Sayfalar

12 Temmuz 2022 Salı

 BİRECİK ... FIRAT'IN İNCİSİ, MEDENİYETİN BEŞİĞİ     (BİRECİK / ŞANLIURFA)

Sular altındaki masal şehri Halfeti gezisinden sonra Şanlıurfa, Diyarbakır, Batman üzerinden Siirt'e hemen dönmek istemedim. Birecik'e bu kadar yakınım, Fırat Nehri kenarında bulunan İlçenin mikro klima özelliği sayesinde ülkenin ve belki de dünyanın en iyi patlıcanı yetişiyor. Şanlıurfa'da coğrafi işaret belgesiyle tescillenen Birecik Patlıcanı kebabı ile yıllardır tanışmak istiyordum... Sabahın çok erken saatlerinde Şanlıurfa'da güne kahvaltı ile başladım.
Şanlıurfa'ya gelişlerimde '' Köprübaşı Kahvaltı Salonu '' kahvaltı için tercih ettiğim yer oluyor. Bu defa '' Zahter Yöresel Kahvaltı Salonu '' na geldim.
Zahter Kahvaltı Salonu hem yerliler hem de turistler tarafından tercih ediliyor. Şanlıurfa'nın kendine özgü bir kahvaltı kültürü var ve ben bu kültürü çok sevdim... Ciğer, tirit gibi et ürünlerinden oluşan bir kültür ve bal, kaymak, yumurta gibi klasik kahvaltılıklarla oluşan serpme kahvaltı kültürü var. Tamamen yöresel ve organik ürünlerden oluşan bu kahvaltıdan sonra inanın uzun süre hiç bir şey yemezsiniz. Şanlıurfa'nın serpme kahvaltısı çok doyurucu, kuvvetli ve çeşitlidir. Şanlıurfa'nın başka lezzetlerine de yer kalsın diye süt kaymağı üzerinde süzme bal, yöresel peynirlerden oluşan peynir tabağı tercih ettim. Ve ayrıca, Şanlıurfa'da kahvaltıda benim için olmazsa olmazlardan ; İsot reçelli yumurta...
Şanlıurfa'da isot biberi ile yapılan bu doğal ve katkısız salçaya, İsot reçeli deniyor.
Şanlıurfa'ya özgü bu salça ile yumurtanın tadı çok güzelleşiyor. İsot, dumanla kurutulmuş bir jalapeno biberi türü. Siyaha dönen rengi ve kuvvetli acısı ile biliniyor ve genellikle Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu mutfağında yaygın olarak kullanılıyor.
Kahvaltıda sıcacık tırnak pide hemen yakındaki fırından getirilir. Evlerden, esnaf tarafından ve kahvaltı mekanları tarafından fırında pişirilmek üzere getirilen; patlıcan, biber ve güveç bu fırınların olmazsa olmazları. Şanlıurfa'da en basit kahvaltı ritüeli; en yakından alınan patlıcan, Urfa'nın çeşit çeşit biberleri en yakın fırına veriliyor ve burada pişiriliyor. Hemen sıcak tırnak pide ve yöresel peynirler alınıyor ve en yakın çay mekanında çok özel bir kahvaltı yapılıveriyor...
Her zaman sıcak kalan çay ile yine çok güzel bir kahvaltı yaptım. İsot reçelli yumurtayı mutlaka tatmanızı isterim.
Dilerseniz istediğiniz ürünlerle kahvaltı içeriğinizi kendiniz oluşturabilir ya da serpme kahvaltı söyleyerek çeşit ve kalite olarak zengin bir kahvaltı yapabilirsiniz.

Organik köy peyniri çeşitleri, zeytinler, ızgara sebzeler, yoğurt, tahin pekmez, bal kaymak ve yumurta çeşitleriyle masa doluyor. Katmer de yapılıyor.

Peynir çeşitleri o kadar fazla ki : deneyemediğim peynirlerin lezzetini merak ediyorum...


Şanlıurfa'nın dillere destan süt kaymağı...
Zahter Kahvaltı Salonu, Şanlıurfa'nın tercih edilen kahvaltı salonlarından biri. Böyle tarih kokan şehirleri gezdiğimizde bu forma uygun ortamlarda bulunmak güzel bir etki yaratıyor.
Otantik, şirin bir ortamı var. Mekan çok güzel, tarihi motifler ile dekore edilmiş.

Zaten, Şanlıurfa'ya giden yolun kendisi çok özel ve güzel. Güne, Şanlıurfa'da yerellerin kahvaltı alışkanlığına uygun olarak Zahter'de başlamak da beni mutlu etti. Bu deneyimden sonra; ilk tercihim: Köprübaşı Kahvaltı Salonu. İkinci tercihim : Haliliye semtindeki Zahter Kahvaltı Salonu olacak. 
 

Şimdi, Birecik'e doğru yola düşme zamanı. Aracıma yürürken, şehir merkezinde Divanyolu Caddesi'nde bulunan '' Kızıl Kilise '' olarak adlandırılan eski bir kilisenin yerine inşa edilmiş Şanlıurfa Ulu Cami avlusuna girip havasını solumak istedim.
Şanlıurfa Ulucami' sinin bir görüşe göre Eyyübilerden önce gelen Zengiler döneminde, bir görüşe göre de Artuklular döneminde yapıldığı düşünülüyor. Avlu da eski kilise döneminde yapılan çan kulesi dikkatimi çekti.
Şanlıurfa'nın birçok yerinden görülen Ulucami kule, üzerinde bulunan saati ile kentin en önemli simgelerinden biri. Minareye, Cumhuriyet döneminde bir saat eklenerek saat kulesine dönüştürülmüş. Minare, aynı zamanda şehrin ilk ve tek saat kulesi görevini de görüyor.
Uzun yıllar geçmesine rağmen bütün görkemiyle hala ayakta duran Ulu Cami, 75 kolon üzerinde kurulmuş ve 1200 kişi kapasitesi ile muhteşem bir yapı.
Birecik gezisi öncesi Ulu Cami avlusunda biraz dolaştım. Balıklıgöl yakınlarına park ettiğim aracıma doğru yürüdüm.
Şanlıurfa'ya daha sonraki gelişlerimde bu özel kenti daha yakından görme ve tanıma imkanım oldu.
Birecik'e geldim. Fırat Nehri ve üzerindeki uzun köprü çok dikkat çekici ve etkileyici görünüyor.
Türkiye'nin en verimli ve su potansiyeli en yüksek ırmağı olan Fırat Nehri, Birecik içinden geçiyor. İlçenin içme suyunu ve tarımsal arazilerin su ihtiyacını karşılayarak ilçeye hayat veriyor. Fırat Nehri'nin Birecik sınırları içerisindeki uzunluğu 48 km. Birecik kenarından akan Fırat Nehri'ne yakın alanlarda oluşan tarım alanlarında yoğun olarak patlıcan üretimi yapılıyor.
1951 yılı ortalarında yapımına başlanan ve 1956 yılı başlarında biten Birecik köprüsü 720 metre uzunluğunda ve 10 metre genişlikte. Yolun her iki tarafında yayaların geçmesi için birer metrelik kesimler ayrılmış. İlçe sınırları içerisinden her ne kadar otoyol bağlantısı bulunmakta ise de araç geçişi bakımından Birecik Köprüsü önemini koruyor. Birecik de bulunduğum sürede hep gözümün önünde olan bu etkileyici köprü, Türkiye'nin ikinci uzun ırmak köprüsü olmakla birlikte doğu ile batının bağlantısı açısından önemli bir köprü.
En iyi Patlıcan (Balcan Kebabı) Kebabını yemek içim yolumu uzatarak Birecik'e geldim. Ancak, Fırat Nehri kıyısından oluşturulmuş yollar ve parklar içinden şehri tanıma yürüyüşünü de ihmal etmedim.

Birecik de Patlıcan Kebabı için listem de iki yer var. '' Kebapçı Cevdet Usta '' kapalıydı. '' Gül Baba '' en iyi lezzet tadımının adresi oldu... 

Gülbaba da Fırat Nehri ve köprü manzaralı masa da yerimi aldım. Şanlıurfa'nın coğrafi işaret belgesiyle tescillenen Birecik Patlıcanı kebabıyla damaklarda unutulmayan lezzet bırakıyor. Birecik Patlıcanı, Fırat Nehri kenarında bulunan İlçenin mikro klima özelliği sayesinde lezzetiyle biliniyor. Birecik Patlıcanı'nın; meyve kabuğu düz ve rengi orta derecede mor renkli, meyve et rengi beyazımsı, çekirdekliliği çok az, meyve eti yumuşak. Bu özelliğinden dolayı patlıcan kebabında ve diğer patlıcan yemeklerinde tercih ediliyor. 
Balcan Kebabı hem de Birecik'te şimdi önüme geldi. Balcan Kebabı ile birlikte Haşhaş Kebabı da istedim. Karışık tabak oldu. Haşhaş Kebabı'nın bakmayın adının haşhaş kebabı olduğuna. İçinde haşhaş yok... Al biber, kıyma ve baharatlarla hazırlanan bu kebap da yumuşacıktı. Ama başrolde Balcan Kebabı var... Ziya Usta'nın Patlıcan kebabının yediğim ve hafızamda kalacak en lezzetli kebaplardan biri olduğunu söyleyebilirim.... Daha patlıcana çatal değdiğinde kabuğundan sıyrılıyor. Patlıcanın yanına konulan biber ve domatesler iyice közlenmiş. Burada yeme usulünü sordum ve öğrendim. Özel lavaş ile küçük dürümler yaparak yediğim kebap enfesti.

Bıçak kıyması çekmek zor ve emek gerektiren bir uğraş. Bıçak kıyması olmadan en iyi kebap olmuyor. Kuzu eti ve iyi kebap için kuyruk yağı. Bunun dışında gerçek odun kömüründe pişmeli kebap. Başka faktörler de var. Etin neresinden ve nasıl kesim yapılacağının iyi bilinmesi... Kullanılan tuz ile biberin kalitesi ve miktarı, mangal kullanmada ustalık... Kullanılan şişin kalitesi ve şişin kalınlığının pişen kebaba uygun olması.
Birecik Patlıcanı, 35 çeşit yemeğe lezzet katmasının yanında kebabıyla da dünyada ve ülkemizde büyük bir üne sahip. Patlıcanları yuvarlak kestikten sonra aralarına zırh ile çekilmiş içinde biraz kuyruk yağı olan kuzu eti gelecek şekilde şişlere yerleştiriliyor. Daha sonra şişler, közlenmiş ateş üstüne konulup patlıcan kebabı güzelce pişiriliyor. Pişirme işleminden sonra bir süre terleme denen işleme bırakılıyor.


Pişirme işleminden sonra Patlıcan Kebabı, servis tabağında yanında lavaş ekmek, közde pişirilmiş biber, domates ve soğan ile servis ediliyor.
Gerçekten, Birecik'te Patlıcan Kebabı'nın tadına baktığınızda böyle bir lezzetin hiç bir yerde olmadığını anlıyorsunuz. Birecik patlıcanı mevsimi Ağustos ayında başlıyor, Kasım ayında son buluyor.


Gül Baba, geniş ve manzaralı güzel konumu ile tam bir lezzet mabedi...




Balcan Kebabı ziyafetinden sonra Birecik şehir merkezinde yürüyerek şehri tanımak istedim. Çok geçmeden önüme '' Alaburç Camisi '' çıktı.
Cami olarak hizmet veren bu yapı, Birecik surlarının Meydan Kapısı'na ait burcuymuş. Cephelerindeki madalyonlarda bulunan kitabelere göre, 1482 yılında Memlük Sultanı Kayıtbay tarafından inşa edilmiş.
Günümüze sağlam bir şekilde ulaşan Alaburç'un her cephesi benzer düzenlemelere sahip.

M.Ö. 2000'li yıllarda Hititlerin elinde bulunan Birecik adının '' Birthe '' olduğu biliniyor. M.Ö. 9. yüzyılda Asurların eline geçen Birecik de sırasıyla ; Pers, Makedonya, Roma ve Bizans egemenlikleri yaşanmış. 780 yılında Müslümanlar tarafından fethedilmiş ve Birecik 1517' de Osmanlı topraklarına katılmış.
 
Birecik de kebabın bir diğer adresi '' Cevdet Usta '' kapalıydı. Yürürken karşıma çıktı, Alaburç'un tam karşısında bulunuyor. Yolum bir gün yine Birecik'e düşerse Cevdet Usta'nın kebaplarını da denemek istiyorum...


Birecik Kalesi'ne sadece karşıdan baktım... Kentin can damarlarından birisi Fırat; Gün olmuş koruyucu bir set olmuş kente, gün olmuş bolluk, bereket. Fırat'ın bölge için öneminin canlı tanıkları halen ayaktalar nehir boylarında. Biraz yorgun, bir parça terk edilmişlik içinde ama ayakta. 4000 yıldır Fırat'ı kollayan Birecik kalesi, Fırat'ın sel olup önüne geleni sürüklemesinin tanığı. Yol vermez suları aşmaya çalışan kervanların, orduların Fırat karşısındaki güçsüzlüklerinin de...
Asurlar zamanında yapılmış, çeşitli dönemlerde onarımlardan geçmiş. Büyük kesme taşlardan yapılmış, yüksekliği 40 metreyi bulan duvarların üstünde 12 burç bulunuyor.

Kalan dar zamanda yaptığım kısa şehir yürüyüşümde her adımda farklı tarihi değerler ile karşılaştım. Birecik sokaklarında kaybolma imkanım olmadı. Yine geleceğim ve Birecik'i daha yakından ve detaylı tanıyacağım diye kendimi teselli ettim....
Ülkemizde ve dünyada soyu tehdit altında olan bir kuş türü olan '' Kelaynak '' kuşları da bir Birecik değeri. Dünyadaki son iki popülasyonundan biri Kuzeybatı Afrika'da Fas'ta diğeri ise Türkiye'de bulunuyor. Türkiye popülasyonu geçmişte tüm Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşarken, günümüzde yalnız Birecik'in Fırat Nehri kıyısında bulunan ve Tarım ve Orman Bakanlığınca kurulmuş olan üretme istasyonunda yaşamakta ve üretilmekte.
Tarihte, Kelaynak izlerine Nuh Tufanı'nda rastlanıyor. Tufanın sonunda; barış için bir Güvercin, yeniçağ için bir Kırlangıç ve bereket için ise bir Kelaynak salınır. Bu nedenledir ki, Kelaynak yörede bereketin sembolü olarak görülüyor.
Birecik'e, Fırat Nehri'ne, güzel tarihi köprüye bir daha geleceğim umuduyla veda ettim...
Bir saatlik yolculuktan sonra Şanlıurfa'ya döndüm. Daha Siirt'e uzun bir yolum olduğundan akşam, kentin içine çok girmeden yine listemde olan '' Çulcuoğlu Baklava / Restoran '' önüne geldim ve otoparkına aracımı park ettim.
1965 yılında Şanlıurfa'da küçük bir imalathane de baklavacılık ile başlayan lezzet serüveni bugünün Çulcuoğlu'nda, kalite ve lezzeti bir arada sunan noktaya ulaşmış.
Kebaplar, ara sıcaklar, ocakbaşı, fırın ürünleri ve özellikle baklava çeşitleri ile çok tercih edilen bir restoran. Çulcuoğlu'na yolu düşen pek çok kişi gibi ben de iki lezzetini denemeye kararlıyım...
Şanlıurfa'da ve ülkemizde en iyi lahmacunlar arasında gösterilen Çulcuoğlu'nun lahmacunu gerçekten çok lezzetliydi ve müdavimi olunur....
Çulcuoğlu'nun bir diğer başyapıtı : İçliköfte. Şanlıurfa usulü ile yapılmış içliköfte ününün hakkını veriyor....

Sıcak sıcak servis ediliyor. Çünkü, çok tercih edildiğinden devamlı yapılıyor.

İçeriye adım atar atmaz hijyenik anlamda güven veren nezih ve kaliteli bir mekan ile karşılaşıyorsunuz.
Baklavalarına yer kalmadı... Şanlıurfa'da baklavanın en iyi adreslerinden gösteriliyor.


Çulcuoğlu'nda yediğim lahmacun ve içli köfte unutulmaz lezzetlerim arasına girdi. Şanlıurfa'ya yolunuz düşerse bu restoranı, denediğim lezzetleri ve baklavaları ile gezi listenize dahil edin derim...
Göbeklitepe'yi görmek için ilk defa Şanlıurfa'ya giderken bir yaz sabahı Siverek İlçesi içine girdik. Hava bu bölgenin yaz sıcağına göre çok serindi. Bir fırından aldığımız sıcak poğaçalarla çay içip ön kahvaltı yapmak için karşımıza çıkan bir kahvenin önünde durduk. Daha güneş doğmamış, kimseler yok. Kahvenin sahibinden çay istedik. Kendisinin rahat ve yavaş çalışması ile titizliği ve hijyene verdiği önemi seyrettik. Her yer tertemiz. Çayını çok beğendik. Bizi çok iyi karşıladı ve uğurladı.'' Sarmaşık Kıraathanesi ''...
Öyle yerler vardır ki : o yerler sizin yeriniz oluverir... Siverek İlçesi'ndeki Sarmaşık Kıraathanesi bizim yerimizdir... İlk gezide tavanı saran sarmaşıklar Şubat ayında olduğumuzdan yoktu.
Bizim yerimiz Sarmaşık Kıraathanesi'nde yine çay içmek için Siverek içine girdim. Tabelasında; '' Keyif Haneniz '' yazar. Sahibi ile selamlaştık. Çayımı içtim ve bugün yaptıklarımın. gördüklerimin ve yediklerimin verdiği haz ile, bir de Siverek de Sarmaşık Kıraathanesi'ne tekrar uğrayabilmiş olmanın mutluluğu ile yoluma devam ettim.  


1 yorum :

  1. Göremediğimiz gidemediğimiz yerlere ulaştırdınız bizi emeğinize kaleminize sağlık😊

    YanıtlaSil