Sayfalar

8 Haziran 2022 Çarşamba

 KANİSPİ VE ÇATAK ' A DOĞRU UZAK YOLLAR...      (ÇATAK / VAN)

Bulutlardan başlarını çıkaran dağlar, kanyonlarda akan dereler, kaya duvarları, yüzlerce metreden dökülen şelaleler ve yeşilin üst üste binen yüz tonu ile daha doğuya doğru gidiyorum. Doğa, buralarda hem acımasız hem romantik olabiliyor. Hatta bazen de büyülü... Sırtüstü yatıp şekil değiştiren bulutları izliyorum, ağaçlar arasından akan bir nehir uzun süre oyalıyor. Aynı doğa beni harekete geçiriyor. Çimenlerle kaplı tepenin ardında ve ondan sonraki tepenin ardında ne olduğunu görme merakı...  Nehri takip edip büklümden sonra nereye doğru aktığını görme isteği... Bir patikadan tepeye çıkıp aşağı izleme hevesi... Bunlar doğayla ilişki kurmanın en basit yolu. Yürürsünüz, bakarsınız, gidersiniz... Sonra bir bakmışsınız, doğa ile ilişki kurarken, kendinizle de yeni bir ilişki kurmuşsunuz, sınırlarınızı doğanın sınırlarıyla test etmeye başlamışsınız...
Doğuya daha doğuya olan yolculuğum bu defa çok zor yollardan geçerek, Çatak ve Kanispi'ye doğru olacak. İhtiyar Şahap Dağları'nın güneyinden Bahçesaray'dan başlıyorum. Çatak, Pervari, Şirvan üzerinden tekrar Siirt'e dönmeyi planladım. Asıl adı '' Miks '' olan Bahçesaray' a çok yukarılardan bir daha baktım...
Benim için yeni bir cennet başlıyor. Çok az düşü anımsayabilir insan, belki de bu yüzden, görülecek düşler arar gökyüzünde, dağların sırtlarında. Sarp bir uçurumun bana hırçın gözlerle baktığı bu vadinin ucunda...
Güneydoğu Toroslar'ın Van Gölü'nün güneyindeki uzantısını oluşturan Kavuşşahap Dağları'nın (İhtiyar Şahap Dağları) güney yamaçlarından çıkıyorum. Kavuşşahap Dağları'nın deniz seviyesinden yüksekliği 3650 metre ve Türkiye'nin beşinci büyük buzullaşma alanı.
Bu muhteşem doğada sık sık durarak etrafı seyrediyorum. Bahçesaray'dan sonra sürekli yükseklere uzanan yol, yüksekliği 3099 metre olan '' Karabet Geçidi '' nde en yüksek noktaya ulaşıyor.
Karabet Geçidi 3099 metre rakımdaki yüksekliği ile Türkiye Cumhuriyeti Karayollarının en yüksek geçidi. Benim için bir ilk oldu. Zorlu kış şartlarının yaşandığı bu coğrafyanın rekortmen geçidi Karabet, öncesinde Bahçesaray'ın güzelliklerine bakarken sonrasında Çatak coğrafyasına yol veriyor.
Karabet geçidi ile 3099 metrelerden hemen inişe geçemiyorum. Uzun süre yükseklerdeki yaylada yol devam ediyor. Koyun ve keçi sürüleri, yörenin zorluklara alışkın insanları ve özellikle Berivanlar her yerdeler...
Masallardaki dünyalardan birisi de burası olsa gerek... 
Bu yüksek yaylada anın tadını çıkaran sadece ben değildim. Bisiklet grubu uzayıp giden düzlükte pedallıyordu.

Düzlüklerin bitip engin yüksekliklerin başladığı yerlerde sürülerin düzen içindeki halleri bir ressamın tablosundan çıkmışçasına güzel. Daha dikkatli bakınca yükseklerden akan pınarlar seçilebiliyor... 
'' Yapılı '' Köyü'ne geldim. Kış hazırlıkları görülüyor..

Bunca yıldan sonra karşıma çıkan ve hayran kalınası Yapılı Köyü'nden bir daha ne zaman geçerim, geçebilir miyim diye de düşündüm...

Yol ayrımı ve seçim zamanı... Gürpınar ve Van'a mı ya da Çatak ve Pervari'ye mi ?  Daha zora, daha ulaşılmaza, daha doğuya döndüm.



Yollar geçip gitmesin, güzelliklerden çabuk ayrılmayayım diye aracı çok yavaş sürüyorum. Yine sık sık duruyorum. 


'' Kanispi '' önüme çıkıveriyor. 100 metre yükseklikteki kayalıkların arasından Nisan ayı sonunda çok gür bir şekilde akmaya başlayan ve muhteşem bir görüntü oluşturan Kanispi Şelalesi'nin hemen altındayım.
Suyun verdiği serinliği hissediyorum. Şelalenin suyu, Ağustos ayı ortalarına doğru azalmaya başlıyor ve en son Eylül ayı başında tamamen bitiyor.
Şelalenin yanından yukarılarına doğru yürüdüm. Yanında yürüyerek ilerlediğim bir şelaleyi görmek de bir ilk benim için. Akarken, oluşturduğu sütbeyazı renginden dolayı beyaz şelale anlamına gelen '' Kanispi '' adı verilmiş.

Kayalıklardan çıkarak aşağıya doğru beyaz köpükler oluşturarak inen suyun çıkardığı ses içimi okşuyor. Suyun karşısında bulunan ve etrafı yeşil doğa örtüsü ile kaplı köyün manzarası ise, ayrı bir güzellik oluşturuyor.
Şelalenin hemen altında bir alabalık çiftliği var. Çatak Çayı'nın berrak ve soğuk sularında yetişen alabalıkların ününü duymuştum.
Yerin ismi de doğal olarak '' Kanispi Alabalık Çiftliği ve Lokantası '' 

Çatak Çayı, Botan Nehri'nin ve Dicle Nehri'nin önemli kollarından birisi.

Türkiye'nin en temiz akarsuları arasında sayılıyor.

İlkbahar aylarıyla birlikte eriyen kar sularıyla coşan Çatak Çayı, su sporları ve rafting severlerin de akın ettiği bir yer. Türkiye'nin en uzun 2. parkuru olma özelliğini taşıyan Çatak Çayı' nda 2018 yılında Türkiye Rafting Şampiyonası yapılmış.
Karşımda Kanispi Şelalesi'nin muhteşem güzelliği ile üzüm asmaların altındaki şirin lokantanın açık bölümünde yerimi aldım.
Bugün ilkler fazla. Yaşamımda ilk defa enfes lezzette ızgara alabalık yedim.

Başımı kaldırdığımda dağlar ve gökyüzünden başka mor salkım üzümlerini de görüyorum. Kolumu kaldırdığımda alacak kadar yakın olan üzümlerden tattım. Çok güzeller.


Balık havuzlarının etrafında dolaştım.



Bir gün yolunuz Çatak'a düşerse Kanispi Şelalesi'ni mutlaka görün ve ızgara alabalığını mutlaka tadın... 
Yollar uzun, yollar zorlu. Çatak Çayı'nın eşlik ettiği yoldan 5 km sonra Çatak şehir merkezine girdim.


Gökyüzüne yakın, soğukla şekillenen bir kentteyim. Doğada sadece nehirler değil, yaşam da akıyor. Suyun, rüzgarın kudreti oluşturuyor yolları. Bazılarının üzerinden uygarlıklar geçer, yollar, kavşaklar oluşur, destanlar yazılır...
Çatak Köprüsü, İlçenin hemen girişinde ve ortasından geçen Sortikin çayı üzerinde kurulmuş. Köprünün üzerinde Ermenice kitabeler var. Yapım tarihi bilinmiyor ancak mimari özellikleri değerlendirildiğinde, Osmanlı döneminde 17. veya 18. yüzyılda yapıldığı tahmin ediliyor. Tamamen düzgün kesme taştan yapılmış. Yaşamın içinde orada duruyor.
Van'ın yüksek dağlarla çevrili kültür, tarih ve doğa kokan İlçesi, tarih boyunca bir çok medeniyete ev sahipliği yapan Çatak; sırtını Şırnak, Beytüşşebap ve Siirt'le sınırını oluşturan '' Kato Dağı '' na dayıyor. Kentin rakımı 1512 metre. Doğal güzelliğinin yanı sıra bir çok medeniyetten kalan kültür değerlerini de bağrında barındırıyor. Tarihi Camiler, Kiliseler ve taş evleri zamana adeta meydan okuyor.

Yörenin eski ismi  '' Şatak '' ve '' Şatakh '' olarak kullanılmış. Yöre; 10 - 11. yüzyıllar arasında Van merkezli Vaspuragan Krallığı döneminde gelişmiş ve çok sayıda kilise ve kale ile donatılmış. 1830'lu yıllarda Osmanlı döneminde burada küçük bir kasaba olan Çatak, uzun süre Hakkari Beyliğine bağlı olarak kalmış ve adı '' Şağı Hakkari '' olmuş. 1865 yılında yerleşim yeri '' Sitak '' adını almış.

1915 yılında yörede Rus işgali görülür, işgal sırasında Ermeni çetecileri bölgede terör yaratmışlar... Cumhuriyet'ten sonra İlçe, 1960 yılında '' Çatak '' adını almış.
Çatak Çayı üzerindeki bu köprü ve üzerinde bulunan ilginç yapıdaki kafe uzaktan dikkatimi çekti.

Köprü üzerinde bu taburelerde oturarak sıcak bir çay ile nehrin geldiği ve gittiği yeri ve köprü üzerinden gelip geçen yaşamı seyre daldım...

Çatak'ın tam ortasından geçen nehrin iki yakasında adım atmadık yer bırakmadım dersem yeridir.
Yüksek, görkemli, adeta bulutları delercesine yükselen dağların arasında derin bir vadinin içinde yemyeşil örtüsüyle Çatak, ruhunu dinlendirmek isteyenler için bulunmaz bir yer. Bölge kışın kayak sporu, yazın dağcılık için inanılmaz fırsatlar sunuyor. Çatak'a asıl hayat veren İlçenin içinden geçen Çatak Çayı. Dicle Nehri'nin en önemli kolu olan Çatak çayı, İlçenin güzelliğine güzellik katıyor. 16 balık türünün yaşadığı Çatak Çayı'na koruma altında olan kırmızı benekli alabalık ayrı bir güzellik katıyor. Alabalığın avlanması yasak. 

İlçe topraklarında, coğrafi yapı ve bitki çeşitliliğindeki zenginlik nedeniyle arıcılık yoğun olarak yapılıyor ve karakovan bal üretimi için büyük bir imkan sunuyor. Çatak da üretilen organik bal İlçenin ekonomisinde önemli bir yere sahip.
Yöre balları ile ilgili '' Çatak Bal Üreticileri Birliği '' nin satış yerinde çok güzel bilgiler aldım. Yöre insanının misafirperverliğini burada da gördüm.

Her mevsim ayrı bir güzelliğe bürünen Çatak' dan ayrılma zamanı geldi...

Bir daha buralara gelebilir miyim düşüncesini bu gezimde çok yaşadım... Bana yaşattığı ilkler ve güzelliklerle mutlu veda ettim Çatak'a...
Çatak Çayı beni bırakmıyor.


Şimdiki hedefim Pervari. Pervari'ye 80 km yolum var. Ve bu yolun büyük bölümü stabilize ve bozuk zemin. 

Çatak' dan Pervari'ye doğru 10 km kadar yol aldım, uzaktan muhteşem '' Hurkan Köprüsü '' göründü.

Hurkan Köprüsü, Çatak deresinin üzerinde bulunan tarihi bir yapı.

Köprünün 17 - 18. yüzyılda Osmanlı Döneminde yapıldığı tahmin ediliyor. Hurkan Köprüsü, tarihte Musul'a kadar giden bir kervan yolu üzerinde kurulmuş.

Tek gözlü ve sivri kemerli bir yapıya sahip köprünün altında bulunan sığınma odası günümüze kadar sağlam olarak ulaşmış.
Sağlam ve farklı mimarisi ile dikkat çeken moloz ve kesme taştan yapılan köprünün yolu taş kaplı. 

Köprünün her iki yakasında dolaştım. Üstünden çevreyi izledim.

Çatak çıkışından sonra zaten yüksek dağlarla çevrili olan coğrafya daha çetin hale geliyor. 

Yaylacılık Çatak'ın olmazsa olmazı. Bahar ayları ile birlikte Çatak yaylaları da şenleniyor. Yüksek dağlarda farklı aromalardaki otları toplayan yaylacılar meşhur otlu peyniri bu otlarla yaylalarda üretiyor.
Rengarenk kıyafetleriyle berivanlar koyunlarını sağarken, yayladaki yaşam dört ay sürüyor. Çatak, her yönüyle kendine hayran bırakan bir ilçe.
Bu rengarenk görüntüleri seyrettim. Çobanlarla ortak dilden selamlaştım...
Yaklaşık 10 km sürecek '' Zeril Deresi Kanyonu '' na girdim.


Ceviz, Çatak'la adeta özdeşleşmiş. Yüksek rakımı nedeniyle Çatak da üretilen kaliteli cevizler birer vitamin ve protein deposu olurken ceviz oymacılığı ise bir meslek haline gelmiş.
Yolda bu görüntü karşısında kim durmaz ve onlarla konuşmaz...
Yakın köyden olduklarını öğrendiğim bu iki çocuk küçük sürülerini toplamakla uğraşıyorlar. Yüzlerindeki saf ve temiz ifade ile bu çocuklarla kısa konuşma bir başka sürpriz oldu.


Gökyüzü bile görünmüyor denen yerlere geldim. Ne muhteşem bir doğa ve yol...
Güneş son ışıklarını veriyor ve gün bitmek üzere. Bu ışık altında dağlardan, sarp vadilerden, kaya bloklarından muhteşem görüntüler aldım.


Böylesine ıssız, insansız, yüksek doğa parçalarına bakmak, her gün yeniden öğrenmek... Pek çok insana göre görkemsiz olan bu yerler benim için, bu gezegenin en değerli parçalarıdır. Hem de erişilmesi güç coğrafyalara bakmanın anahtarıdır...

Zengin akarsu ağı, etrafını kuşatan yüksek dağları ile bu bölge farklı güzelliklere açılıyor.



Zeril Kanyonu'ndan çıktım. Pervari'ye doğru tekrar yükselmeye başladım. Bir süre sonra mola vererek çevreyi keşfetmeye çalıştım. Arkamda bıraktığım kanyon çıkışını net görüyorum.


Aslında gözlerim bir yeri daha arıyor... Çok da aramaya gerek yok. Görmemek, farketmemek imkansız '' Kato Dağı '' nı.
Kato Dağı, Şırnak'ın Beytüşşebap İlçesi'nde yer alan 3300 metre yüksekliğinde bir dağ.
Kato Dağı, Büyük İskender'in geçemediği dağ olarak biliniyor.
Yolda gördüğüm sürünün çobanına: ''Pervari'ye ne kadar kaldığını sordum. 40 km olduğunu söyledi...Stabilize bir yol, arazi olağanüstü sarp ve dağlık. Pervari'ye ulaşma ile ilgili zaman tahmini yapamıyorum. Hava da kararmak üzere.




Daha yukarılarda ilginç kaya oluşumları gördüm. Kimseler yok yolda. Ne arkamdan, ne de ilerden gelen bir araç.


İşte burada en güzel günbatımlarımdan birine tanık oldum.

Stabilize yolda, ana yol olabileceğini tahmin ettiğim yollardan gitmeye çalışıyorum. Yolda tabela yok. Hava karardı. Uzun bir süre sonra yolum '' Gülbudak Köyü '' ne çıktı. Siirt İlinin Pervari İlçesine bağlı köy Pervari'ye 16 km uzaklıkta. Köyün adı 1912 yılı kayıtlarında ''Sano'' ya da ''Sanu'' olarak, 1928 yılı kayıtlarında ise ''Sanuh'' olarak geçiyor.
Köyün çıkışında iki katlı bir evin balkonunda oturan yaşlı bir amca ve teyze gördüm. Araçtan indim. Kürtçe bir şeyler söylediler. Sonra ortak dilden konuşmaya başladık... Çay içmeye davet ettiler. Yolumun Siirt'e olduğunu söyleyerek izin istedim. Pervari'ye ne kadar kaldığını sordum. 20 km kaldığını öğrendim. 
Ama ne 20 km... Bir saati aşan bir yoldan sonra aracın farlarının aydınlattığı Pervari tabelasının ardından, Pervari'nin ışıklarını gördüm.

Pervari'nin ışıl ışıl şehir ışıkları altında şehrin içinden geçtim.



Pervari'nin şirin '' Cafe Cadde '' sinde güzel bir molayı hak ettim... Benden hikayesi...






Hiç yorum yok :

Yorum Gönder