Sayfalar

26 Haziran 2018 Salı

KAPLAN DAĞ RESTORAN   (TİRE / İZMİR)











Kaplan Dağı, İzmir'in Tire'sinin hemen ötesinde bir dağ.Dağın yamaçlarından süzülen yağmur suları,kaynak suları yukarıdan aşağıya bir vadi oluşturuyor.Zamanında Levantenler,Rumlar ve Türkler İzmir'den arabalarıyla buraya gelir, yaz aylarında ağaçların altında keyif yaparmış.
Tire'ye 4 km uzaklıkta Kaplan Dağı'nın eteklerinde bulunan Kaplan Köyü'nde, adı neredeyse Tire ile özdeşleşmiş bu restorana uğramadan ve içinde bulunduğu doğa harikası ortamı görmeden dönerseniz, Tire geziniz eksik kalmış olur.
Kaplan (eski Arpacılar) köyünün bir özelliği var.Osmanlı döneminde,saray tarafından İstanbul'dan cezalandırılan Galata Mevlevihanesi'ne mensup Kaptan Mehmet Ağa ve arkadaşı sarayın arpalığı olan bu köye sürülmüş.Ölünce vadiye gömülmüşler.O zamandan bu yana köy ''erenler'' in ziyaretgahı olmuş.Lokantanın duvarlarında gelmiş geçmiş erenlerin resimleri,yazıları,neyleri asılı..
Dağ mimarisiyle inşa edilmiş restoranın yemek salonunda oturup kestane, çınar, defne ve çam, palamut ağaçlarından oluşan ormanı izlerken, yeşil Tire'nin tadına varıyoruz.Temiz orman havasını doyasıya içinize doldurabileceğiniz yürüyüş parkurları da ister yemek öncesinde, ister sonrasında sizi bekliyor.
Aslen Tire'li olan Lütfü Çakır ile eşi Hürmüz Hanım'ın 1993 yılında kurdukları restoranda Hürmüz Hanım'ın hünerli ellerinden çıkmış çeşit çeşit ot yemeğini, başta kabak çiçeği dolması olmak üzere,zeytinyağlıları ve yöre lezzetlerini bulabilirsiniz.
''Pazarda ne varsa tabakta o var'' ve ''Bildiğin yemeği pişir'' felsefesi ile özgün Tire mutfağını konuklarına sunan Kaplan Dağ Restoran'da menü mevsime göre değişkenlik gösteriyor.Her şey zamanında pişiriliyor.
Tire, akıl almaz bir ot zenginliğine sahip.Hrmüz Hanım; sonbaharla birlikte otların çoğaldığını söylüyor.Isırgan, turpotu, cibez, ebegümeci, iğnelik, kopurcuk, kuzu kulağı, taze kekik, eşşek helvası, arapsaçı, şevket-i bostan dolup taşıyor.
Bahar gelince; melengeç, sarmaşık, kuşkonmaz çıkıyor..Yaz başında istifno, sirken..
Bu otların bir kısmını restoranın etrafındaki arazilerden kendilerinin topladıklarını, büyük bir kısmını ise yıllardır beraber oldukları köylü teyzelerin topladığını belirtiyorlar.
Patlıcan Balığı ya da Lalengi çok beğendiğimiz bir lezzet..

4 Haziran 2018 Pazartesi

TİRE'YE TRENLE   (TİRE / İZMİR)

6 yıl sonra yeniden, Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde  '' Şehr-i Muazzam Taht-ı Kadim '' olarak tanımladığı Tire'deyim...
Bu mütevazi şehrin önündeki perdeyi araladığınızda karşınıza çıkan hazine sizi şaşkınlığa uğratıyor.Böylesine değerli bir hazinenin nasıl olup da bu güne kadar keşfedilmediğini düşündüğünüzde ikinci bir şaşkınlık geçirebilirsiniz.
Zaman yine çabuk akmış.Temmuz 2012 de Tire'ye İzmir'den trenle gelmiştim.Doğal güzellikler arasında devam eden ve yaklaşık 2 saat süren bu yolculuk unutulmaz yolculuklarımdan oldu.
Mayıs 2018 ayının sonlarında '' Tire'ye Trenle '' yolculuğu için saat 09.55 deki ilk sefer için erken saatlerde İzmir Basmane Garı'ndayım.
Tren oldukça konforlu.Yaz sıcağını dışarıda bırakarak rahat ve keyifli bir yolculuk yapıyorum.
Tire Gar'ından ilk görüntüler..
Tire Garı, yeşil ve tarihi kent Tire'ye yakışan bir buluşma noktası gibi.

30 Mart 2018 Cuma

ERTUĞRUL GAZİ TÜRBESİ   SÖĞÜT / BİLECİK
Bursa'dan Kütahya'ya dönüş yolunda Bozüyük'e geldiğimde Söğüt'e doğru yöneldim.Yıllar önce aynı yoldan bu ziyareti yapmıştım..
Tarihin dizilerden öğrenilmeyeceğini bilen birisi olarak, tarihin izinde olmak,bizzat olayların yaşandığı yerlere gitmek ve tarafsız kaynaklardan okuyarak,araştırarak öğrenmek en doğrusu olsa gerek diye düşünüyorum..
Söğüt'e; Bilecik üzerinden 25 km'lik bir yoldan ya da Bozüyük'ten 25 km'lik bir yol ile ulaşılabiliyor.
Kuruluşa ve Kurtuluşa beşiklik yapan Söğüt'ün tarihi milattan öncesine dayanıyor.
13.yüzyılda Kayı Boyu Söğüt'e yerleşmiş.Bursa'nın fethine kadar Osmanlı Devleti'nin başkenti olmuş.
1921-1922 yıllarında üç kez Yunan işgaline uğrayan Söğüt, neredeyse tamamen yakılıp yıkılmış.
Söğüt'te her yıl Eylül Ayının ikinci hafta sonu ''Ertuğrul Gaziyi Anma ve Söğüt Şenlikleri'' düzenlenmektedir.
Söğüt Merkezde bulunan Ertuğrul Gazi Türbesi'nin, Çelebi Mehmet tarafından yaptırıldığına dair bazı bilgiler var.Türbe 1737'de III.Mustafa tarafından restore ettirilmiş.Daha sonra II.Abdülhamid zamanında da onarım görmüş.Bu onarımlar sırasında mezarlığın giriş kısmındaki kapının her iki kısmına iki adet çeşme yaptırılmış.
Çeşmenin kitabesi, türbenin Abdülhamid döneminde tamir edildiğini gösteriyor.
İkinci kitabe ise türbenin kapısı üzerinde yer alıyor.
Türbe altıgen planlı.Kubbe kurşun kaplı.
Ertuğrul Gazi Türbesi, Yunan işgalinde tahrip edilmiş, mezarı parçalanmış ve kurşunlanmış.Türbenin duvar ve pencerelerindeki kurşun izlerini bugün dahi görmek mümkün.

29 Mart 2018 Perşembe

SAKIP SABANCI MÜZESİ'NE DOYUMSUZ GEZİLER   EMİRGAN / İSTANBUL
Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul'da Boğaziçi'nin en sevdiğimiz yerlerinden ve en eski yerleşimlerinden Emirgan'da bulunuyor.
İlk defa 2017 yılında ziyaret ettiğimiz müze, İstanbul gezilerimizde programımız içinde zaman ayırıp gitmek istediğimiz yerler arasında.
Biz, Sakıp Sabancı Müzesini 'Yaşayan Müze' olarak tanımlıyoruz.
Yazının devamında ve görüntülerden sonra sizlerde böyle düşüneceksiniz..
Hatta bu müzeyi gezerseniz bizlere daha çok hak vereceksiniz.
Dış giriş kapısı, Emirgan Sahilinde ve Boğaz ile neredeyse bitişik.
Kapıdan girdiğinizde bir zamanlar, Sakıp Bey'in yaşam alanı olan Atlı Köşke adını veren ünlü At Heykel'lerinden biri ile karşılaşıyoruz ve devamında muhteşem bir bahçeden geçerek Köşk önüne kadar geliyoruz.Bu bahçenin her yerinde Sakıp Bey'in Sanata düşkünlüğünü görebildiğimiz değerli sanat eserlerini ve heykelleri görüyoruz.
Müzenin ana binası olan villa, 1925 yılında Mısır Hidiv ailesinden Prens Mehmed Ali Hasan tarafından İtalyan mimar Edouard De Nari'ye yaptırılmış ve Hidiv ailesi tarafından uzun yıllar yazlık konut olarak kullanılmış.
1951 yılında Adanalı sanayici Hacı Ömer Sabancı tarafından Hidiv ailesinden satın alınan köşk, aynı yıl satın alınarak önüne yerleştirilen Fransız heykeltraş Louis Doumas'ın 1864 yapımı at heykelinden dolayı ''Atlı Köşk'' olarak anılmaya başlamış.
Atlı Köşk'ün arazisi içindeki ikinci at heykelinin ise, 1204 yılında 4. Haçlı Seferi sırasında Haçlı kuvvetlerince yağmalanan İstanbul Sultanahmet meydanından alınarak, Venedik San Marco kilisesi önüne yerleştirilen 4 attan birisinin dökümü olduğunu öğreniyoruz.

27 Mart 2018 Salı

YEŞİL PİDELİ KÖFTE'DE TEREYAĞININ LEZZETE YOLCULUĞU / BURSA
Bursa'da Kayhan çarşısında müdavimi olduğumuz iki Pideli Köfteciden biri de Yeşil Pideli Köftedir.Geçtiğimiz hafta akşam saatlerinde Yeşil Pideli Köfte'deydim.Sonuçta nasıl bir lezzetle karşılaşacağınızı ve o lezzetin yıllar içinde hiç değişmeden aynı kaldığınızı bildiğinizde ve sabırla bekleyişin sonunda, Bursa'nın özgün ve değişmez damak tadlarından 'Gariban İskenderi' olarak anılan Pideli Köfte enfes görüntüsü ile ortaya çıkıyor.
Önden, buraya özel iştah açıcılar masaya geliyor.
Daha sonra lezzete lezzet katan enfes tereyağı servis ediliyor.
Bu defa bu anları aşama aşama görüntüledim.




Ve tereyağının lezzete yolculuğunun hemen sonrası...

12 Şubat 2018 Pazartesi

EĞİRDİR SİVRİSİ'NE KIŞ ÇIKIŞI.. (EĞİRDİR / ISPARTA)
Eğirdir'e kış mevsimi de çok yakışır. Sert geçen kışlarda bazı bölümleri donan Eğirdir Gölü'nün muhteşem görüntülerine az da olsa tanık oldum.
Bir kaç yıl önce Ocak ayının sonlarında, zirvesine çok defa çıkıp eşsiz Eğirdir Gölü görüntüsünü izlediğim Eğirdir Sivrisi'ne bu defada kış şartlarında çıkmayı planladım. Ancak çok zorlu şartlar ve faaliyet için götürmeyi unuttuğum bir kaç malzemenin de etkisi ile olacak, zirveye 250 metre kala geri dönmek zorunda kaldım.
Ancak zirve yapamasam da bu etkinlikten büyük keyif aldım.
Bu yılda kış aylarında aynı aylarda bu defa zirve yapıp, eşsiz güzelliği kış altında görmeyi çok istedim. Ancak bu yıl kış oralarda da çok çetin geçmiyor. İlkbaharın yaklaştığı bu günlerde benim için ilk olacak Eğirdir Sivrisi kış çıkışı başka kışa kalacak gibi görünüyor.
Daha önceki çıkışımı sizlerle paylaşmak istedim..

18 Aralık 2017 Pazartesi

YEDİ RENKLİ GÖL EĞİRDİR  (EĞİRDİR/ISPARTA)
Ait olduğunuzu hissettiğiniz ve düşündüğünüz yerler vardır.Eğirdir ve coğrafyası benim için tamda öyle bir yerdir..Gördüğüm bir çok yer arasında en öndedir..Benim için bir tutkudur..
Blog yazılarıma Eğirdir yazısı ile başlamayı düşünmüştüm.Ancak nereden başlayacağıma bir türlü karar veremedim.Ve bu günlere kadar geldik.
Eğirdir'i ilk gördüğüm 1990 yılından bu yana; doğası,tarihi,kültürü ve daha birçok özelliği ile birlikte tanımaya,keşfetmeye devam ediyorum.Hala bitiremedim..
Tek bir yazıyla anlatılamayacağını gördüm ve sayısız özelliğini ayrı ayrı yazmaya karar verdim.
Eğirdir yazıları bitmeyecek diyebilirim...
Bu yazı Eğirdir'e Eğirdir'den bakmanın bir özeti olacak.Bakmaktan keyif aldığım yerlerinden..
   Eğirdir Gölü, mevsimlerde ve günün farklı saatlerinde farklı renklere bürünüyor.Bu nedenle dünyada '' Yedi Renkli Göl'' olarak da biliniyor.Gölün rengi; bir gök mavisi,bir turkuaz.Bir yanda bulanık mavi,öte yanda parlak camgöbeği,gece mavisi ya da çivit mavisi..
Eğirdir, mavi ve yeşilin birbiri içine geçmiş parıltısını sonuna kadar yansıtır.
Turkuaz renginin göz alıcı ve büyüleyici rengini görebileceğimiz eşsiz bir doğa harikasıdır.   
   Alman Fridrich Sarre,  '' Küçük Asya Seyahati '' adlı kitabında Eğirdir'le ilk tanışmasını şöyle anlatmış: ' Gölün pırıltılı yüzeyi ayna gibi önümüzdeydi.Sağdaki yalçın dağdan fırlayan kaya çıkıntısı gölün suyuna dalıyor,küçük şehrin süslü evleri bu kaya parçasını kaplıyor ve suları, kuleleri ve yıkıntılarıyla Alaaddin Kalesi, kayanın tepesini taçlandırıyordu.Daha uzakta, gölün yüzeyinde o iki ada görünüyordu.Küçük olanı sık ormanla örtülüydü ve diğerinin üzerindeki iç içe geçmiş Rum evlerinin damlarının arasından Türk camiinin yüksek minaresi fırlıyordu.Bir kaç beyaz yelken, bütün Küçükasya'da bir benzeri olmayan ve şimdiye kadar pek bilinmeyen bu harika manzaraya can katıyordu... '
Eğirdir'e geldiğimde yıllardan bu yana vazgeçemediğim bakış noktalarım var.
İlk nokta Barla yolu üzerinde Medirebolluk mevkisindeki kayalık..Kayalığın üzerinde oturup, Sivridağ'ın ihtişamı ile ve doğanın renklerini ve renklerin değişimini izlemek dinginlik getiriyor..

Bazen mavinin tonlarıyla,bazen yeşilin tonlarıyla bazen de yaz aylarında plajından Sivridağ...
Yaz aylarında bile cömert güneşe rağmen ferahlatan bir esinti var.

20 Kasım 2017 Pazartesi

YANIK ÜLKE'NİN PERİBACALARI   (KULA/MANİSA)
KULA PERİBACALARI TABİAT ANIT'I İÇİN YOLDAN ÇIKIN
Defalarca geçtiğimiz yollarda, farkında bile olmadan eşsiz güzelliklerin çok yakınlarından geçiyoruz.Uşak'tan İzmir'e yolculukta Kula'ya 18 km kala farklı bir tabelayı yıllardır görür dururum.Ve, bu tabelayı her gördüğümde burada bir yürüyüşün çok güzel olacağını düşünürüm hep..
Neler göreceğimi tahmin bile etmeden..Bu defa tabeladan sağa saptım ve yoldan çıktım..
Yanık Ülke coğrafyasının dünyada ender görünen bir bölgesine adım attım.
Yoldan pek görünmeyen bu dünyaya, daha önce neden gelmedim? diye düşündüm daha bu ilk görüntülerle..
Güzel ülkenin bu dünya mirası bölgesini çevresinde yaşayan insanlar bile fazlaca bilmiyorlar.
Bu güzel tabiat anıtlarının bazıları en azından 30000 yıldır buradalar..
Peribacaları; bir çoğumuza içinden perilerin çıktığı küçük evler hayal ettirmiştir belkide..
Yakınlarına kadar gidip aralarında kaybolunca ve bu güne kadar görmediğimiz jeolojik yapıların arasında bunu düşünmüyor da değilsiniz..
Hayal etmek güzeldir..
Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nca 2012 yılında TABİAT ANITI olarak tescil edilmiş.
Tabiat Anıtı, 2013 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk ve tek, Avrupa'nın 58.'si, Dünya'nın ise 100. Jeoparkı olma özelliğine sahip ve ''Kula Jeoparkı'' nın içerinde bulunmakta.
Kula Peribacaları Tabiat Anıtı, Manisa İli Kula İlçesi sınırları içerisinde Gediz Vadisi'nde yer alıyor.Gediz Nehri, Tabiat Anıtı içinden geçiyor.

13 Kasım 2017 Pazartesi

İZMİR'İN YALNIZ DAĞI MAHMUT'A  ÇIKIŞ  (YUKARI KIZILCA/İZMİR)
Mahmut Dağı İzmir'e çok yakın bir dağ.Ancak diğer yakın dağlar (Nif,Spil,Bozdağ) arasında en ıssızı.
Yukarı Kızılca'ya girişte ihtişamı ile bizleri karşılayan çok dik ve yalnız bir dağ.
Zirvesine ve zirve altına, piknikçi insanımızın çıkmasına uygun bir yol olmadığından korunmuş ve yalnız,ıssız ve doğal kalmış...
Diğer yüksek dağlara gitmeden önce benim için sıkı bir antrenman dağıdır Mahmut Dağı..
Uzun süredir gitmediğimi ve hatta bu yıl hiç orada olmadığımı farkettim ve 12.11.2017 günü Sonbahar'ın sonlarına, Mahmut Dağı coğrafyasında tanıklık etmek için yola düştüm.
Mahmut Dağı, İzmir İl sınırları içerisinde 1387 metre rakıma sahip bir dağ kütlesi.İzmir'in güney doğusunda yer almakta ve İzmir'e uzaklığı yaklaşık 40 km.Bozdağlar'ın uzantısı olup, Karabel Geçidi ile Nif Dağları'ndan ayrılıyor.
Çıkışı ve inişi çok sert olup, (Yukarı Kızılca'nın rakımının 100 m olduğunu düşünürsek zirve çıkışı için 1287 metre kot almak gerekiyor.) muhteşem manzaraya sahip bir dağ kütlesi.
İzmir'den yarım saat süren bir yolculuktan sonra Yukarı Kızılca'nın hemen üstünde Asarlık mevkii'nde Saklı Cennet Restaurant'ın otoparkına park ettim aracımı.
Karşımda dik bir duvar gibi duran ihtişamlı Mahmut Dağı..Uzun süredir de çıkmamıştım Mahmut Dağı'na.Zorluğunu da çok iyi biliyorum..Sonbahar'ın sonlarına tanık olmak,kışı karşılamak için 08.00 gibi başlıyorum yürüyüşüme..
Sabah saatlerinde ilerledikçe silüetin heybeti iyice artıyor.
Zirvede Mahmut Dede'nin mezarı bulunuyor ve Mahmut Dağı adını buradan alıyor.
Kuzeyinde Spil Dağı, Batısında Nif Dağı, Doğusunda Dededağ ve Bozdağ bulunuyor.

25 Ekim 2017 Çarşamba

BİR BAŞKA DENİZ... SEDİR ADASI'NIN KLEOPATRA PLAJI     (GÖKOVA/MUĞLA)
Bir başka deniz olduğunu yıllardır duyar dururduk.Yıllarca çok yakınlarından geçtik ve hatta Sedir Ada'sına giden teknelerin hareket ettiği Çamlı İskele'sine de çok defa geldik.Ama Sedir Adası'nı iskeleden göremediğimiz halde sadece baktık..
2017 yılı Temmuz ayında yaptığımız gezi planında, sadece bakmamaya karar verdik.İlk görüntüde göreceğiniz denize kendimi bıraktığımda boşlukta asılı kalmış hissini yaşadım.
Bu hissi; o kadar deniz ve o kadar göl arasında Kleopatra Plajı'nın muhteşem denizinden başka Salda Gölü'nde yüzdüğümde de yaşıyorum.
Sabah çok erken saatlerde İzmir'den yola çıktık.İlk sefer ile adaya ulaşmak,sakinlikte deniz ile buluşmak için..
Ada'ya gitmek için iki seçenek var.
Bizim tercihimiz;Muğla-Marmaris yol ayrımından, Marmaris'e doğru devam ederken , Çetibeli köyünden geçip, 18. km de sağda Gelibolu-Sedir Adası ayrımından giren yolda 5 km ilerledikten sonra Çamlı İskelesine ulaşmak oldu.Bu iskeleden hareket eden Sedir Adası tekneleri,gün boyunca 08.00-17.00 arası,doldukça kalkıyorlar ve iskele-ada arasında karşılıklı sefer yapıyorlar.Buradan tekneyle adaya yarım saatte ulaşılıyor.
İkinci seçenek ise;Akyaka mendireğinden,kooperatif tekneleri 09.30-11.30 arasında yaklaşık 1 saat süren bir yolculukla Sedir Adası'na ulaşıyorlar.
İlk tekne ile en fazla 10 yolcu Sedir Adası'na ulaştık.
Kimseler yoktu.Deniz bizim gibiydi..
Biz sabah 07.30 da Çamlı İskelesi'ndeyiz...

Gökova Körfezi'nin maviliğinde şahane sularda yarım saat yolculuktan sonra Ada iskelesi görünmeye başladı.

18 Eylül 2017 Pazartesi

KALPAZANKAYA RESTAURANT     (BURGAZADA /İSTANBUL)
Bozulmamış doğada, 70'li yılların atmosferinde şehir yaşamından uzaklaşıp gün batımını izleyerek günü huzurla sonlandırabilecek bir yere gidelim Burgazada'da..
Kalpazankaya Restaurant'ta biz hiç gün batımında olamadık ancak bu konuda hayli ün sahibi..
Bulunduğumuz anlarda ; Marmara denizinin ışıltılı maviliğine,Sivriada ve Yassıada'nın güzel görüntüsüne şahit olduk.
Günün değişik anlarında dahi manzara çok etkileyiciydi.
Mezeler ve ara sıcaklarla başlayan lezzet yolculuğuna bu güzel manzara manzara eşlik ediyor.
Birçok balık çeşidinin en güzel hallerini tadabilirsiniz.
Restaurant'ın Spesiyal ürünleri; 1960 yılından beri aynı şekilde hazırlanan Kuyuda Tandır Kebap, Ayvalık Lokumu, Kalamar Dolma, Portakallı Dil Balığı ve Sufle..
Daha önceleri Yunan sahibi tarafından kır bahçesi olarak işletilen bu yer,1959 yılında Bucak ailesi tarafından işletilmeye başlanmış.
Şimdi 3.kuşaktan İsmail Bucak restaurantın işletmesini sürdürüyor.
Kalpazankaya Restaurant ismini; Bizans döneminde kalpazanların restoranın hemen sahilindeki büyük kayanın üst kısmında bulunan kuyunun içinde kalp para basmalarından almış..

24 Temmuz 2017 Pazartesi

ATATÜRK'ÜN 1930'DA BAKTIĞI YERE TREN YOLUNDAN SOLO YÜRÜYÜŞ   (EĞİRDİR / ISPARTA)
6 Mart 1930.. Atatürk beyaz trenle gece beraberindekiler ile Eğirdir'e gelir.Gece, demir yolu Garı'nda geçirilir.Geceyi trende geçiren Gazi ertesi sabah uyandığında Eğirdir Gölü'nü ve adaları hayran gözlerle uzun uzun süzer...Sade bir kahvaltı yapar.
Sabah Isparta'lı ileri gelenlerle, Eğirdir'li yöneticiler ve halk gara koşarlar.Bir süre sohbet edildikten sonra beyaz tren yavaş yavaş Isparta-Burdur-Antalya yönüne hareket eder.
Dönüşte tren Eğirdir'in muhteşem manzarasında ilerlerken tren yolu köprüsü civarına geldiğinde Atatürk eliyle Eğirdir Gölü'nü işaret ederek; '' NE MUHTEŞEM MANZARA '' demiştir.
Aynı gün Isparta-Burdur ziyaretlerini yapar akşama Antalya'ya ulaşır.
Uzun yıllardır Atatürk'ün tren ile Eğirdir'e geliş rotasının bir bölümünü yürümek ve demiryolu köprüsü üzerinde onun baktığı yerden Eğirdir'e bakmayı düşünüp dururdum.87 yıl sonra aynı yoldan yürüyerek aynı noktadan baktım..
O zaman Eğirdir Belediye Başkanı olan Süleyman Sukuti Yiğitbaşı'nın ifadeleri şöyledir:
  '' Atatürk'ün bu seyahati zamanında Eğirdir Belediye reisi idim.Yazıldığı gibi Atatürk Eğirdir'e gece gelmiş.Sütlaç istasyonunda rahatsızlanınca seyahatlarini Eğirdir istasyonuna kadar uzatıp,sabahın serinliğinde göl havası alması tavsiyesinde bulunanlar olmuş ve bu nedenle öncü ve koruma treni muhafızları ve arabaları Kuleönü'nde kalmış ve zatına mahsus tek kompartımanıyla Eğirdir istasyonuna  gelmişlerdir.
Bu trende muhafız olarak Sadenbey'in oğlu Eğirdirli Talat vardı.Diğer yabancıları bilmiyorduk.
   Isparta'dan milletvekili Hafız İbrahim Bey, Vali Ekrem Bey, Belediye Reisi,Vilayet Müdürleri Eğirdir istasyonuna geldiler.Belediye reisi olarak yıldırım süretiyle çarşı ve geçiş yollarını bayraklarla donattırdım.Belediye binasına Reisicumhur bayrağını çektirttim.Dağ Okulu Komutanı Asım Altuğ Bey, Kaymakam ve diğer zevatla istasyona gidildi.Isparta milletvekili olarak Hafız İbrahim Bey kompartımanlarına girdi,arzu ve emellerini sordu.İstirahat edeceğini buyurmuşlardır.Trenleri kısa süre daha, iki üç saat kadar durduktan sonra Kuleönü'ne hareket etti.Bizler de Vali Bey'in ve Isparta'dan gelenlerin arabalarından yararlanarak Kuleönü'ne gittik.İstasyonda bizleri toplu halde kabul buyurdular,kendimizi tanıttık,ellerimizi sıktılar ''
Kaynaklarda Kuleönü istasyonu sıklıkla geçiyordu.Yürüyüş planımı Kuleönü'den başlayacak şekilde yaptım.Hazırlığımı tamamladıktan sonra 22.07.2017 Cumartesi günü İzmir'den 4.5 saatlik bir yolculukla 17.00 sıralarında Eğirdir'e geldim.Aracımı Tren istasyonu yakınına park ettim.Kamp yüklü sırt çantamla (epeyce ağır oldu) Isparta-Eğirdir dolmuşuna bindim. 30 km ilerdeki Kuleönü istasyonuna yakın yolda indim.
Rotamı aşağıdaki gibi işaretledim.Yürüyüş bitiminde 27.15 km yürüdüğümü gördüm.
Dinar'dan Eğirdir'e gelen hat, 1912'de tamamlanarak hizmete açılmış.
Eğirdir'e ulaşan demiryolu hattı, Osmanlı Dönemi'nin son zamanlarında Eğirdir önemsenerek yapılan bir eserdir.O da İngilizlerin isteği ile olmuştur..
Anadolu içlerine kadar ilerleyen Yunan ordusunun püskürtülmesinde, Eğirdir Gölü üzerinden, bu hatla gönderilen levazımın yararları çok olmuş.
Isparta-Eğirdir tren yolu hattında seferler 19 Ağustos 2002 yılında durdurulmuş ve demiryolu kaderine terkedilmiş..
Yolcu azlığı neden olarak gösterilmiştir.
Yürüyüşümün başında Kuleönü istasyonunda uzun süre vakit geçirdim.İstasyon binalarını inceledim.Osmanlı'nın son dönemlerinde 1912 yılında açılan hatta istasyon binaları taş işçiliğinin güzel örneklerinden.Kapı ve pencereleri koruma amaçlı betonlanmış.Bu halde görmek beni üzdü..

15 Temmuz 2017 Cumartesi

BİZİM HİKAYECİMİZ; SAİT FAİK ABASIYANIK
''Edebiyatın heves ve arzudan çok,bir iç ihtilalin fışkırması olduğunu unutmadan yaşadı...
Kaleme aldığı öykülerde her türlü hesaptan uzak; salt insan olmanın tasasını ve sevincini satırlarına işledi.Kelimeleri hayata,hayatını kelimelere dönüştüren,başkalarını değil kalbini dinleyen,insanları önyargılarla değil yüreğiyle görebilen çok özel ve farklı bir söz ustasıydı.''
diye başlıyor onu anlatan TRT'nin Portreler programı.
Lise yıllarımda tanıştığım Sait Faik bu güne kadar yaşam görüşüyle ve hikayeleriyle hep benimle oldu..
Portreler programı devamında da onu çok güzel anlatıyor:
Türk edebiyatında gündelik olanı, insana dair küçük hüzün ve sevinçleri daha önce hiç karşılaşmadık biçimde öyküleştiren Sait Faik Abasıyanık, İmparatorluğun en çalkantılı döneminde Adapazarı'nda dünyaya geldiğinde takvimler 18 Kasım 1906 tarihini gösteriyordu..  
Sait Faik,Adapazarı'nın köklü ailelerinden Abasızzadeler'e mensuptu.Babası Mehmet Faik Bey kereste ticaretiyle iştigal ediyor, dedesi Seyyid Ağa şehrin çarşısında kıraathane işletiyordu.Annesi Makbule Hanım vilayetin ileri gelenlerinden Hacı Rıza Efendi'nin kızıydı.
Sait Faik,ailesinden her zaman sevgi gören,onların ihtimamıyla büyüyen bir çocuk oldu..Mehmet Faik Bey, 1910 yılında tahrirat katibi vazifesiyle Karamürsel'e tayin edilince üç yıl için oğlu ve eşiyle birlikte bu kasabaya yerleşti.İlerleyen yıllarda deniz insanlarını büyük bir iştahla anlatacak olan Sait Faik'in mavi sulara sevdası daha çok küçük yaşlarda Karamürsel'de deniz kıyısında yaşadıkları bu dönemde başladı.Aile 1913 yılında yeniden Adapazarı'na döndü.Sait Faik ilk tahsilini şehirde yabancı dille eğitim yaptığı için gavur mektebi adıyla bilinen Rehberi Terakki okulunda yaptı.Ortaokula Adapazarı İdadi'sinde başlayan Sait Faik,Birinci Dünya Savaşı'nın sona ermesi ve Yunan kuvvetlerinin Adapazarı'nı işgal etmesi üzerine eğitimine ara vermek zorunda kaldı ve işgal sona erene kadar Bolu'da yaşayan yakınlarının yanında kaldı.Sait Faik,işgal sona erdikten sonra yarım kalan okulunu bitirdi.Ailesi,onun daha iyi eğitim alabilmesi için 1924 yılında İstanbul'a yerleşmeye karar verdi.


(Sait Faik eserleri ''Semaver'' kitabı ile başlıyor. İlk kitabı olan Semaver'den başlayarak kronolojik sıraya göre okumak onun gelişimi ve değişimini de en iyi şekilde gösteriyor. Sıraya göre devam etmenizi tavsiye ederim. Kitapları, İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlanıyor. İş Bankası yayın evlerinde ve kitap mağazalarında bulunuyor.)

14 Temmuz 2017 Cuma

EĞİRDİR GÖLÜ'NDE YANSIMALAR İLE TEKNE GEZİSİ   EĞİRDİR/ISPARTA
Eğirdir Gölü; mevsimlere,gökyüzünün görüntüsüne ve günün değişik saatlerinde aldığı renk tonlarına göre literatürde ''yedi renkli göl'' olarak bilinir.
Bu olağanüstü renklere; değişik mevsimlerde bazen zirvelerden bazen de bu büyük gölün değişik bölümlerinden tanık olmak olağanüstüdür.
Bu defa Eğirdir'e gölden bakmak için Yeşilada'ya gittik.Son yıllarda gölde tekne gezileri arttı.Kroisos Otel önlerindeki küçük iskelede göl turu yapan iki tekneyi görünce, renklere ve özellikle yansımalara tanık olmak için harekete geçtik.Genelde gölde, ada çevresinde 20 dk süren bir tur yapılıyor.Ancak biz büyük tur istedik.Fiyat da anlaştık.Ve 1 saat sürecek bu çok güzel ve etkileyici geziye başladık.
Geziye Yeşilada'dan başladık.Eğirdir'in sembollerinden Eğirdir Sivrisi hemen karşımızda.
Yeşilada ve Canada'nın açığından Eğirdir'e doğru devam ediyoruz.