Sayfalar

16 Nisan 2023 Pazar

 ANITKABİR' DE OLMAK ... TÜRKİYE'NİN KALBİNDE BİR GÜN     (ANKARA)

Hafta içi bir günde, sabah ilk açıldığı anda geldim Anıtkabir'e ...  T.C. Genelkurmay Başkanlığı'nın hazırlamış olduğu ve yıllar önce Anıtkabir Müzesi'nden aldığım '' Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi '' kitabı eşliğinde gezdim Anıtkabir'i. Açılışından kapanışına kadar, dolu dolu bir tam günde. Görmediğim ve adım atmadığım bir yerinin kalmaması düşüncesinin verdiği heyecanla... 
  20'nci yüzyılın ilk çeyreği Türk Ulusu için tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar önemli bir varoluş mücadelesine sahip olmuştur. Bu dönem içinde Türk Ulusu, düşmanları ve onların ülke içindeki işbirlikçileri tarafından yok edilmeye çalışılmış, çeşitli entrika ve bahanelerle Türk yurdu işgal edilmiştir.
Büyük Türk milletinin bu en büyük varoluş mücadelesinin mimarı Ulu Önder, Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk, yıllardır devam eden savaşlarda bütün kaynakları harcanmış ve yetişmiş insan gücünü kaybetmiş bir imparatorluğun yıkıntılarından kahraman bir ordu-millet çıkarmayı yeniden başararak, Anadolu'daki yüzlerce yıllık Türk varlığına kastedenleri tarihe gömmüş ve çağdaş bir devlet kurabilmiştir. Türk tarihinde bir dönüm noktası olan bu mücadele, Türk ulusunun kudret ve kahramanlığını altın harflerle tarihe bir kere daha geçiren muazzam bir eserdir. 
Türk mimarlığında 1940-1950 yılları arası, '' II. Ulusal Mimarlık Dönemi '' olarak adlandırılır. Bu dönemde daha çok anıtsal yönü ağır basan, simetriye önem veren, kesme taş malzemenin kullanıldığı anıtsal boyutlu binalar yapılmıştır. Anıtkabir bu dönemin özelliklerini taşımaktadır.
Bu dönem özellikleri ile birlikte Anıtkabir'de Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerine ve süsleme ögelerine sıkça rastlanır. Yaklaşık 750 bin metrekarelik bir alanı kaplamakta olup, Barış Parkı ve Anıt Bloğu olarak iki kısma ayrılır.


Anıtkabir'in en önemli bölümü olan Mozole'ye çıkan 42 basamaklı merdivenlerin ortasında '' Hitabet Kürsüsü '' yer almaktadır. Kürsü, Kenan Yontuç'un eseridir.
Mozole cephesinde, solda Atatürk'ün Türk gençliğine hitabı, sağda ise Cumhuriyet'in kuruluşunun 10'uncu yıl dönümünde söylediği nutku yer almaktadır.

Mozole 72*52*17 metre boyutlarında, dikdörtgen bir plan üzerine kurulmuş olup, ön ve arkada 8, yan cephelerde 14 adet 14.40 metre yüksekliğinde kolonlarla çevrelenmiştir.


Şeref holüne bronz kapılardan giriliyor. Girişte sağda Atatürk'ün 29 Ekim 1938 tarihli Türk ordusuna son mesajı, solda ise ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün Atatürk'ün ölümü üzerine yayınladığı 21 Kasım 1938 tarihli '' Türk milletine taziye mesajı '' yer almaktadır. Yan duvarlarda altışardan 12 adet bronz meşale bulunmaktadır. 
Bu iki yazı, Atatürk'ün doğumunun 100'üncü yılı olan 1981'de yazılmıştır.
Şeref Holü'nün 27 kirişten oluşan tavanı ile yan galeri tavanları, 15-16'ncı yüzyıl Osmanlı halı ve kilim motiflerinden oluşan mozaiklerle süslenmiştir. Girişin tam karşısında büyük pencerenin yer aldığı nişin içinde, Atatürk'ün sembolik lahdi bulunmaktadır.
Lahit taşı tek parça kırmızı mermer olup 40 ton ağırlığındadır. Lahit taşının yer aldığı bölüm ise beyaz Afyon mermerleri ile kaplıdır. Şeref holünün zemini Adana ve Hatay'dan, yan duvarları ise Afyon ve Bilecik'ten getirilen kırmızı, yeşil, siyah ve kaplan postu mermerlerle kaplanmıştır.
Atatürk'ün aziz naaşı, mozolenin zemin katında dinsel ve geleneksel kurallara uygun olarak toprağa defnedilmiştir.


Anıtkabir'e Tandoğan kapısından girildiğinde Barış Parkı içerisinde uzanan yoldan Aslanlı Yol başındaki 20 basamaklı geniş merdivenlere ulaşılır.

Merdivenin hemen başında karşılıklı olarak İstiklal ve Hürriyet Kuleleri ile üçlü kadın ve erkek heykel grupları yer almaktadır.
Ziyaretçileri Atatürk'ün yüce huzuruna hazırlamak için yapılmış olan 262 metre uzunluğundaki yolun iki yanında oturmuş pozisyonda 24 aslan heykeli bulunmaktadır.


Atatürk'ün Türk ve Anadolu tarihine verdiği önem nedeniyle; Anadolu'nun eski uygarlıklarından Hititler'de ve Türk mitolojisinde kudreti simgeleyen aslanlar, Türk milletinin  birlik bütünlüğünü temsilen çift yapılmışlardır.

Aslanlar Türk milletinin kuvvet ve kudretini simgelemektedir. Heykeller Hüseyin Özkan'ın eseridir.


Aslanlı yolun sağ başında İstiklal Kulesi, sol başında Hürriyet Kulesi bulunuyor. İstiklal Kulesi içerisindeki kabartmada ayakta duran ve iki eliyle kılıç tutan bir gencin yanında kaya üzerine konmuş kartal figürü görülmektedir. Kartal, gücü, istiklal ve bağımsızlığı, genç ise istiklali savunan Türk milletini temsil etmektedir.

Kule içinde ise Anıtkabir maketi ile birlikte fotoğraflarla Anıtkabir tanıtılmaktadır.
Aslanlı Yolun sol başında bulunan Hürriyet Kulesi içindeki kabartmada, elinde '' Hürriyet Beyannamesi '' tutan melek figürü ile yanında şaha kalkmış bir at tasvir edilmiştir. Melek bağımsızlığın kutsallığını, at ise bağımsızlığı sembolize etmektedir. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir. Kule duvarlarında Atatürk'ün  Atatürk'ün Hürriyet ile ilgili özlü sözleri yer almaktadır. Kule içerisinde ise Anıtkabir'in inşaat çalışmalarını gösteren fotoğraf sergisi ile inşaatta kullanılan taş örnekleri bulunmaktadır.
İstiklal Kulesi'nin önünde, ulusal giysiler giymiş üç kadından oluşan bir heykel grubu vardır. Bu kadınlardan kenarlardaki ikisi yere kadar uzanan kalın bir çelenk tutmaktadır. Başak demetlerinin meydana getirdiği çelenk bereketli yurdumuzu temsil etmektedir. Soldaki kadın, ileri uzattığı elindeki kapla Atatürk'e tanrıdan rahmet dilemekte, ortadaki kadın eliyle yüzünü kapamış ağlamaktadır. Bu üçlü grup, Türk kadınlarının Atatürk'ün ölümünün derin acısı içinde bile gururlu, ağırbaşlı ve azimli oluşunu dile getirmektedir. Heykel grubu Hüseyin Özkan'ın eseridir.
Hürriyet Kulesi'nin önünde üç erkekten oluşan heykel grubu vardır. Sağdaki erkek başında miğferi ve kalın kaputu ile Türk askerini temsil ederken, onun yanında elinde kitabı ile Türk gençliğini ve aydın insanı, biraz gerisinde ise yerel kıyafetlerle Türk köylüsü temsil edilmiştir. Her üç heykelin yüzünde derin acı ile Türk milletinin kendine özgü ağırbaşlılığı ve yüksek irade gücü dile getirilmiştir. Heykel grubu, Hüseyin Özkan'ın eseridir.

Aslanlı Yolun sonunda yer alan Tören Meydanı 129*84,25 metre boyutlarındadır. 15 bin kişi kapasiteli olup, zemini siyah, kırmızı, sarı ve beyaz renkte traverten taşlardan oluşan 373 adet halı ve kilim deseniyle bezenmiştir.

Tören alanından Anıt Bloğu'na doğru bakıldığında, sağda yer alan Misak-ı Milli Kulesi'nin kapısından girilen Müze, dört ana bölümden oluşmaktadır.
21 Haziran 1960 tarihinde Misak-ı Milli ve İnkılap Kuleleri arasındaki bölümde ziyarete açılan Atatürk Müzesi, 26 Ağustos 2002 tarihinde ilave edilen yeni bölümlerle birleştirilerek Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi adını almıştır.
Misak-ı Milli Kulesi içinde bulunan kabartma, tek vücut olarak kenetlenmemizi sembolize etmektedir. Kabartma, bir kılıç kabzası üzerinde üst üste konmuş dört elden ibarettir. Bu kompozisyon Türk vatanının kurtarılması için içilen millet andını ifade etmektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir. Kulenin ortasında Anıtkabir'de icra edilen törenlere katılan heyetlerin özel defteri imzalamaları için imza kürsüsü yer almaktadır. Müzenin girişi olan bu kulede bulunan aktüalite panolarında Anıtkabir'de yapılan önemli törenlere ait fotoğraflar sergilenmektedir. 
Birinci bölümde Atatürk'ün özel eşyaları sergilenmektedir. İkinci bölümde, Çanakkale Muharebelerini ve Kurtuluş Savaşı'nı anlatan panorama ve yağlıboya tablolar; üçüncü bölümde, ayrı ayrı galerilerde fotoğraf ve belgelerde milli mücadele ve Atatürk devrimleri; dördüncü bölümde ise Atatürk'e ait kitaplar ile bu kitapların altını çizip notlar aldığı sayfalardan örnekler sergilenmektedir.

Bu bölümde '' Fikir ve Düşünce Adamı Atatürk '' anlayışından yola çıkılarak hazırlanan '' Çalışma Masasında Atatürk '' kompozisyonu yer almaktadır. Çankaya Köşkü'ndeki çalışma masasında gördüğümüz Atatürk'ün bal mumundan heykeli Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen tarafından yapılmıştır. Kıyafetler ve kitapların bulunduğu kütüphane haricinde sergilenen tüm objeler Atatürk'e aittir. 

Müzede ayrıca Atatürk'ün madalya ve nişanları ile manevi evlatlarından A. Afet İnan, Rukiye Erkin, Sabiha Gökçen'in müzeye armağan ettikleri Atatürk'e ait eşyalar sergilenmektedir.

Bazı bölümlerde fotoğraf çekilmesine ve görüntü alınmasına izin verilmiyor. Gördüklerim karşısında hayranlığımı gizleyemiyorum. Anıtkabir'i detaylı gezmek için bir gün yetmeyecektir.




FOKS .. (Atatürk'ün en sevdiği köpeklerinden biridir. Doldurup muhafaza eden Necdet Pençe'dir. Eşi İrfan Pençe tarafından 15 Ekim 1969 tarihinde Anıtkabir Komutanlığına verilmiştir.)
 
'' Savarona Yatı '' 1931 yılında Almanya'da inşa edilmiştir. Türk Hükümeti tarafından 1938'de Cumhurbaşkanlığı Yatı olarak satın alınmıştır. Atatürk'ün vefatından sonra hizmete devam etmektedir.




Atatürk'ün kendi kütüphanesinde bulunan 3123 adet kitabın sergilendiği çok etkilendiğim bölüme geldim...


Aynı zamanda burada Atatürk'ün düşünce adamı yönünün vurgulandığı '' Atatürk ve Kitap '' konulu dokunmatik ekranlı bilgisayarlar yer almaktadır.


Doğuştan gelen çok sayıdaki üstün özellikleri yanında Atatürk'ü ATATÜRK yapan en önemli etken; Okuma, inceleme ve araştırma aşkıdır..

Atatürk'ün yaşamı boyunca 3997 kitap okuduğu tespit edilebilmiştir. Cilt sayıları ile dergi, harita, atlas gibi çeşitli yayın ve belgeler bu sayının dışındadır.

Bu kitapların halen bulunduğu yerler aşağıdadır;
Anıtkabir Müzesi Kitaplığında : 2151 kitap
Çankaya Köşkü Kitaplığında    :1741 kitap
İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde :102 kitap
Samsun Gazi İl Halk Kütüphanesinde :    3 kitap
Yaklaşık iki yıl süren bir çalışma ile Atatürk'ün okuduğu 3997 kitap tek tek incelenmiş, yabancı dilde olanlar Türkçeye çevrilmiştir.
Bu çalışmada; Atatürk'ün çoğu kitabı önemli bir ders kitabı bilinciyle okuduğu, bazı satırların altlarını ve yanlarını çizdiği, çeşitli işaretler ve uyarılar koyduğu ve sayfa kenarlarına çeşitli notlar ve açıklamalar yazarak kendi görüşlerini belirttiği görülmüştür.

Bütün bu işaretler ve notlar dikkate alınarak, inceleme sonucunda; her biri yaklaşık 500'er sayfalık 24 ciltten oluşan bir eser hazırlanmış ve istifadeye sunulmuştur.

Bu 24 ciltlik eser okunduğunda şu görülecektir;
'' Atatürk sıradan bir ihtilalci değil, dersine iyi çalışmış, kendini fikren hazırlamış gerçek bir devrimci, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktığı zaman kafası tamamen yeni kuracağı Cumhuriyet'in şekliyle dopdolu, özümsediği ve beyninde şekillendirdiği bilgileri yeri ve zamanı geldikçe uygulamaya koyan, belirlediği istikamette adım adım yürüyen bir lider ... ''


Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi, başta büyük Önder Atatürk olmak üzere, şanlı Türk tarihinin en büyük olayı olan Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu için çaba sarfetmiş değerli insanların aziz hatırasına adanmıştır.
Sütunlu salonu çevreleyen koridorda yer alan galeri, tematik sergi salonlarına dönüştürülmüştür.
1919-1938 yılları arasında, Atatürk Devrimleri ve dönemin önemli olaylarının anlatıldığı bu bölüm, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'ne farklı bir atmosfer kazandırıyor.
Değerli sanatçılar tarafından hazırlanmış rölyefler de galerilerin görselliğini güçlendiriyor...

Ayrıca galerilerin bulunduğu koridor boyunca Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasında büyük hizmetleri görülen asker-sivil 20 kahramanın büstü ve kısa özgeçmişleri yer almaktadır.
Orgeneral Mustafa İsmet İnönü..
Orgeneral Fahrettin Altay..
Korgeneral Musa Kazım Karabekir..
Mondros, Vatanın İşgali..
Kuva-yı Milliye..
TBMM' nin Açılışı, İç İsyanlar..
Çukurova, Antep, Maraş, Urfa ve Trakya'da Milli Mücadele..

Siyasal Devrimler..
Hukuk, Kadın Hakları ve Soyadı Devrimleri..
Tarım, Ormancılık, Sanayi ve Ticaret..
İç ve Dış Siyasi Olaylar (1923-1938)..


Atatürk'ün aziz naaşı, mozolenin zemin katında dinsel ve geleneksel kurallara uygun olarak toprağa defnedilmiştir. Mezar odasının ortasında kıble yönünde kırmızı mermer sanduka yer almaktadır. Mermer sandukanın çevresinde bütün illerden , Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Azerbaycan'dan gönderilen toprakların konulduğu pirinç vazolar bulunmaktadır. Mezar odası Selçuklu ve Osmanlı mimari stilinde sekizgen planlı olup, piramidal külahlı tavanı geometrik motifli mozaiklerle süslenmiştir.
Mezar Odası'na girmek mümkün değil. Ancak Mezar Odası içinden farklı kameralardan canlı görüntülerle, hemen mezar odası kapısı önündeki ekrandan içerisini izlemek mümkün..
Mustafa Kemal'in 1926'da İzmir'deki suikast girişiminin ardından söylediği; '' Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır '' sözü vasiyeti olarak kabul edilmiştir. Buna uygun olarak o dönemin vilayetleri ile Selanik'teki Atatürk Evi, Kore'deki Türk Şehitliği, Suriye'deki Süleyman Şah Mezarı ve Kıbrıs'tan gelen toprakların harmanlandığı mezara konulmuştur. Gerçekte yattığı yer, İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün de söylediği gibi : '' Türk Milletinin O'nun için aşk ve iftiharla dolu olan kahraman ve vefalı göğsüdür. ''





Savaş Panoramaları bölümünde ; Çanakkale Savaşı (1915), Sakarya Meydan Muhaberesi (1921), Büyük Taarruz (26 Ağustos 1922) çok etkileyici görsel ve ses efektleriyle canlandırılmış.

Tablolar bizi o yıllara götürüyor adeta...
Tekalif-i Milliye (Milli Yükümlülüklerin Uygulanışı)..
 Bu tabloda, Sakarya Meydan Muharebesi öncesi Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından halkın topyekün savaşa katılmasını sağlamak amacıyla yayımlanan Tekalif-i Milliye emirleri doğrultusunda bir Orta Anadolu kasabasında Türk milletinin ordusu için yaptığı fedakarlıklar (elbise, çarık, çorap, vb, giyecek, yiyecek, silah ve teçhizat yardımları) anlatılmaktadır.
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın Halk ile Görüşmesi..
 Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz öncesine sık sık gezilere çıkarak halkın genel durumunu öğrenmeye ve desteğini sağlamaya çalışmıştır. Bu tabloda, Başkomutan'ın halkın çeşitli kesimlerinden kişilerle görüşmesi, Türk halkının Başkomutan etrafında nasıl kenetlendiği canlandırılmaktadır. Mustafa Kemal Paşa'nın etrafında toplananların büyük bir bölümü, daha önceki savaşlara katılmış olan muharip gazilerdir.
Mustafa Kemal Paşanın TBMM'den Cepheye Uğurlanması..
  Tabloda, Sakarya Meydan Muharebesi'nden önce Başkomutan ve TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşanın Meclisten milletvekilleri ve halk tarafından cepheye uğurlanışı anlatılmaktadır.
Milli Mücadele'de Türk Kadınının Fedakarlıkları..
 Erkekler, cephede düşmanla çarpışırken Türk kadını da sırtında veya kucağında çocuğu olduğu halde yaşlı anne ve babasıyla birlikte orduya destek olmak için mermi yapıp kağnılarla cepheye taşımıştır. Bu tabloda, Türk kadınının Milli Mücadele ve vatanın kurtarılması yolunda yaptığı fedakarlıklar anlatılmaktadır.
Büyük Zafer'den Sonra Türk Ordusu İzmir'e Girerken..
 Bu tabloda, 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtuluşundan sonra, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa ve yakın silah arkadaşlarıyla birlikte Türk ordusunun halkın coşkun gösterileri arasında İzmir'e girişi anlatılmaktadır. Geri planda ise İzmir Hükümet Konağı'ndan Yunan bayrağının indirilerek Türk bayrağının göndere çekilişi ve İzmir şehrinin alevler içinde yanışı resmedilmiştir.

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal (1923)..
Orgeneral M. İsmet İnönü..
















Orgeneral Asım Gündüz..



Tümgeneral İ. Refet Bele..






İsmet İnönü Lahdi..
Barış ve Zafer Kuleleri arasında yanları açık kolonların oluşturduğu galerinin ortasında, 25 Aralık 1973 tarihinde vefat eden Atatürk'ün en yakın silah arkadaşı, Türk Milli Mücadelesi' nin Batı Cephesi Komutanı ve İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün sembolik lahdi bulunmaktadır.


Mezar odası alt kattadır. Mezar odasına ahşap bir kapı ardından bronz bir kapıyla girilir. Mezar odası kare olup, kesik piramidal tavanla örtülüdür. Beyaz granit kaplı zemin üzerinde kıble yönünde sanduka yer almaktadır. İsmet İnönü, Anıtkabir'e 28 Aralık 1973'te Bakanlar Kurulu Kararı ile defnedilmiştir.




Barış Kulesi'ne doğru yürüdüm..
Kulenin iç duvarında Atatürk'ün '' Yurtta barış, dünyada barış '' ilkesini dile getiren bir kabartma yer almaktadır. Kabartmada çiftçilik yapan köylüler ve yanlarında kılıcını uzatarak onları koruyan bir Mehmetçik figürü tasvir edilmiştir. Mehmetçik barışın sağlam ve güvenli kaynağı olan Türk ordusunu sembolize etmektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir. Kule duvarlarında Atatürk'ün barış ile ilgili özlü sözleri yer almaktadır. Kulenin içerisinde ise Atatürk'ün 1935-1938 yılları arasında kullandığı Lincoln marka tören ve makam otomobilleri sergilenmektedir.




Anıtkabir'in Çankaya yönündeki 28 basamaklı tören meydanına giriş merdivenlerinin ortasında yüksek bir direk üzerinde Türk Bayrağı dalgalanır.
Amerika'da özel olarak yaptırılan 33 metre 53 cm. yüksekliğindeki bu direğin 4 metresi kaide altında kalmaktadır. Amerika'da yaşayan Türk asıllı Amerikan vatandaşı Nazmi Cemal tarafından, kendi bayrak direği fabrikasında imal edilerek 1946 yılında Anıtkabir'e hediye edilmiştir.

Bu bayrak direği 1950-2013 yılları arasında, mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü şanlı Türk Bayrağına gönderlik etmiştir. Dönemin en yükseği olan 33.5 metrelik tek parça çelik bayrak direği aradan geçen 63 yılda zamanın ve fiziki şartların tesiriyle yorgun düşmüş ve 29 Ekim 2013 tarihinde kutsal görevini devretmiş.
Bayrak direğinin kaidesinde yer alan kabartmada, meşale Türk medeniyetini, kılıç taarruz gücünü, miğfer savunma gücünü, meşe dalı zaferi, zeytin dalı ise barışı simgelemektedir. Kabartma Kenan Yontuç'un eseridir.


Mozolenin bulunduğu şeref salonunu ayakta tutan sütunlu salon ile Anıtkabir'in temel duvarları arasında kalan koridorda yer alan ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlarından ebediyete intikal edenlerin defnedilmesi amacıyla inşa edilen, ancak kullanılmayan tonozlu odacıklardaki vitrin düzenlemelerinde Kurtuluş Savaşı ve Atatürk Devrimlerine ilişkin 3 bin kadar fotoğraf ile bunların  Türkçe ve İngilizce açıklamalarına yer verilmektedir.




Atatürk, 10 Kasım 1938'de, İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda yaşamını yitirdi. Naaş, ölümünden altı gün sonra Dolmabahçe Sarayı'ndaki büyük salonda Türk bayrağıyla örtülü bir katafalka kondu. 19 Kasım'da kılınan cenaze namazının ardından bir top arabasıyla Sarayburnu'na, oradan da Yavuz zırhlısıyla İzmit'e getirildi. İzmit'te bekleyen özel tren, aziz naaşı alarak gece Ankara'ya doğru hareket etti. Naaş, Ankara'ya ulaştığında 21 Kasım günü TBMM önünde düzenlenen törenin ardından Etnoğrafya Müzesi'ndeki mermer bir lahde alındı.


Yitirdiği büyük önderinin ölümsüz kişiliğine yakışır bir anıtmezar yapılması Türk ulusunun ortak bir dileğiydi. Naaş Etnoğrafya Müzesi'nde geçici kabre konulduktan sonra, Türk ulusunun ortak dileğine binaen, 16 Aralık 1938'de Başbakanlık Müsteşarı Başkanlığında, İçişleri, Milli Eğitim, Bayındırlık Bakanlıkları ile Genelkurmay temsilcilerinin katılımıyla özel bir komisyon kuruldu. TBMM'de kurulan 17 kişilik ayrı bir komisyon da Anıtkabir'in Ankara'nın her tarafına geniş bir görüş açısıyla hakim olan Rasattepe'de yapılmasına karar verdi ve bu amaçla söz konusu yer 7 Temmuz 1939'da kamulaştırıldı.


Atatürk için yapılacak Anıtkabir'in projesinin belirlenmesi için uluslararası bir yarışma açıldı. 1 Mart 1941 tarihinde, 2'nci Dünya Savaşı'nın alevlerinin dünyayı sardığı bir dönemde açılan bu yarışmaya Türkiye'den 20, Almanya'dan 11, İtalya'dan 7 ve Avusturya, İsviçre, Fransa ve Çekoslovakya'dan 49 proje gönderildi. İçinde, ünlü Alman mimar ve akademisyen Prof. Paul Bonatz'ın da bulunduğu uluslararası jüri, gönderilen eserleri 23 Mart 1942 tarihinde yaptığı toplantıda değerlendirdi. Jüri sırasıyla Ord. Profesör Emin Onat ile Yüksek Mimar Doçent Orhan Arda, Alman Profesör Johannes Kruger ve İtalyan Profesör Arnoldo Foshini tarafından hazırlanan üç projeyi birinci seçti. Bunlardan Onat ve Arda'nın ortak projesinin uygulanmasına karar verdi.


İnşaata dünyanın ve ülkenin içinde bulunduğu güç koşullar çerçevesinde ancak 1944 yılında başlanabildi. 9 Ekim 1944 tarihinde görkemli bir temel atma töreni yapıldı. İnşaat 9 yıl sürdü ve 4 aşamada tamamlandı.


1944-1945 yılları arasında toprak seviyesindeki çalışmalar ile Aslanlı Yol' un istinat duvarı tamamlandı. Mozole ve tören meydanını çevreleyen yardımcı binaların yapılmasını kapsayan ikinci kısım inşaatı 29 Eylül 1945'te başladı ve 8 Ağustos 1950'de tamamlandı. Anıtkabir'in üçüncü kısım inşaatı, anıta çıkan yollar, Aslanlı Yol, Tören Meydanı ve Mozole üst döşemesinin taş kaplaması, merdiven basamaklarının yapılması, lahit taşının yerine konması ve tesisat işlerinin yapılmasını kapsıyordu.

Anıtkabir'in Şeref Holü' nün döşemesi, tonozlar alt döşemeleri ve Şeref Holü taş profilleri ile saçak süslemelerinin yapılmasını kapsayan dördüncü kısım inşaata ise 20 Kasım 1950'de başlandı. 1 Eylül 1953'de tamamlandı.

Sadi Irmak öğrenci olduğu zamanlarda İstanbul Üniversitesi'ndeyken okulun panosunda bir ilan görür. İlanda '' Avrupa'ya talebe yollanacaktır '' yazmaktadır. Ülke savaştan yeni çıkmış, Lozan yeni imzalanmıştır. Bu durumda Avrupa'ya talebe yollamak lüks gibi gelir herkese. Sadi Irmak da şansını denemek isteyen 150 kişinin içindedir. Sonradan seçilen 11 kişi arasında şanslı bir şekilde kendisine yer bulur. Atatürk bizzat kendisi Sadi Irmak'ın isminin yanına '' Berlin Üniversitesi'ne gitsin '' diye not düşer. Fakat gitmek ile gitmemek arasında kafası karışıktır.
Kendisi o zaman yaşadığı bu çıkmazı ve karar verişini şu sözlerle anlatır; '' Vakit geldiğinde ise Sirkeci Garı'ndayım; ama kafam çok karışık. Gitsem mi ?, kalsam mı ? Beni arada unuturlar mı ? Para yollarlar mı ?. Tam gitmemeye karar verdiğim, geri döndüğüm sırada bir posta dağıtıcısı ismimi çağırdı. '' Mahmut Sadi ! Mahmut Sadi ! Bir telgrafın var. ''  '' Benim '' dedim. Telgrafı açtım, aynen şunlar yazıyordu : '' Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz. İmza - Mustafa Kemal ''
Okuyunca düşündüklerimden olağanüstü utandım. '' Şimdi gel de gitme, git de çalışma, dön de bu ülke için canını verme. '' dedim.
Düşünün 1923'te o kadar kişinin arasında 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin önderliğinde bu ülke için can verilmez mi ?
Çok başarılı oldum. Ülkeme alev olarak döndüm. Önce İstanbul Üniversitesi Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsü'nü kurdum. Kürsü başkanı oldum. Daha sonra ülkemin Başbakanlığını yaptım.
Ben kim miyim ? Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamıyım... ''
Bir önemli değerimiz : Aziz Sancar... 2015 Nobel Kimya Ödülü Sahibi.
Atatürk ve arkadaşları, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarında büyük bir eğitim seferberliği başlatmıştır. Vatan sevgisi ile dolu idealist öğretmenler Mardin'in Savur İlçesi gibi ülkenin en uzak köşelerinde genç nesillere en üst düzeyde temel eğitim vermiştir. Atatürk ve Cumhuriyet yüksek öğretimde de devrimsel yenilikler yapmış, tüm vatandaşlarına eğitim olanakları sunmuştur. Aziz Sancar bu ileri görüşlü eğitim reformlarının verdiği özgüven ile tüm insanlığın hizmetinde DNA onarımı araştırmalarını yapmıştır. Bu nedenle Aziz Sancar, 2015 Nobel Kimya ödülünün kendisine değil, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ne ait olduğuna inanmaktadır.
Bu bölümdeki etkileyici gezim sırasında anlamı çok büyük bu madalya ile karşılaştım.
'' Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz. (Mustafa Kemal) ''
Atatürk, özel hayatında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923'te İzmir'de Latife Hanımla evlendi. Bir çok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine kadar sürdü.

Çocukları çok seven Atatürk; Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Manevi evlatlarına iyi bir gelecek hazırladı.


Kurtuluş Savaşı'nda Türk Kadını, erkeğinin yanı başında vatan savunmasına katıldı. Cumhuriyetimizin kurucusu, modern Türk toplumunun yaratıcısı Gazi Mustafa Kemal, kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması konusunda kesin kararlıydı.


Bu nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gerekli kanunların sunulmasını sağladı. 17 Şubat 1926 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce kabul edilen 743 sayılı Türk Medeni Kanunu'yla kadın erkek eşitliği önemli ölçüde sağlandı.

Kadınlar, miras hakkına kavuştu. Kanun önünde erkekle eşit duruma getirildiler. Tek kadınla, evlendirme memurunun önünde evlilik uygulaması başlatıldı.


Kadınlarımızın siyasal haklarına kavuşması için bir süre daha beklemek gerekti. Önce, 3 Nisan 1930 tarihinde kabul edilen 1580 sayılı Belediyeler Kanunu ile kadınlarımıza Belediye Meclisine üye seçme ve seçilme hakkı tanındı.

5 Aralık 1934 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa'da değişiklik yaparak kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkını verdi. 8 Şubat 1935 tarihinde yapılan genel seçimlerde. 18 kadınımız milletvekili seçildi. Türk kadını, her türlü öğretim kademesinden geçerek, bütün mesleklerde erkeklerde beraber, eşit haklarla görev yapmaya başladı.



1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kız kardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı.


Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, Rumeli türkülerine, güreşe aşırı ilgisi vardı.




Tavla ve bilardo oynamaktan zevk alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox'a çok değer verirdi.


Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine; devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı.



Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği'ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı.




Fransızca ve Almanca biliyordu.



10 Kasım 1938 saat 9.05'te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini yumdu.



Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgahı olan Ankara Etnoğrafya Müzesi'nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra, naaşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgahına gömüldü.




Atatürk, sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi.



İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verirdi.



Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını, komutanlarını ağırladı.






15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan Büyük Nutkunu (Söylevini), 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku'nu okudu.
 


Atatürk'ün; Sanat, tarih, spor alanlarındaki gür alevlerinin, Cumhuriyet'in çok değerli insanlarının görselleri ve hikayeleri arasında dolaştım..



Her birinin ülkemize katkılarına çok şey borçlu olduğumuz değerlerimiz...
Mareşal M. Fevzi Çakmak.. 
Orgeneral M. Kazım Orbay..





Anıtkabir ile dolu dolu geçen günde atmosferi yaşatan güzel kafelerinde molalar verdim.


Müze mağazasından bu günün anısına hediye ve objeler aldım.

Anıtkabir gezilerimizde genellikle aynı yerleri geziyoruz. Bu defa; Barış Parkı'nda ve Anıt Bloğunun çevresindeki geniş bahçe içerisinde de yürüdüm...

Barış Parkı; Atatürk'ün '' Yurtta sulh, cihanda sulh '' özdeyişinin ilham alınarak, dünyanın 24 ülkesinden (Afganistan, ABD, Almanya, Belçika, Çin, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hindistan, Irak, İngiltere, İspanya, İsrail, İsveç, İtalya, Japonya, Kanada, Kıbrıs, Mısır, Norveç, Portekiz, Yugoslavya, Yunanistan) ve Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden (Ankara, Eskişehir, İstanbul, Çankırı) getirilen ağaçlar ve süs bitkilerinden oluşturulmuştur.



Bir de buradan baktım Anıtkabirimize...



Anıtkabir'in dış duvarlarının ötesinde tam çevre turu atmak da çok iyi yürüyüş alternatifi..


Fırsat bulduğum her zaman Ankara'da bu yürüyüşleri yaptım...




Hiç yorum yok :

Yorum Gönder