın Müren 34 yıldır şöhret size çok şey getirdi ya götürdükleri ? ''
Zeki Müren cevaplıyor : '' Şöhret bana yüce halkımızın teveccühleri ile büyük alkışlarını kazandırdı. Elbette bu meyanda maddi durumumu kazandırdı. Ve yıllarca eksilmeyen halkın artan sevgisini kazandırdı. Her şey karşılıklıdır. Ben de çok sevdim, çok saydım dinleyicilerimi, izleyicilerimi. Mukabilinde bedelini kalbimle ödedim, maalesef... Kalbim yoruldu. Ve bu olay 25 sene süren sahne stresinden ileri geliyor dedi doktorlar bana. Ve dört senedir sahnelere veda ettim. Kalbimi verdim. Çok şey aldım. Ama kalbimi verdim efendim ... ''
1965 yılında Zeki Müren kapak tasarımını da yaptığı, 100 kadar şiirin yer aldığı '' Bıldırcın Yağmuru '' adlı şiir kitabını yayınlamış. Onunla ilgili yeni şeyler öğrenmeye devam ediyorum.Zeki Müren tam bir devrimci imiş. Cemal Süreya'nın 1989'da yazdığı '' Zeki Müren'in Ünü '' başlıklı denemesinde aktardığı gibi klasik Türk müziğine arabeski de, valsi de, hafif müziği de ilk o getirmiş. Sanat yaşamının sonuna kadar Zeki Müren, dönemin en çok konser veren ve en çok ödül alan sanatçısı olmuş.
1970'li yıllarda sağlığı bozulmaya başlayan Zeki Müren safra kesesi, böbrek, şeker, yüksek tansiyon ve kalp yetmezliği ile boğuşuyordu. İlk kalp krizini 1980'de Kuşadası'nda, ikincisini 1983'te Paris'te yaşar.
Zeki Müren, yılların yorgunluğu ile sarsılan sağlığına önce Türkiye sonra ABD'deki hastanelerde deva aradı. Türkiye'ye dönünce sağlığı açısından uygun gördüğü Bodrum'a yerleşti. Zeki Müren Bodrumda 1980 - 1996 yılları arasında 16 yıl yaşamış. Hastalığı nedeniyle hayatının özellikle son 6 yılında sahne hayatından ve medyadan uzaklaşarak Bodrum'daki evinde inzivaya çekilir. Zeki Müren bu dönemi '' kendini dinlemek '' olarak tanımlamış.
TRT Televizyonu 1996 yılında Zeki Müren ile ilgili kapsamlı bir belgesel yapımı kararı alıyor. Zeki Müren'in doğumundan, Bodrum'daki güncel yaşamına kadar yaşam hikayesi, en güzel şarkıları ve Zeki Müren'in kendi anlatımıyla ortaya harika bir çalışma çıkıyor. Son bölüm ise ülkenin yasa büründüğü Zeki Müren'in trajik ölümüne tanık oluyor... '' Batmayan Güneş '' adındaki belgesel 5 saat 15 dakika sürüyor. Bodrum Yarımadası gezisine başlamadan çok önce bu belgeseli izledim ve yer yer notlar aldım. Bu belgesel Zeki Müren'i çok daha iyi tanımama neden oldu. Batmayan Güneş belgeselinin tamamını Youtube'dan sizlerde benim gibi izlerseniz mutlaka bana hak vereceksiniz. Zeki Müren'in Bodrum'daki evinin üst katında devam eden gezimde Zeki Müren'in bu belgeselde kendi sesinden anlatımları ile devam etmek istiyorum. Anılar içinde dolaşırken Zeki Müren anlatsın biz de dinleyelim...Zeki Müren belgeselde anlatıyor : '' ... Binlerce, on binlerce, kanayana kadar alkışlayan ellerden sonra; bir yatak odası ve dört duvar, bir ayna... Elbette ki, yavaş yavaş başlayan bir bunalım, uzun yıllar sonra günde 34 ilaç ve 2 insülin iğnesi ve bununla yaşayan yapayalnız, Evet... hayret edeceksiniz ama, yapayalnız bir Zeki Müren ... ''
'' ... Ortaokulu bitirdikten sonra Bursa bana adeta dar gelmeye başladı. Büyük şehre taşmak arzusuyla yanıyordum. Büyük şehir tabi ki İstanbul'du. Babama rica ettim ve İstanbul'da Boğaziçi Lisesi'ne yazıldım. Boğaziçi Lisesi'ni birincilikle bitirip Kabataş Lisesi'nde verdiğim olgunluk imtihanlarımı da pekiyi ile kazandıktan sonra o zaman sınavla öğrenci kabul eden tek okul Güzel Sanatlar Akademisi'ne, şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi, imtihanları kazanıp girdim ve akademi günleri başladı. Ne tesadüftür ki, İstanbul Radyosu'nun açtığı ve çok büyük bir jüri heyetinin huzurunda 186 kişiden bir tek benim kazandığım solist sınavına elbette ki başım dönerek girdim, sendeleyerek çıktım. Sevincim sonsuzdu, jüri heyetinin gözlerindeki takdiri okuyordum. Adeta başım dönüyordu ve bana seans verilecek günü kalbim gümbürdeye gümbürdeye bekliyordum. ''
Zeki Müren aynı zamanda Türk basınında uzun yıllar seyahat yazıları kaleme almış ilk ve tek sanatçıymış. Görseldeki küpür 1960 yılına ait.
Zeki Müren, Ayten Alpman ile yan yana..Zeki Müren'in 1955 yılında sahne çalışmalarına başlaması üzerine gazete ve dergilerde yayınlanan karikatürlerinden biri..'' ... Radyonun kapısına insanlar ve arabalar dolmuştu. Canlı neşriyat, tabii o zaman bant kayıt yok. Zaten ben İstanbul Radyosu'nda 12 sene canlı neşriyat yaptım. Canlı neşriyatın heyecanı çok başkadır, mesuliyeti de tabii çok büyüktür. Kimdi bu çocuk ? diyorlardı. Gevrek, genç, tenor bir ses. Acaba kadın mıydı ?, erkek miydi... ? aralarında iddia gidenler olmuş. Alın yazısında ne yazıyorsa o oluyor Efendim ... ''
'' ... Anadolu'dan net dinlenemeyen İstanbul Radyosu. O zaman Ankara Radyosu'nun tüm Anadolu'ya hakim olduğu yıllar.. Ve tesadüfe bakınız; o hafta Şükrü Tunar Bey'in beni okuldan alıp, Yeşilköy'deki plak fabrikasına götürüp, kendi eseri olan '' Muhabbet Kuşu '' nu plak okutması beni tüm Anadolu'ya tanıttı. Çünkü, yeni biri çıkmış, İstanbul Radyosu Marmara Bölgesi haricinde cızırtılı dinleniyor diyelim. Ama ' Muhabbet Kuşu ' Plağı öyle değil. Edirne'den Ardahan'a her tarafta plak rekoru ve de beni ilk tanıtan şarkım ' Muhabbet Kuşu ' ''
'' ... Bestekarlık, şairlik, ressamlık, icracılık olur da film çevirmeden bırakırlar mı adamı ? Hadi Zekicik dedim, ha gayret.. Ben de zaten çocukluğumdan beri hevesliyim. Evimde yaptığım 5 yaşından itibaren çocuk müsamereleri bu filmlerin ve tiyatroların ilk provalarıydı. Efendim, ilk filmim '' Cahide Sonku '' isimli İlahenin karşısında oynamaktı. Yani ' Beklenen Şarkıydı ' ''
Zeki Müren, Ayten Alpman ile yan yana..Zeki Müren'in 1955 yılında sahne çalışmalarına başlaması üzerine gazete ve dergilerde yayınlanan karikatürlerinden biri..'' ... Radyonun kapısına insanlar ve arabalar dolmuştu. Canlı neşriyat, tabii o zaman bant kayıt yok. Zaten ben İstanbul Radyosu'nda 12 sene canlı neşriyat yaptım. Canlı neşriyatın heyecanı çok başkadır, mesuliyeti de tabii çok büyüktür. Kimdi bu çocuk ? diyorlardı. Gevrek, genç, tenor bir ses. Acaba kadın mıydı ?, erkek miydi... ? aralarında iddia gidenler olmuş. Alın yazısında ne yazıyorsa o oluyor Efendim ... ''
'' ... Anadolu'dan net dinlenemeyen İstanbul Radyosu. O zaman Ankara Radyosu'nun tüm Anadolu'ya hakim olduğu yıllar.. Ve tesadüfe bakınız; o hafta Şükrü Tunar Bey'in beni okuldan alıp, Yeşilköy'deki plak fabrikasına götürüp, kendi eseri olan '' Muhabbet Kuşu '' nu plak okutması beni tüm Anadolu'ya tanıttı. Çünkü, yeni biri çıkmış, İstanbul Radyosu Marmara Bölgesi haricinde cızırtılı dinleniyor diyelim. Ama ' Muhabbet Kuşu ' Plağı öyle değil. Edirne'den Ardahan'a her tarafta plak rekoru ve de beni ilk tanıtan şarkım ' Muhabbet Kuşu ' ''
'' ... Bestekarlık, şairlik, ressamlık, icracılık olur da film çevirmeden bırakırlar mı adamı ? Hadi Zekicik dedim, ha gayret.. Ben de zaten çocukluğumdan beri hevesliyim. Evimde yaptığım 5 yaşından itibaren çocuk müsamereleri bu filmlerin ve tiyatroların ilk provalarıydı. Efendim, ilk filmim '' Cahide Sonku '' isimli İlahenin karşısında oynamaktı. Yani ' Beklenen Şarkıydı ' ''
Her nağmesinde kalbin en ince telini titreten, her nefesinde ruhu sükunete erdiren bir mucize gibidir Zeki Müren'in sesi...
Zeki Müren engin müzik bilgisi ve eşsiz sesinin yanı sıra alışılmış kalıpları zorlayan elbiseleri, saç modelleri, makyajı, sahne dekorları ile de halkın ilgisini sürekli olarak üstünde tutmayı başarmış. Evinin 2. katında ışıltılı sahne kıyafetleri ve özel eşyaları sergileniyor.
'' ... Sahneye renkli ark ışıklarını vurdurtmak ilk bana nasip oldu naçizane. Ve kostümlerimde büyük değişiklikler yaptım. Mesela; smokinden yakaları işlenmiş bir kostüme geçtim. Bir sezon sonra Türk motifleriyle bezenmiş - ki bunları naçizane kendim çiziyordum - başka bir smokin giydim. Ondan sonra daha fazla renkli, işlemeli, modern desenli kostümler giymeye başladım. Yine konserimin başında siyah bir smokin kullanıyordum, sonraki şarkılarda 4-5 kostüm değiştirmeye başladım. Ve bunlar pelerinlere hatta mini şortlara kadar gitti... ''
'' ... Halkımız hoş karşılamasaydı bunları giymezdim. Müstehzi bir bakış sezseydim zaten hemen keserdim bu işi ve smokinle konserlerime devam ederdim. Altın plak armağanını 1955 senesinde ' Manolya ' isimli bestemle ilk alan sanatçı naçizane bendenizim Efendim.. ''
'' ... 26 Mayıs 1955 yılında sahne konserlerim başladı. Sahnede giydiğim ilk beyaz frak, ilk bordo smokin ve papyonuma işlettiğim küçük bir inci birçok söylentilere yol açtı. Fakat bugün birçok sanatçı bunu tatbik ettiğine göre demek öncülüğünü yaptığım için memnun olmam gerekiyor. Bir de ben talebeyken tatil günlerinde diğer sanatçıları dinlemeye birçok gazinoya gitmiştim. Saz heyeti değişik kostümlerle sahneye çıkıyorlardı. Diyordum ki içimden : Bir gün sahneye çıkarsam ki bundan emindim çıkacaktım okul bitince.. Saz heyetine bir forma giydirmek. Yaz konserleri olduğu için bu siyah smokin olamazdı gayet tabi ki, Mavi ceket, gri pantolon ve lacivert papyon olarak saz heyetine ilk aynı biçim ve renkte formayı ben giydirmiş oldum. Önce itiraz edenler oldu mesela; merhum büyük üstad 'Selahattin Pınar ' Bey: Ben giymem dedi önce.. Rica ettim, 'üstadım dedim, siz çok şıksınız. Gerçekten çok şık giyinen bir insandı Pınar. Nolur dedim kırmayınız, diğer sanatçılara örnek olunuz..' Peki dedi Evladım, ben de aynı elbiseyi giyicem dedi, kabul etti. ''
'' ... Sahnede okuduğum ilk şarkı ' Var mı hacet söyleyin ey gülşenim, ben kulunum sen efendimsin benim ' isimli Nikolas Ağa'ya ait muhayyer kürdi şarkıdır. Ve aynı gece programımı ' Asmalarda kol uzatmış dallere ' isimli bir türkü ile bitirmiştim. Sonra sahne konserlerim devam etti. ''
Sahne de kullandığı ayakkabıları... Çok özenli ve renkliler...
'' ... Beyoğlu'nda ' Cahide Sonku ' nun resimlerini tek tek , tekrar tekrar izlemek ve de 1953'te karşılıklı devrin en büyük filminde oynamak. En büyük diyorum, megalomoni saymamanızı rica ediyorum. Çünkü o devir için 8.5 ayda biten ve de benim kendi dublajımı kendim yaptığım, bu da bir başarıydı, tebrik ettiler tabii dublaj yapanlar, ve de halkımız. Çok güzel sonuç alındı, gişe rekorları kırıldı. '''' ... Fakat Cahide Hanım neden bilmem ?! çok güzel, çok büyük, biraz hırçın, biraz da kaprisliydi. Filmin gişe rekorları kırması ve galalarda arabamızın havaya kaldırılması bu büyük fakat hırçın sanatçı etrafını kırıyor bazen, ben hariç herkesi üzüyordu. Tabii dolayısıyla ben de endirekt üzülüyordum. '''' ... Ve bu film yolu kader çizgimde bir parlak ve parlak olduğu kadar da virajlı ve engebeli olan bir yoldu. İnsan üstü bir güçle hem akademi son sınıfı pekiyi dereceyle bitirip hem de geceleri film çevirdiğim günlerde evimin merdivenlerini daha o yaşta zor çıktığımı hatırlıyorum. Hepsi halk içindi. Beni yaratan, beni yaşatan halk içindi. Hepsine helal olsun, candan helal olsun... ''
1953 -1975 yılları arasında ; Beklenen Şarkı, Son Beste, Berduş, Altın Kafes, Kırık Plak, Gurbet, Hep O şarkı, Aşk Hırsızı, Hindistan Cevizi, Hayat Bazen Tatlıdır, Bahçevan, Düğün Gecesi, Aşktan da Üstün, İnleyen Nağmeler, Katibim, İstanbul Kaldırımları, Kalbimin Sahibi, Zoraki Milyoner, İstanbul'da Cümbüş Var, Rüya Gibi, Fatoş Talihsiz Yavru, Deli Deli Tepeli... gibi 22 filmde yer alır.
Zeki Müren'in sözleriyle evindeki geziye devam ediyorum :
'' ... Sonra sahne konserlerim devam etti.. Bu arada sahneye bazı yenilikler getirmeye çalıştım. Mesela, halka daha yakın olmak için, arkadaki masalara daha yakın hitap etmek için podyum denen, T denen sahne çıkıntısını ben rica edip müessese sahibine yaptırdım. Dolayısıyla el mikrofonu kullanmam gerekti, çünkü kordonsuz bir mikrofonla arkalara doğru uzanamazdım. Arkamda bir dekor olmasını istedim ve yaptılar. ''
'' ... Şöhret kolay değil. Hala benim dahi izah edip derinine maalesef inemediğim bir yalnızlık duygusu var şöhretin içinde. Belki de dışında, kabuğunda ... Evet, bir yalnızlık duygusu. Yanında, yakında, gerçek sevincini ve de çileni paylaşacak çok candan kişilerin göz bebeklerinin en derinlerinden gizlice dışarı kusan bir çekememezlik ve bir acılık yani dostlukların yavaş yavaş eriyişi ve de ne yazık esefle söylüyorum bitişi... ''
'' ... Doktorlar sahneyi yasakladıktan sonra beş sene üst üste Bodrum Kalesi'nde epeyce uzun süren konserler verdim. Bodrum için can bile verilir. Çok güzel geçti konserler. Doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden pek çok sevenim kaleyi doldurdular. Yani Aspendos yavrusu olarak düşünüyorum ben bu konserlerimi. O Aspendos konserimin; hayatımın, sanat hayatımın tacıdır dediğim konserimin bir tatlı, sadık yavrusu olarak görüyorum. Çünkü orası 27.000 kişilikti, muhteşem bir şeydi. Burası da sevgi ve saygı bakımından aynı ihtişamı yaşattı ve yaşadı ... ''
Bilenlerimiz hatırlayacaklarıdır, çok güzel icra ettiği '' Mesut Bahtiyar '' şiirinin ilk dizelerini kendi kaleminden bir sanat eserine çevirmiş. Evinin duvarında sergilenen bu tabloya hayranlıkla baktım.
'' Mesut Bahtiyar
Kimsesizlerin kimsesiziyim
Kimsesizim.
Yalnızların yalnızıyım
Yalnızım.
Dertlilerin dertlisiyim
Dertliyim.
Aşksızların aşkıyım
Aşıkım.
İsmim mesut göbek adım bahtiyar
Yıllarca hep böyle bildiniz siz
Mesut Bahtiyar'dan
Şarkılar dinlediniz. '' Zeki Müren
'' ... Neden Bodrum ? Ah bir bilsem, bir izah edebilsem. Aşk gibi, tılsım gibi, büyü gibi ve karşı konulamayan bir mıknatıs gibi çekiyor, bırakmıyor insanı Bodrum. İstanbul'daki evimde bir sabah resim yapma duygusu ve hevesi ile uyandım yıllar sonra. İlk çizdiğim neydi biliyor musunuz ? Siyah karton üstüne beyaz guajla Bodrum evleri, ve de sıklamen rengindeki o benim evimin kapısında da naçizane bulunan begonvil çiçekleri, değirmenler, değişik kadın ve erkek profilleri. ''
'' ... Bol bol turkuaz, mavi çizgiler. Elbette Bodrum akvaryum. İsterseniz renkli bir taşta aşkı tadabilirsiniz, isterseniz çok gösterişli bir diskoda bir senenin deşarjını birden olursunuz, isterseniz yürürsünüz, isterseniz yarımadanın civarındaki bütün cennet koyları gezersiniz. Eeee ben boşuna mı Bodrumlu oldum Canım. Biraz güzellikleri bilirim ... ''
'' ... İstanbul Yeşilköy'deki International Hospital da 19 gün yatıp kontrolden geçtiğimde, üç sene evvel oluyor bu olay. Çok sevdiğim doktorlarım bana ebedi bir arkadaş takdim ettiler. Bu dostun adı ' insülin ' idi. Meğer ben şeker hastasıymışım. Onu bilmiyordum.... ''
'' ... Sabah ve akşam muntazam olarak 07.00 de ve 19.00 da 22 deziyem iğnemi karnımdan kendi kendime yapmayı öğrendim. Ve şimdi çok rahat o işi kendim görüyorum çünkü sabahın yedisinde iğneci bulmak da çok güç, başkasını uyandırmakta imkansız. Efendim nedense pankreasım bana küsmüş, gereken maddeyi vücuda vermiyormuş yani adı tatlı olup ta perhizi pek kolay olmayan şeker hastası teşhisi konmuştu. Söz dinlemek ve tavsiyelere uymaktan başka çarem yoktu. Allahtan perhizime ve ilaca alışkındım, sıkılmadan devam ettim ve etmekteyim. ''
Rüya gibi bir geziydi. Yarım günü de biraz aşan sürede Zeki Müren'in müze evinde zaman su gibi akıp gitti. Gezdiğim odalara tekrar girerek, unutmak istemezcesine baktım. Ayrılmak istemiyordum, ağırdan aldım...
Zeki Müren'in evinin arka bahçesinde çok güzel bir müze kafe oluşturulmuş. Yine Zeki Müren'in şarkılarını dinleyerek kahve içtim. Onunla ilgili yayınları inceledim.
Tekrar bahçeye çıkarak, Bardakçı Koyu'nu ve Bodrum'u izledim.
Zeki Müren'e TRT' de yayınlanan bir başka programda gazeteci soruyor :
'' Efendim 34 yıllık müzik hayatınız var. Bu uzun, güzel sanat hayatınızda sizi en fazla sevindiren, memnun eden, mutlu eden 3 olay nedir ?
Zeki Müren cevaplıyor :
'' Arz Edeyim Efendim.. 1955 yılında benim bestem olan ' Beklenen Şarkı 'yla Ankara Harp Okulu, Ankara Stadyumu'nda - 19 Mayıs Stadyumu'nda 19 Mayıs hareketlerini yaptılar. Bu beni çok bahtiyar etti. Çünkü o yıla kadar bu hareketleri Harp Okulu; Mavi Tuna gibi, Tuna Dalgaları gibi, Büyük Vals gibi yabancı parçalarla yapıyorlardı. Bir yerli bestecinin valsiyle Harp Okulu'nun hareketlerini yapışı beni sonsuz bahtiyar etti ve sevinç gözyaşlarımı tutamadım izlerken Efendim. ''
'' İkinci büyük olay, yani ' zafer tacım ' diyebilirim. Aspendos da verdiğim konserdir Efendim. 1969 yılının 31 Mayıs gecesi Aspendos da 27.000 kişi huzurunda 3.5 saat tek başıma alt kadro olmaksızın büyük bir konser vermiştim. 49 saz refakat ediyordu ve bir yönetmen yönetiyordu. Hayatımın en büyük konseri o dur diyebilirim. ''
'' Üçüncü olay ise; Meydan Larousse Ansiklopedisi'nin 9. cildinin 151. sayfasında MÜREN (Zeki) olarak yer alışımdı. ''
Zeki Müren TRT 'den gelen bir teklifi kabul ederek ('Batmayan Güneş' belgeselinin de final bölümü olacaktır..) Bodrum'dan İzmir'e gider. 45 yıl önce radyoda dinleyicilerine seslendiği mikrofon kendisine armağan edilir..
Bu yazıyı hazırlamadan önce Zeki Müren ile ilgili; birçok röportaj, belgesel ve program izledim. En önemlisi son 19 yılında her zaman yanında bulunan kadim arkadaşı '' Göksenin Çakmak '' ile yapılan programlarda kendisinin anlattıklarını dinledim. Ayrıca uzun yıllar 7/24 yanında çalışan, aynı evde kalan, şoförü, asistanı, kaptanı '' Mithat Ayer '' ile yapılan programları ve onun anlattıklarını dinledim. Zeki Müren 1991 yılında Devlet Sanatçısı seçilmiş. Zeki Müren, 26 Mart 1996 sabahı (vefatından 6 ay önce) etkisinden kurtulamayacağı bir rüya ile uyanır. Daha sonra '' Hakikatti galiba '' diye tanımladığı bu sıra dışı rüyanın etkisiyle bütün servetini TSK Mehmetçik Vakfı ve Türk Eğitim Vakfı'na bırakmaya karar vermiş. Büyük sanatçının evi Kültür Bakanlığı'nca restore edilerek 'Zeki Müren Sanat Müzesi' haline getirilmiş ve 8 Temmuz 2000 tarihinde ziyarete açılmış. Müze, sanat turizmi açısından büyük öneme sahip.Zeki Müren'in evinden çıkıp, Zeki Müren Sokağı'ndan Bardakçı Koyu'na doğru inerken onun ' Beklenen Şarkı '' parçasının sözlerini mırıldanıyorum...
'' Gözlerinin içine başka hayal girmesin
Bana ait çizgiler dikkat et silinmesin
İstersen yum gözlerini, tıpkı düşünür gibi
Benden evvel başkası sakın seni görmesin
Benden evvel başkası seni görüp sevmesin ''




































































































































































































































































































Hiç yorum yok :
Yorum Gönder