KIYIKIŞLACIK ... ÇILGIN KALABALIKTAN UZAKTA (MUĞLA) (KARAVAN GÜNLÜKLERİ)
'' Kıyıkışlacık ... Çılgın Kalabalıktan Uzakta '' başlıklı bir gezi yazısı, uzun yıllardır kitaplıktaki gezi arşivimde durur. Yolculuk hazırlıkları sırasında yazıyı da yanıma aldım. 20 yıl öncesinden izlenimlerle bugünün Kıyıkışlacık hallerini karşılaştırmak güzel bir oyuna dönüşebilir ... Az bilinen ama çok bilinmesi gereken suyun içinde ve üstünde bir tarih, billur gibi suların, muhteşem denizlerin çevrelediği antik kent ile iç içe bir balıkçı köyü Kıyıkışlacık. Söke - Milas arasındaki yol üzerinde '' Kıyıkışlacık '' , '' Iasos '' tabelalarını görürüz. Bugüne kadar atladıklarımızı toparladığımız, sonraya bırakılanları gördüğümüz geziler, karavan ile daha anlamlı oluyor.Muğla'nın Milas ilçesindeki tarihi arasta içinde 1962 yılından bu yana hizmet veren Adalılar Kebap Salonu, bölgenin en gözde ve ünlü restoranları arasında bulunuyor. Milas ve Bodrum yollarından geçenlerin genellikle mutlaka uğradığı bu eski usul lokanta sadece birkaç çeşit yemekle altmış yılı aşan bir süredir müşterilerini memnun etmeye devam ediyor.
Bir başka yerde tadamayacağımız coğrafi işaretli '' Milas Ciğer Kavurması '' ve köftenin en lezzetli hali '' Milas Köftesi '' Adalılar'ın basit menüsünün lezzetleri. Masaya gelen ev yapımı ayran, buranın vazgeçilmez geleneği.Adalılar Kebap Salonu'nun menüsü son derece basit; Ciğer, köfte ve bazı günlerde kuzu şiş ... Lezzet kalitesinden ödün verilmiyor. Günlük üretim tamamlandığında akşam saat 18.00 civarında kapatıyorlar. Mekan Pazar günleri kapalı.
Ercan Bey, geleneksel lezzetleri koruma konusundaki kararlılığı sürdürdüklerini anlattı. Yemekten sonra çay ikram edildi. Adalılar'ın hemen karşısında bulunan '' Yüksek Kahve '' den gelen çayı içerken çevreyi izledim. 120 yıllık tarihi ile dikkat çeken '' Yüksek Kahve '' Milas'ın tarihi ve kültürel değerlerindenmiş.
Erken İmparatorluk Dönemi'nde inşa edilen mendirekten kuleye denizden yürüyerek ulaşmak ... Iasos, doğu ve batı yönlerde bulunan iki limanı olan bir kentmiş. Batı yönde bulunan liman, günümüzde batı uçtaki suyun altında kalmış olan iki mendirek tarafından kapatılıyordu. Şehrin açık denize karşı bulunduğu konumu ve rüzgarın yönü göz önüne alınırsa, bunların dalgakıran olmadıkları, limana giriş çıkışı kontrol ettikleri anlaşılıyor. Bunlar, hem agora ile aynı yapı katında hem de doğu kıyısı boyunca bulunan liman yapılarının inşa edildiği döneme, yani Erken İmparatorluk Dönemine aitler. Orta Bizans Döneminde doğudaki mendireğin uç kısmına bir kule eklenmiş.
Başlangıçta mendirek üzerinden yürüyerek kuleye geçmeyi düşünsem de, taş blokların yosunlu ve kaygan olması nedeniyle mendireğin yanından denizden yürüyerek gitmeye karar verdim. Kıyıda paçaları sıvama zamanı... Diz üstüne gelen deniz seviyesi ile kuleye yürüyerek geçmek harika oldu.Yolu, sık sık durarak, Kıyıkışlacık ve İasos görüntülerini izleyerek bitirdim ve sonunda kuleye çıktım.Kulenin kuzey ve batısı sağlam destek duvarlarıyla güçlendirilmiş ve silahların kullanılması için iki sıra mazgal deliği açılmış. Kulenin 2 metre kadar yükseltilmiş girişi doğuya açılıyor. İki katlı kulenin alt katında küçük bir sarnıç ve kapının arkasında bir rampa bulunuyor. Üst katta ise bir şömine var ve çatısının da piramit şeklinde olduğu düşünülüyor.Yapının tarihi tartışmalı. Kıbrıs'ta benzer destek duvarlarına sahip kulelerle yapılan karşılaştırmalara göre, yapım tarihi Bizans İmparatorluğu'nun sıkıntılı bir dönemine, bu kıyıdaki savunma sisteminin denizden gelebilecek tehlikelere karşı güçlendirildiği 12. - 13. yüzyıla ait olduğu düşünülüyor. Öte yandan, Osmanlı denizcisi '' Piri Reis '' in Iasos'ta II. Beyazıd tarafından 1481 - 1512 arasında '' suni limanı '' savunmak amacıyla yaptırdığını söylediği '' kule '' yi söz konusu yapıyla ilişkilendirenler de varmış. Mendirek yanından denizden yürüyerek gelip, kuleye çıkıp işgal ettikten ve manzaranın tadını çıkardıktan sonra aynı yoldan geriye dönme yolculuğum başlıyor...Üç tarafı denizle çevrili bir yarımada üzerinde kurulmuş Iasos'un, mitolojiye göre Argos'tan gelenler tarafından kurulduğu ve adını kolonistlerin başı Iasos'tan aldığı söyleniyor. Kentin kurulduğu alan önceleri bir ada iken daha sonra berzahın dolmasıyla yarımada haline gelmiş. Antik kente ait önemli yapılar bu yarımada üzerinde yer alıyor. Büyük surlar, su kemerleri, mezarlar ve balık pazarı olarak adlandırılan yapı ise sur dışında yer alıyor. Iasos'ta yapılan kazılarda en eski yerleşimin M.Ö. 3. bin sonuna kadar uzandığı tespit edilmiş.
Strabon'un aktardığı efsaneye göre, Iasoslular'ın balığa olan düşkünlüğü o kadar fazlaydı ki, tiyatroda çan sesi duyulunca herkes balık pazarına koşardı. Büyük İskender'in ilgisini çeken bir başka Iasoslu da, yunus tarafından sevilme gibi garip bir yazgıya sahip olan erkek çocuktu. Iasos'ta erkek çocukların gymnasium da çalıştıktan sonra denizde yıkanmaları bir gelenekti. Bu sırada kıyıya yanaşan yunus, çocuklardan birini sırtına alıp, açıklara götürür ve sonra yeniden kıyıya bırakırdı. Büyük İskender'in bu çocuğu Babil'e getirterek Poseidon rahibi yaptığı söylenir. Bu olaydan etkilenen Iasoslular, M.Ö. 3. yüzyılda çıkardıkları madeni paralarında, kolunu yunusun sırtına atmış biçimde yüzen çocuk tasvirine yer vermişlerdir.
Kıyıkışlacık'ın Osmanlı Devleti zamanında adı ''Asilkurin ''. Antik dönemdeki beş mermer ocağından biri de Iasos'ta bulunuyormuş. Döneminde Yunan anakarasına, Kudüs'e, hatta Afrika kıyılarına mermer sevkiyatı yapılmış. İstanbul'a özellikle Ayasofya'nın duvar kaplamaları için mermer gönderildiği de biliniyor.
Zeytin ağaçları antik kentin surları içerisinde ve dışında da yer alıyor. Söylendiğine göre bu ağaçlar üç - dört yüz yıllık. Gövdeleri de bunu kanıtlar gibi kalın. Balıkçılık köy halkının zeytincilikten sonra ikinci derecede gelir kaynağı. Kıyıkışlacık Koyu balıkçılar için son derece elverişli bir liman oluşturuyor.
Balıkçılık bu yörede olasılıkla bilinen en eski uğraş. Roma mezar anıtı yapısına '' Balıkçı Pazarı '' denmesi ve koyun iç noktasındaki çan kulesinin pazara balık geldiğini duyurmak amacıyla kullanılmış olması bunun yakın tarihe ait izleri.'' Balık Pazarı '' Açık Hava Müzesi Roma Mausoleionu, I. yüzyıl su kemerinin ayakta kalmış temellerinden birinin yanına inşa edilmiş, dört tarafı portikolarla çevrilmiş bir yapı. 20. yüzyılın başında Iasos'u ziyaret eden arkeologlar, büyük ölçüde toprağa gömülmüş olan bu yapının, Strabon'un aktardığı bilgilere göre, Balık Pazarı olduğunu düşünmüşler. Daha sonra bu adlandırmanın yanlış olduğu anlaşılmış olsa da, günümüzde de bu isimle anılıyor. Aslında burası 2. yüzyıla ait bir anıt mezar.Payeler üzerindeki kemerlerden oluşan bir portiko ile sınırlandırılmış hemen hemen kare ( 40 m * 48 m ) bir alanın ortasında, basamaklı yüksek bir platform üzerinde yükselen ön cephesi 4 sütunlu, tapınak planlı bir anıt mezar ile karşılaşıyorum.
Dış duvarları Korinth başlıklı, alçak kabartma tarzında, gömme sütunlar ile süslenmiş. Mezar odası ( 10 m * 7 m ) zemine yapılmış ve girişi batıda. Duvarlarda kemiklerin saklandığı kapların konulması için nişler ve bu duvarlara bitişik taş sekiler bulunuyor.Anıt mezarın ana girişi, tapınak merdivenlerinin önündeki doğu portikoda yer alan kapıdan. Batıdaki portikonun orjinal kemerleri de halen ayakta.Bu anıt mezarı inşa ettiren kişinin kimliği bilinmemekte. Yapı, mermer ticaretinin canlı olduğu Bizans Döneminde, kentin yakınlarında bulunan taş ocaklarından çıkarılan Iasos pembe damarlı mermer blokların depolanması ve işlenmesi için kullanılmış.Anıt mezar, Iasos'ta ortaya çıkarılan buluntuların sergilendiği bir müze olarak 1995'te hizmete açılmış.
Minnettarlığın bir işareti olarak çıkartılan bir kent kararnamesi Kraliçe Afrodit Laodike için kutsal bir halk kültü oluşturmasını; ayrıca yeni evliler veya evlenmek üzere olan genç kızlar tarafından Tanrıçanın onurlandırılmasını emreder.
Iasos'un önemli bir üzüm yetiştiricisi olduğu görülüyor. Şarap imalatı ve ticareti önemli bir yere sahip. Öyle ki; şarap tanrısı Dionysos'un görkemli heykeli Balık Pazarı Müzesi'nde bulunuyor. Eski zamanlarda ise şehri süslüyormuş.Sergilenen eserler arasında; lahitler, lahit kapakları, tabletler, özel kaplar, kitabeler ve daha pek çok buluntu bulunuyor.Yarımada'nın ucuna doğru yürüdüm. Burada çok zaman geçirmeye değecek ölçüde antik eserler var. Mozaikli Villa I, Iasos Antik Kenti'nin en önde gelen yapılarından biri olduğu kadar, Karia bölgesi içerisinde de Roma dönemi konut mimarisinin en önemli ve ilgi çekici örneklerinden biri olarak sayılıyor.1968 yılında tespit edilmiş ve 1970 - 1971 yıllarında D. Levi tarafından kazı çalışmaları yapılmış. Yapı antik kentin bulunduğu yarımadanın güneydoğusunda, teraslı bir yamaçta bulunuyor.Evin merkezini, fresk ve mozaik süslemeli, birbiriyle bağlantılı dört odanın açıldığı, pastas ve büyük bir peristyle oluşturuyor. Arazinin topoğrafyasına da uygun olduğu için Grek ve Roma konut mimarisi planlarında yaygın olan kuzey - güney doğrultulu planla inşa edilmiş.Yapılan çalışmalar sonucunda, daha önceki yayınlarda leopar olarak adlandırılan figürün köpeğe ait olduğu kesinleşmiş. Yapıya koridor ile birlikte, kuzey yönde zeytinyağı işliği olarak kullanılan bir bölüm daha eklenmiş. Yapının batı duvarı dışında işlevleri henüz anlaşılmamış olan üst örtüleri tonozlu mekanlarda var.
Köyün merkezinde yer alan liman, eşine az rastlanır türde bir doğal liman - koy; bir yanda üzeri zeytinlerle kaplı yarımada, diğer yanda İasos antik kentinin bulunduğu küçük yarımada. İasos'un burada kurulmasının en önemli nedeni, belki de böylesine korunaklı bir doğal limana sahip olması.Köyün sahilinde, 1980'li yılların ünlü dizisi Dallas'ın karakteri Ceyar'dan adını alan '' Ceyar'ın Yeri '' adlı bir kafe bulunuyor ve kafe sahibi de benzerlikten dolayı yöre halkı tarafından '' Ceyar '' lakabıyla anılmakta. Ben uğradığımda Ceyar yoktu ... Köyde; birkaç balık restoranı, kıyıda bir yürüyüş yolu ve birkaç kafe bulunuyor. Küçük bir balıkçı köyü havasını hissetmek için en güzel yer burası. Antik şehir gezisi sonrası, Kıyıkışlacık'ta yüzmek için köyün içinde denize girilmiyor. Köyün çok geniş bir sahil bandı var. En özel yer Zeytinlikuyu Plajı. Temiz, sığ ve berrak denizi kumluk yapısıyla tercih ediliyor.Iasos antik kentinde 1960 yılından bu yana İtalyan Arkeoloji Heyeti'nce düzenli kazılar yapılıyormuş. İtalyan kazı evi, güzelliği ile görülmeye değer.Kazı çalışmaları sonucunda agoraya kemerli bir kapıdan giriliyor.İnsanların toplandığı meydan olan Agora, yarımada üzerinde yer alıyor. Agoranın dört tarafı revaklarla çevrili. Agoranın güney batısında Bouleterion yapısı yer alıyor.Agora'nın batı kenarında sütunlu bir portiko ile çevrili olan odeon bulunuyor. Artemis tapınağı, yağmurdan ıslanmadığına inanılan heykelin bulunduğu alanda yer alıyor.
Kentin doğu yüzünde Zeus Megistos tapınağı, çeşitli yazıtlar, adak yapısı ve adak steli dizisiyle belirlenen kutsal bir alana sahip.Argoslu kolonistler tarafından kurulan kente daha sonra Milet'ten gelen göçmenler yerleşmiş. Kentin baş tanrıları Apollon ve Artemis. Ayrıca Dionysos adına da festival düzenlenirmiş. Iasos, bu festivalleriyle müzik ve tiyatro merkezi olarak ün kazanmış.Tiyatro, Zeus tapınağı alanının üzerinde. Roma döneminde Epikrates oğlu Zopatros tarafından onarılan bu yapı, Hellenistik geleneklere göre inşa edilmiş.







































































Hiç yorum yok :
Yorum Gönder