Sayfalar

11 Ocak 2026 Pazar

 KIYIKIŞLACIK ...   ÇILGIN KALABALIKTAN UZAKTA  (MUĞLA) (KARAVAN GÜNLÜKLERİ)

'' Kıyıkışlacık ... Çılgın Kalabalıktan Uzakta '' başlıklı bir gezi yazısı, uzun yıllardır kitaplıktaki gezi arşivimde durur. Yolculuk hazırlıkları sırasında yazıyı da yanıma aldım. 20 yıl öncesinden izlenimlerle bugünün Kıyıkışlacık hallerini karşılaştırmak güzel bir oyuna dönüşebilir ... Az bilinen ama çok bilinmesi gereken suyun içinde ve üstünde bir tarih, billur gibi suların, muhteşem denizlerin çevrelediği antik kent ile iç içe bir balıkçı köyü Kıyıkışlacık. Söke - Milas arasındaki yol üzerinde '' Kıyıkışlacık '' , '' Iasos '' tabelalarını görürüz. Bugüne kadar atladıklarımızı toparladığımız, sonraya bırakılanları gördüğümüz geziler, karavan ile daha anlamlı oluyor. 
Ama önce Milas tarihi Arasta Çarşısı'nda bulunan bir lezzet durağına gidiyorum. 
Muğla'nın Milas ilçesindeki tarihi arasta içinde 1962 yılından bu yana hizmet veren Adalılar Kebap Salonu, bölgenin en gözde ve ünlü restoranları arasında bulunuyor. Milas ve Bodrum yollarından geçenlerin genellikle mutlaka uğradığı bu eski usul lokanta sadece birkaç çeşit yemekle altmış yılı aşan bir süredir müşterilerini memnun etmeye devam ediyor.
Bir başka yerde tadamayacağımız coğrafi işaretli '' Milas Ciğer Kavurması '' ve köftenin en lezzetli hali '' Milas Köftesi '' Adalılar'ın basit menüsünün lezzetleri. Masaya gelen ev yapımı ayran, buranın vazgeçilmez geleneği.
Taze dana ciğeri saçta, düşük asitlik derecesine sahip yörenin zeytinyağı ile pişiriliyor ve tabakta kuru soğan, iri kıyılmış maydanoz, domates ve sivri biber ile servis ediliyor. Damağımda unutamayacağım tatlar bırakan, zeytinyağı ile hazırlanan bu sıra dışı ciğeri çok beğendim... Milas Köftesi ise; geleneksel olarak hafifçe küllenmiş odun kömürü veya zeytin çekirdeği kömürü üzerinde ızgarada pişiriliyor. Pişirme sırasında üzerine enlemesine kesilmiş pide ekmeği kapatılıyor, böylece köftenin aroması ve sızan yağ ekmeğe geçiyor. Milas Köftesi, erkek dana etinden hazırlanıyor. Bu iki lezzeti tadabilmek için karışık olarak istedim. Bu güzel tabak için yol değiştirilip Milas'a gelinir ...
Adalılar Kebap Salonu'nun menüsündeki sadelik, buranın en büyük gücü. Adalılar, İstanköy'den Kuşadası'na, oradan da Milas'a göç eden bir ailenin üç kuşaklık emeğinin ürünü. Yaşar Yalçın'ın 1962 yılında kurduğu bu samimi yeri, günümüzde ikinci kuşaktan Ercan Yalçın büyük bir özveriyle sürdürüyor.
Ercan Bey'in saygın duruşu ve keyifli sohbetleri, mekanın sıcak ve samimi atmosferinin ayrılmaz parçası. Yemek sonrası onunla yaptığım kısa sohbette bile; Arasta Çarşısı'nın tarihi, ciğer ve köfte hazırlanışının inceliklerini anlattığı anlar benim için çok değerliydi.

Adalılar Kebap Salonu'nun menüsü son derece basit; Ciğer, köfte ve bazı günlerde kuzu şiş ... Lezzet kalitesinden ödün verilmiyor. Günlük üretim tamamlandığında akşam saat 18.00 civarında kapatıyorlar. Mekan Pazar günleri kapalı.


Ercan Bey, geleneksel lezzetleri koruma konusundaki kararlılığı sürdürdüklerini anlattı. 
Yemekten sonra çay ikram edildi. Adalılar'ın hemen karşısında bulunan '' Yüksek Kahve '' den gelen çayı içerken çevreyi izledim. 120 yıllık tarihi ile dikkat çeken '' Yüksek Kahve '' Milas'ın tarihi ve kültürel değerlerindenmiş.

Milas Arastası içinde gezmeye başladım. Hisarbaşı Mahallesi'nde tarihi Çöllüoğlu Han'ın çevrelediği bölge Milas Arastası olarak biliniyor. Çöllüoğlu Hanı'nın 1719 yılındaki inşasından sonra Arasta'nın kurulmaya başladığı tahmin ediliyor. Yüzlerce yıldır Milas ticaretinde önemli bir yere sahip olan Arasta'da terziler, tenekeciler, esnaf lokantaları, ayakkabıcılar gibi ticari faaliyetlerin hala devam ediyor olduğunu görmek çok güzel. Arasta dükkanları geleneksel Türk mimarisinin özelliklerini taşıyor, genellikle tek veya iki katlılar ve çatıları kiremitle kaplı. Dükkanlar sıralı bir şekilde konumlanmış. Ön cepheleri dar, ancak derinlikleri genellikle daha fazla.
Arasta'nın cadde ve sokakları birbirini yatay ve dikey olarak kesiyor. Sokaklar genellikle kunduracı, demirci, eskici gibi meslek gruplarının isimlerini taşıyor.1960'ların başına kadar Arasta, ticari yaşama kültürleriyle renk katan Rum ve Yahudi esnafının izlerini bugün dahi korumuş.
Milas Arastası, pek çok özelliğini bozulmadan koruyarak yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktası olmuş. Kalabalığın ilgisi açıkça görülüyor. Özellikle Salı pazarının kurulduğu gün, Arasta daha da yoğun ilgi görüyormuş. '' Arasta '' kelimesi, Osmanlı döneminde aynı türden mal satan dükkanların bir arada bulunduğu çarşılar için kullanılan bir terim.
Milas (Mylassa) Batı Karia'nın en önemli ve en büyük merkezlerindenmiş. Kent, Sadra Dağı'nın etekleri ile bu dağın önündeki tepelere kurulmuşken, zamanla ovaya doğru yayılmış. Zeus Karius mabedinin burada oluşu ve Zeus Labranda mabedinin de buraya çok yakın bulunması Mylassa'yı (Milas) Karia'nın dini merkezi haline getirmiş.
Tüm öğlenden sonrasını Kıyıkışlacık'a ayırdığım için Milas'tan ayrılmam gerekiyor. Ancak yine atladıklarım listesine Milas'tan da bazı bölgeler dahil oluyor... Bunlar; Tarihi Milas Evleri ve Macar Evleri. Tarihi Milas Evleri, Milas şehrinin karakteristik özelliklerini yansıtan ve bölgenin tarihine tanıklık etmiş konutlar. Bu evler genellikle Osmanlı dönemine ait olup, geleneksel Türk mimarisinin özelliklerini taşıyorlar. Macar Evleri, geçmişten bugüne kadar turistlerin de fazlaca ilgisini çekiyorlarmış. Bu evler yapılış hikayesi bakımından da tarihi özellikler barındırıyor. Cumhuriyet döneminin ilk kaymakamlarından Fevzi Beler, 1920'li yıllarda sık sık Rodos'a gidiyor ve Rodos'taki evlerin yapılarını beğeniyor. Mimari yapılara sanat katan bu ustaları araştırıyor. Kaymakam Beler, o zamanlar Macaristan'daki ekonomik kriz yüzünden Rodos'a göç eden ve orada bu yapıları inşa eden 4 Macar ustayla tanışıyor. Kaymakam'ın daveti üzerine Milas'a gelen 4 Macar usta, 1931 yılında ilk olarak İstikamet Sineması'nı yapıyorlar. Daha sonra ise yan yana sıralanmış vaziyetteki evler inşa edilmiş. Atatürk Bulvarı'ndaki bu evler, Milas'a renk katıyorlarmış. Milas büyük bir ilçe ve gezilecek, görülecek çok yeri var...
Bu güzel köyün, hala çok bilinmemesinin en önemli nedeni, köye ulaşmak için 20 km kadar çıkışlar ve inişlerle dolu bir orman yolundan geçiliyor olması gerek.
Kıyıkışlacık'a yaklaşırken, yukarılardan geniş sahil bandı, göz alıcı bir deniz manzarası ve gizli koylar ile karşılaşıyorum. Bir yandan kıyıya kadar uzanan zeytin ağaçları, diğer yanda masmavi deniz.
Kıyıkışlacık, Bodrum Yarımadası'nın kuzeyindeki Güllük Körfezi'nin en uç noktasında ve Milas'a 20 kilometre uzaklıkta, Iasos antik kentinin yanı başında kurulmuş bir kıyı köyü.
Körfeze adını veren Güllük ve Bodrum Yarımadası'nın diğer köy ve beldeleri, körfezin karşı kıyısından seçilebilir bir uzaklıkta yer alıyor. Karşı sahil, Türkiye'de yaz aylarında nüfusu en çok artış gösteren turistik bölgelerden. Körfezin bu iç noktası ise şaşırtıcı derecede sessiz ve sakin. Köyün kuruluş yılı 1929. Kıyıkışlacık daha önceleri bir Rum çiftliği imiş. Halkın başlıca geçim kaynağı zeytincilik. Yörede yağlık zeytin yetiştiriliyor. Köydeki tesislerde işlenen zeytinlerden elde edilen sızma yağ kalitesi ile ün sahibi.

Kıyıkışlacık ile ilgili bu gezi yazısını 20 yıl önce ilk okuduğumda çok etkilendiğim bir şey olmuştu. Şimdi onu gerçekleştirme zamanı...
Erken İmparatorluk Dönemi'nde inşa edilen mendirekten kuleye denizden yürüyerek ulaşmak ... Iasos, doğu ve batı yönlerde bulunan iki limanı olan bir kentmiş. Batı yönde bulunan liman, günümüzde batı uçtaki suyun altında kalmış olan iki mendirek tarafından kapatılıyordu. Şehrin açık denize karşı bulunduğu konumu ve rüzgarın yönü göz önüne alınırsa, bunların dalgakıran olmadıkları, limana giriş çıkışı kontrol ettikleri anlaşılıyor. Bunlar, hem agora ile aynı yapı katında hem de doğu kıyısı boyunca bulunan liman yapılarının inşa edildiği döneme, yani Erken İmparatorluk Dönemine aitler. Orta Bizans Döneminde doğudaki mendireğin uç kısmına bir kule eklenmiş.
Başlangıçta mendirek üzerinden yürüyerek kuleye geçmeyi düşünsem de, taş blokların yosunlu ve kaygan olması nedeniyle mendireğin yanından denizden yürüyerek gitmeye karar verdim. Kıyıda paçaları sıvama zamanı... Diz üstüne gelen deniz seviyesi ile kuleye yürüyerek geçmek harika oldu.
Yolu, sık sık durarak, Kıyıkışlacık ve İasos görüntülerini izleyerek bitirdim ve sonunda kuleye çıktım.


Kulenin kuzey ve batısı sağlam destek duvarlarıyla güçlendirilmiş ve silahların kullanılması için iki sıra mazgal deliği açılmış. Kulenin 2 metre kadar yükseltilmiş girişi doğuya açılıyor. İki katlı kulenin alt katında küçük bir sarnıç ve kapının arkasında bir rampa bulunuyor. Üst katta ise bir şömine var ve çatısının da piramit şeklinde olduğu düşünülüyor.
Yapının tarihi tartışmalı. Kıbrıs'ta benzer destek duvarlarına sahip kulelerle yapılan karşılaştırmalara göre, yapım tarihi Bizans İmparatorluğu'nun sıkıntılı bir dönemine, bu kıyıdaki savunma sisteminin denizden gelebilecek tehlikelere karşı güçlendirildiği 12. - 13. yüzyıla ait olduğu düşünülüyor. Öte yandan, Osmanlı denizcisi '' Piri Reis '' in Iasos'ta II. Beyazıd tarafından 1481 - 1512 arasında '' suni limanı '' savunmak amacıyla yaptırdığını söylediği '' kule '' yi söz konusu yapıyla ilişkilendirenler de varmış.  
Mendirek yanından denizden yürüyerek gelip, kuleye çıkıp işgal ettikten ve manzaranın tadını çıkardıktan sonra aynı yoldan geriye dönme yolculuğum başlıyor...
Üç tarafı denizle çevrili bir yarımada üzerinde kurulmuş Iasos'un, mitolojiye göre Argos'tan gelenler tarafından kurulduğu ve adını kolonistlerin başı Iasos'tan aldığı söyleniyor. Kentin kurulduğu alan önceleri bir ada iken daha sonra berzahın dolmasıyla yarımada haline gelmiş. Antik kente ait önemli yapılar bu yarımada üzerinde yer alıyor. Büyük surlar, su kemerleri, mezarlar ve balık pazarı olarak adlandırılan yapı ise sur dışında yer alıyor. Iasos'ta yapılan kazılarda en eski yerleşimin M.Ö. 3. bin sonuna kadar uzandığı tespit edilmiş.
Strabon'un aktardığı efsaneye göre, Iasoslular'ın balığa olan düşkünlüğü o kadar fazlaydı ki, tiyatroda çan sesi duyulunca herkes balık pazarına koşardı. Büyük İskender'in ilgisini çeken bir başka Iasoslu da, yunus tarafından sevilme gibi garip bir yazgıya sahip olan erkek çocuktu. Iasos'ta erkek çocukların gymnasium da çalıştıktan sonra denizde yıkanmaları bir gelenekti. Bu sırada kıyıya yanaşan yunus, çocuklardan birini sırtına alıp, açıklara götürür ve sonra yeniden kıyıya bırakırdı. Büyük İskender'in bu çocuğu Babil'e getirterek Poseidon rahibi yaptığı söylenir. Bu olaydan etkilenen Iasoslular, M.Ö. 3. yüzyılda çıkardıkları madeni paralarında, kolunu yunusun sırtına atmış biçimde yüzen çocuk tasvirine yer vermişlerdir. 
Kıyıkışlacık'ın Osmanlı Devleti zamanında adı ''Asilkurin ''. Antik dönemdeki beş mermer ocağından biri de Iasos'ta bulunuyormuş. Döneminde Yunan anakarasına, Kudüs'e, hatta Afrika kıyılarına mermer sevkiyatı yapılmış. İstanbul'a özellikle Ayasofya'nın duvar kaplamaları için mermer gönderildiği de biliniyor.
Zeytin ağaçları antik kentin surları içerisinde ve dışında da yer alıyor. Söylendiğine göre bu ağaçlar üç - dört yüz yıllık. Gövdeleri de bunu kanıtlar gibi kalın. Balıkçılık köy halkının zeytincilikten sonra ikinci derecede gelir kaynağı. Kıyıkışlacık Koyu balıkçılar için son derece elverişli bir liman oluşturuyor. 
Balıkçılık bu yörede olasılıkla bilinen en eski uğraş. Roma mezar anıtı yapısına '' Balıkçı Pazarı '' denmesi ve koyun iç noktasındaki çan kulesinin pazara balık geldiğini duyurmak amacıyla kullanılmış olması bunun yakın tarihe ait izleri.
'' Balık Pazarı '' Açık Hava Müzesi Roma Mausoleionu, I. yüzyıl su kemerinin ayakta kalmış temellerinden birinin yanına inşa edilmiş, dört tarafı portikolarla çevrilmiş bir yapı. 20. yüzyılın başında Iasos'u ziyaret eden arkeologlar, büyük ölçüde toprağa gömülmüş olan bu yapının, Strabon'un aktardığı bilgilere göre, Balık Pazarı olduğunu düşünmüşler. Daha sonra bu adlandırmanın yanlış olduğu anlaşılmış olsa da, günümüzde de bu isimle anılıyor. Aslında burası 2. yüzyıla ait bir anıt mezar.
Payeler üzerindeki kemerlerden oluşan bir portiko ile sınırlandırılmış hemen hemen kare ( 40 m * 48 m ) bir alanın ortasında, basamaklı yüksek bir platform üzerinde yükselen ön cephesi 4 sütunlu, tapınak planlı bir anıt mezar ile karşılaşıyorum.



Dış duvarları Korinth başlıklı, alçak kabartma tarzında, gömme sütunlar ile süslenmiş. Mezar odası ( 10 m * 7 m ) zemine yapılmış ve girişi batıda. Duvarlarda kemiklerin saklandığı kapların konulması için nişler ve bu duvarlara bitişik taş sekiler bulunuyor.
Anıt mezarın ana girişi, tapınak merdivenlerinin önündeki doğu portikoda yer alan kapıdan. Batıdaki portikonun orjinal kemerleri de halen ayakta.
Bu anıt mezarı inşa ettiren kişinin kimliği bilinmemekte. Yapı, mermer ticaretinin canlı olduğu Bizans Döneminde, kentin yakınlarında bulunan taş ocaklarından çıkarılan Iasos pembe damarlı mermer blokların depolanması ve işlenmesi için kullanılmış.
Anıt mezar, Iasos'ta ortaya çıkarılan buluntuların sergilendiği bir müze olarak 1995'te hizmete açılmış.

Birçok heykel, yazıt, mimari eleman, zemin mozaikleri, Geç Geometrik Dönem'e ait büyük bir ume (pithos) grubu, Iasos'un Arkaik Dönem'den Bizans Dönemine kadar kentin tarihine ışık tutuyor.

Karialı bir ailenin ismi de geçen Grekçe yazıt ..
Büyük stelin üzerindeki yazıt, Seleukid Kralı III. Antiochus'un eşi Laodike'den şehre ithafen yazılmış bir mektup. Muhtemelen M.Ö. 196/5 yılına tarihlendiriliyor. Belirsiz bir felaketin zarar verdiği şehre yardım etmek için Laodike, büyük miktarda buğdayı şehrin kullanımına sunar. Buğdayın satışından elde edilen kar yoksul vatandaşların kızlarının çeyizleri için kullanılacaktır.
Minnettarlığın bir işareti olarak çıkartılan bir kent kararnamesi Kraliçe Afrodit Laodike için kutsal bir halk kültü oluşturmasını; ayrıca yeni evliler veya evlenmek üzere olan genç kızlar tarafından Tanrıçanın onurlandırılmasını emreder.
Iasos'un önemli bir üzüm yetiştiricisi olduğu görülüyor. Şarap imalatı ve ticareti önemli bir yere sahip. Öyle ki; şarap tanrısı Dionysos'un görkemli heykeli Balık Pazarı Müzesi'nde bulunuyor. Eski zamanlarda ise şehri süslüyormuş.
Sergilenen eserler arasında; lahitler, lahit kapakları, tabletler, özel kaplar, kitabeler ve daha pek çok buluntu bulunuyor.
Yarımada'nın ucuna doğru yürüdüm. Burada çok zaman geçirmeye değecek ölçüde antik eserler var. Mozaikli Villa I, Iasos Antik Kenti'nin en önde gelen yapılarından biri olduğu kadar, Karia bölgesi içerisinde de Roma dönemi konut mimarisinin en önemli ve ilgi çekici örneklerinden biri olarak sayılıyor.
1968 yılında tespit edilmiş ve 1970 - 1971 yıllarında D. Levi tarafından kazı çalışmaları yapılmış. Yapı antik kentin bulunduğu yarımadanın güneydoğusunda, teraslı bir yamaçta bulunuyor.
Evin merkezini, fresk ve mozaik süslemeli, birbiriyle bağlantılı dört odanın açıldığı, pastas ve büyük bir peristyle oluşturuyor. Arazinin topoğrafyasına da uygun olduğu için Grek ve Roma konut mimarisi planlarında yaygın olan kuzey - güney doğrultulu planla inşa edilmiş.

Mozaiklerde kullanılan geometrik motifler, İtalya'da ve İmparatorluğun yayılım alanlarında kullanılan M.S. 1. yüzyıl '' siyah - beyaz '' stilden gelişmiş olan ve devam eden bir geleneksel stilin parçası. Zaman zaman çok parlak olmayan renklerin kullanıldığı da biliniyormuş.
Odalarda ve koridorlarda kırmızı ve yeşilin az da olsa kullanıldığı görülebiliyor. Batı yönünde, dekore edilmiş mekanların arkasında ve olasılıkla kuzeyde bir zeytinyağı işliği de dahil olmak üzere hizmet veren yapıya sonradan eklenmiş kısımlar bulunuyor.
Koridorun zemin mozaikleri av sahnesi içerdiği için oldukça önemli. M.S. 2. yüzyıl - M.S. 3. yüzyılın ikinci yarısı arasında av sahneleri yaygınlaşmış ve sevilerek tekrar edilmiş. Koridordaki av sahnesi bu geleneğin Batı Anadolu'daki önemli örneklerinden birisi.
Yapılan çalışmalar sonucunda, daha önceki yayınlarda leopar olarak adlandırılan figürün köpeğe ait olduğu kesinleşmiş. Yapıya koridor ile birlikte, kuzey yönde  zeytinyağı işliği olarak kullanılan bir bölüm daha eklenmiş. Yapının batı duvarı dışında işlevleri henüz anlaşılmamış olan üst örtüleri tonozlu mekanlarda var.

Köyün merkezinde yer alan liman, eşine az rastlanır türde bir doğal liman - koy; bir yanda üzeri zeytinlerle kaplı yarımada, diğer yanda İasos antik kentinin bulunduğu küçük yarımada. İasos'un burada kurulmasının en önemli nedeni, belki de böylesine korunaklı bir doğal limana sahip olması.
Köyün sahilinde, 1980'li yılların ünlü dizisi Dallas'ın karakteri Ceyar'dan adını alan '' Ceyar'ın Yeri '' adlı bir kafe bulunuyor ve kafe sahibi de benzerlikten dolayı yöre halkı tarafından '' Ceyar '' lakabıyla anılmakta. Ben uğradığımda Ceyar yoktu ... Köyde; birkaç balık restoranı, kıyıda bir yürüyüş yolu ve birkaç kafe bulunuyor. Küçük bir balıkçı köyü havasını hissetmek için en güzel yer burası. Antik şehir gezisi sonrası, Kıyıkışlacık'ta yüzmek için köyün içinde denize girilmiyor. Köyün çok geniş bir sahil bandı var. En özel yer Zeytinlikuyu Plajı. Temiz, sığ ve berrak denizi kumluk yapısıyla tercih ediliyor.
Iasos antik kentinde 1960 yılından bu yana İtalyan Arkeoloji Heyeti'nce düzenli kazılar yapılıyormuş. İtalyan kazı evi, güzelliği ile görülmeye değer.
Kazı çalışmaları sonucunda agoraya kemerli bir kapıdan giriliyor.
İnsanların toplandığı meydan olan Agora, yarımada üzerinde yer alıyor. Agoranın dört tarafı revaklarla çevrili. Agoranın güney batısında Bouleterion yapısı yer alıyor.
Agora'nın batı kenarında sütunlu bir portiko ile çevrili olan odeon bulunuyor. Artemis tapınağı, yağmurdan ıslanmadığına inanılan heykelin bulunduğu alanda yer alıyor.

Kentin doğu yüzünde Zeus Megistos tapınağı, çeşitli yazıtlar, adak yapısı ve adak steli dizisiyle belirlenen kutsal bir alana sahip.
Argoslu kolonistler tarafından kurulan kente daha sonra Milet'ten gelen göçmenler yerleşmiş. Kentin baş tanrıları Apollon ve Artemis. Ayrıca Dionysos adına da festival düzenlenirmiş. Iasos, bu festivalleriyle müzik ve tiyatro merkezi olarak ün kazanmış.
Tiyatro, Zeus tapınağı alanının üzerinde. Roma döneminde Epikrates oğlu Zopatros tarafından onarılan bu yapı, Hellenistik geleneklere göre inşa edilmiş.

Tiyatro duvarlarındaki yazıtlar, oyuncular, müzisyenler ve etkinliklere destek veren kişilerin adlarını yansıtıyor.
Ege Bölgesi'nin büyüleyici doğası ve tarihle iç içe geçmiş köylerinden biri olan Kıyıkışlacık Köyü, Muğla'nın Milas ilçesinde adeta bir saklı cennet. Kent yaşamının karmaşasından uzaklaşmak, doğayla baş başa kalmak ve Ege'nin sıcak insanlarının misafirperverliğini hissetmek isteyenler için Kıyıkışlacık, keşfedilmeyi bekleyen bir hazine...

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder