Sayfalar

1 Ağustos 2026 Cumartesi

 DİVRİĞİ 'NİN GÜZELLİKLERİ VE GİZEMLERİ ARASINDA GÜZEL BİR GÜN  ( DİVRİĞİ / SİVAS )

'' Sen daha Sivas Divriği'yi , Ahlat'ı , Mardin'i görmemişsin ; Venedik'i görsen ne anlayacaksın ?  Divriği Ulu Camii'ni görmeyen o taş işçiliğindeki muazzam estetiği bilmeyen adam, gidip Paris'te Notre Dame'a bakınca sadece '' büyük bir bina '' görür. Ruhunu yakalayamaz, Kendi kökünü, kendi sanatını bilmeyen; başkasının medeniyetini kıyaslayamaz, idrak edemez. Zinhar '' Orada ne işim var ? '' demeyin. Gideceksiniz ... '' der İlber Ortaylı Hocamız. Sivas Divriği Ulu Camii'ni uğruna seyahat edilmesi gereken, taş işçiliğinde zirve kabul edilen bir başyapıt olarak tanımlar.

Sivas'tan Divriği'ye gitmek için iki yol var. Giderken daha yükseklerden, geçitlerden geçen yolu tercih ediyorum. Sivas - Divriği arası bu yoldan 155 km. Dönüşüm ise ; Divriği - Kangal - Ulaş yolundan olacak. 
Sivas'tan 30 km ilerlediğimde ilk '' Eğribucak Kayalıkları '' ile karşılaşıyorum. Bundan dört ay önce Sivas dağcılık grubu ile bu bölgede harika bir hafta sonu aktivitesi yapmıştık. Kayalıklar, yaklaşık 30 milyon yıl önce  yatay olarak çökelmiş yapının tektonik hareketlerle dikleşmesi ile oluşmuş jeoturizm alanı. Kayalıklarda; küçük şelaleler, manastır kalıntıları ve kaya içerisine oyularak yapılmış gözlem kuleleri bulunuyor. Sarp kayalıklardaki oyuklarda arılar tarafından oluşturulan doğal kovanlardan sızan bal görüntüsünden dolayı, '' Ballı Kayalar '' diye de adlandırılıyor.
Deniz seviyesinden 1780 metre yükseklikteki saha 25 km2 lik bir alanı kaplıyor. Doğal ve kültürel jeomiras açısından çok değerli bir bölge. Sivas'ın Eğribucak Köyü yakınlarındaki Dünya'daki Mars olarak adlandırılan coğrafyanın; kanyonlarında, geçitlerinde ve tepelerinde hiç bitmesini istemediğim dolu dolu bir gün geçirmiştik. 

NASA' nın da araştırmalar yaptığı bu müthiş bölgede Mars'ın kızıl ortamında olma rüyasından bizi uyandıran tek şey gökyüzünün maviliği olmuştu...
İnandıklarımdan ve istediklerimden bir an bile vazgeçmeden, korku ile arkama bakmadan, daha çok tutku, daha çok heyecan ve daha deneyerek öğreneceğim yolda olmalardan birinin içindeyim. Bu coğrafya da ilerlemek beni heyecanlandırıyor.

Dağları, dereleri, tarihi köprüleri geçiyorum...

Efesli ünlü filozof Herakleitos'a göre '' her şey akar ve sürekli değişir ''. Bu görkemli coğrafya da manzaralar hep değişiyor.

Bir yere ulaşmak kadar yolda olmanın tadını, sık sık durarak ve tarih içinden gelen manzaraları seyre dalarak çıkarıyorum.

Divriği'ye nihayet geldim. Divriği Ulucami'ye uzaktan bakıldığında komple cami gibi görünüyor. Fakat bir bölümü Darüşşifa. Yani akıl ve sinir hastalarının tedavi edildiği merkez.
Bir insan hiç pratik yapmadan, deneme yanılma olmadan tek seferde dünyanın en karmaşık taş yapısını nasıl inşa edebilir ?  Genelde bir mimar önce çıraklık eseri inşa eder, hatalar yapar, gelişir ve ustalık eserini verir. Mimar Sinan gibi ...
Ama Divriği Ulu Cami'nin mimarı Hürremşah öyle değil. Tarih sahnesine çıkıyor, 1228 yılında taşı adeta hamur gibi yoğurup bugün bile kopyası yapılamayan UNESCO'nun koruma altına aldığı bu yapıyı yapıyor. Binlerce motif işliyor. Hiçbiri birbirinin aynısı değil.
Statiği öyle bir ayarlıyor ki; depremler binayı yıkamıyor. Ve sonra ?  Sonrası yok ... Hürremşah'ın tarihte bilinen başka hiçbir eseri yok. Sadece dünyaya bu eseri yapmak için gelmiş ve görevini tamamlayıp kaybolmuş. Bir mimarın ilk ve tek eserinin bir dünya harikası olması tarihin en büyük gizemlerinden biri.
Dışarıdan sade görünen yapıya ve kapılara yaklaştıkça karşılaştığımız detaylar çok büyüleyici. Özellikle anıtsal kapılar, bu kompleksin kalbi. Her biri bir sanat eseri, her biri bir sır taşıyor.
Başta kapıları ve sütunları olmak üzere, Ahlatlı ve Tiflisli ustaların elinden çıkmış taş işçiliğinin en nadide ve en ince örneklerini sergileyen Divriği Ulu Cami, Sanat tarihçileri tarafından  '' Divriği Mucizesi '' , '' Anadolu'nun Elhamrası '' ifadeleriyle anılıyor. 1228 - 1229 yıllarında yapımına başlanan ve 1243 yılında tamamlanan Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, UNESCO Dünya Miras Listesi'ne Türkiye'den giren ilk eser. İslam mimarisinin başyapıtlarından sayılan bu yapı, Mengücek Divriği Meliki '' Ahmed Şah '' döneminde inşa edilmiş. Yapının cami bölümü Ahmed Şah tarafından; Darüşşifa (hastane) bölümü ise aynı tarihte, Ahmed Şah'ın eşi '' Melike Turan Melek '' tarafından yaptırılmış.
Divriği Ulu Cami Darüşşifası'nın Taç Kapı olarak adlandırılan giriş kapısı önündeyim... Selçukluları simgeleyen beşgen ve sekizgen yıldız motifleriyle süslü olan kapının iki yanında rozet şeklinde bitkisel bezemeler yer alıyor.
Kapının ortasında ayrıca, yapının dengede olup olmadığını gösteren bir denge sütunu bulunuyor.
Denge sütununun sağ ve sol kısımlarında, hilaller içerisinde, '' Süleyman Mührü '' olarak nitelendirilen altıgen yıldızlar göze çarpıyor.
Darüşşifa Taç Kapısı, sağlığa açılıyor. Cami ve Darüşşifa'nın bir arada olması ile ortaya konan sosyal işlevi burayı eşsiz kılıyor. Darüşşifa'nın kapısı da cami kapıları kadar görkemli. Burası inanç farkı gözetmeksizin herkese sağlık dağıtan bir merkezmiş. Darüşşifa kapısında kadın ve erkek figürleri olduğu, ancak 19. yy. da tahrip edildiği için yüzlerinin seçilemediği belirtiliyor. Kadın figürün Selçuklu dönemine ait örme saçları olduğu düşünülüyor.
Taç kapıdan geçerek Ulu Cami'nin güneyine bitişik Darüşşifa'ya giriyorum. Bu Darüşşifa Anadolu'da yapılan ve günümüze ulaşanların en eskisi ve en önemlileri arasında. Şifahane Osmanlı döneminde pozitif ve dini ilimler verilen medrese olarak da kullanılmış.
Darüşşifa iki katlı, avlulu, eyvanlı bir hastane formunda inşa edilmiş. Giriş kapısının karşısında büyük bir eyvan ve yanlarında küçük eyvanlar bulunuyor.


Sağlı sollu hasta odaları da yapılmış. Yapının ortasındaki sekizgen havuzdan yükselen su sesi, özellikle ruh ve sinir hastalıklarının tedavisinde şifa kaynağı olarak kullanılmış.
Şifahanenin ortasındaki havuzun, taş duvarlardaki motiflerin sağladığı dinginlik boş duvarlara rağmen günümüzde de hissediliyor.

Şifahanenin içinde bir odada Ahmed Şah, eşi Turan Melek ve ailesinin kabirleri de yer alıyor. Türbe kapısının üzerinde tasavvufi ve sembolik anlamlı bir motif işlenmiş.
Motifin üst bölümü tabut kapağına benziyor. Motif, ortasında ters kalp ile birleştirilmiş ve kefelerinde kalplerin tartıldığı bir teraziye benzemekte. Bu motifin anlamı; bu dünya bir sınav yeridir, bu dünyadan ayrılırken malınız, mülkünüz değil teraziye konulacak şeyler kalplerinizin içindekiler olarak yorumlanıyor.
Görüntüde sağ ve sol üst bölümlerdeki yelpaze şeklindeki yapıların her birinin altında ayrı ayrı ezan okunduğunda farklı tonlarda ses yansımalarının olduğunu görmek, mimarisine olan hayranlığımızı daha da arttırıyor.
.Evliya Çelebi yapıyla ilgili :  '' Üstad, mermer bu camiyi öyle emek sarf edip, kapı ve duvarları öyle nakış bukalemun eylemiş ki, methinde diller kısır, kalem kırıktır. ''

Ulu Cami'nin kuzey kapısı, üzerindeki Cennet tasviri içeren motifler nedeniyle '' Cennet Kapısı '' olarak anılıyor. Divriği Kalesi'ne baktığı için Kale Kapı, cemaatin giriş kapısı olduğu için Cümle Kapısı olarak da biliniyor.
Kapının üzerinde, Selçuklular da ebediyeti, ölümden sonraki ahiret hayatını ve cenneti sembolize eden hayat ağacı motifleri ve sonsuzluğu ifade eden rozetler bulunuyor.
Batı Kapısı'nda olduğu gibi Cennet Kapısı'nda da, yılın belirli zamanlarında kadın silüeti şeklinde bir gölge beliriyor. Özellikle Anadolu Selçuklu Devleti Dönemi'nde dini ve sivil mimari de sıkça rastlanılan hayat ağacı motifinin, Orta Asya kurganlarındaki keçelerde ve ahşap malzemelerde bulunması nedeniyle Türklerin Orta Asya'dan itibaren kullandıkları bir sembol olduğu düşünülüyor. Barok tarzını andıran kapıda, alt kısımdaki ateşler üzerindeki sade kazanlar cehennemi hatırlatıyor. Motifsiz ve boş bırakılan kazan figürleri ile cehennemin boş kalması umudu simgelenmiş ...

Şaman inançlarına göre, ölen bir şamanın ruhunun gökyüzüne çıkışında bir merdiven görevi gören hayat ağacının dünyanın merkezinde olduğu kabul edilmiştir. Ahireti ve sonsuzluğu betimleyen hayat ağacı motifi, evrenin direği, barışın, bereketin ve kudretin sembolü olarak da görülüyor.
Hayat Ağacı tasvir edildiği esere, önemli bir yapı olduklarını belirten bir değer kazandırıyor. Sonsuzluğun sembolü olarak kozmik ağaç gibi soyut anlamlar yüklenmiş olan Hayat Ağacı, devletin koruyucu gücünü sembolize etmesi ile devlet ağacı olarak da nitelendirilmiş. Kutsal ağaç, altın ağaç, cennet ağacı gibi adlarla da anılmakta.
Kuran-ı Kerim'de cenneti anlatan ayetlerdeki eşsiz cennet nimetlerinin tasvirleri burada taşa nakşedilmiş.
Sağ taraftaki yıldız bordüründe '' Adaletli Sultanın mutluluğu, egemenliği ve saadeti ebedi olsun '' ifadesi, simetrisinde ise Ayetü'l - Kürsi'nin, '' Allah'tan başka ilah yoktur, sadece O vardır '' kısmı yazılı. Hayat ağacı motifleri de sonsuzluğu ifade eden rozetlerin bulunduğu kısımda yer alıyor. Kiatabesinin başlangıcında '' gül '' sonunda ise '' bülbül '' motifi var. Gül Peygamberimizi, bülbül ise onun Allah'a olan aşkını anlatmakta.





Asırlar önce, güneşin doğuşundan batışına yıldızların çıkışından kayboluşuna kadar birçok konuda ince hesaplamalar yapan mimar ve ustalarca inşa edilen Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, mimari yapısıyla tam bir şaheser. Taç Kapısı'nda (Batı Kapı) Mayıs ve Eylül ayları arasında, ikindi vakti görülen yaklaşık 4 metre uzunluğundaki '' namaz kılan erkek silüeti '' ni görmek yaşamımın unutulmaz anlarından biri oldu.
 

Divriği Ulu Cami'nin batı kapısı bir kilim ve danteli anımsatan ince taş işlemeciliği ile '' Tekstil Kapı '' olarak da biliniyor. Kapının orta kısmında tasavvufta Allah'ı temsil eden lale ve lale yaprağı motifleri bulunuyor.
Mayıs ile Eylül ayları arasında, ikindi namazından önce insan şeklinde kapıda beliren silüet, önce Kuran okuyan, namaz saati yaklaştığında ise ellerini bağlayarak kıyamda duran bir insan şeklini alıyor.
Kapının sağ tarafındaki Çift Başlı Kartal güç ve asaletin simgesi ve soldaki başı eğik Şahin Mengüceklerin Selçuklu'ya bağlılığını sembolize ediyor.


Ancak bu kapının en çarpıcı yönü, Gölge Oyunu ... Bu '' sciograpy '' (gölge yazımı) tekniği, 13. yy'da bir mimarın mühendislik dehasını ortaya koyuyor. Bu gölge oyununun yıllarca farkına varılmamış. 2005 yılında bir turist bu gölgeyi fotoğraflayınca, bu mühendislik harikası ortaya çıkmış.
Yapıda kullanılan üç boyutlu, yüksek kabartma tekniği ile işlenmiş, danteli andıran taş oymacılığı dünyada bir benzeri olmayan sanatsal değerler taşıyor.. Bu incelikli işçilik, sanatsal kapıları adeta birer heykel sanatına dönüştürüyor. İlk bakışta simetrik gibi görünse de birbirini tekrarlamayan binlerce motifin kullanılması, dönemin Türk - İslam sanatındaki simetri anlayışını yıkan özgün bir estetik sunuyor. Caminin kuzeybatı köşesindeki kesme taş minarenin 1565 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırıldığı kitabe de yer alıyor. 
Şimdi Cami'nin içindeyim. Ulu Cami dikdörtgen planlı, tamamen kesme taştan yapılmış. Dışı süslemelerle bezenmiş, dış mekanın aksine içi daha sade tutulmuş.

Divriği Ulu Cami iç mekanında, caminin batı kapısı tarafındaki sütunların Mimar Sinan tarafından güçlendirildiği biliniyor.
Caminin taş mihrabı da  çok dikkat çekici. Saray kapıları havasındaki mihrap sivri kemerli bir niş şeklinde yapılmış.
Mihrabın üzeri ters, içi dolu ve içi boş kalplerle süslenmiş, tepe noktasına da lale motifi yerleştirilmiş.

Mihrabın önündeki alanın üzerindeki kubbede yıldız şeklinde dört küçük pencere yer alıyor. Gün ağarırken pencerelerden süzülen ışıklar sabah yıldızı görüntüsü veriyor.

Caminin doğu kısmında yer alan Şah Kapısı, Şah'ın ibadet için camiye girişte kullandığı kapı. Klasik Selçuklu üslubunda, mütevazi bir görünüme sahip. Kapının insan boyutundan küçük yapılmasının amacı, tevazu ve kulluk bilincini yansıtmak. Şah'ın yalnız Allah'ın huzurunda eğileceğini vurgulamak için. Kapıdaki kitabede, '' Mülk, Kahhar ve tek olan Allah'a aittir '' ayeti yazılı. Şah kapısında saat 09.00 sıralarında oluşan ve eseri yaptıran Ahmed Şah'ın başını temsil ettiğine inanılan gölgeler, hayret uyandırıyor. 

Caminin minberi de Anadolu Camileri arasında benzersiz özelliklere sahip. Abanoz ağacından, kündekari tekniği ile yapılan minber de ağaç işçiliği açısından önemli bir eser. Minbere kabartma yazılar ile ayet ve hadisler işlenmiş, bitkisel motifler ile de süslenmiş. Minber cami ile aynı dönemde yapılmış ve orijinalliği korunmuş. 

Minber, büyük bir özen ve incelikle işlenmiş sülüs yazı kuşakları ve yıldız motifleriyle hayranlık uyandırıyor.

Camideki bazı ahşap oymalar Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergileniyorlar.
Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası' nda da oldukça sık kullanılmış olan hayat ağacı motifinin; çini, taş ve benzeri bezemelerde oldukça sık kullanıldığı mimarideki en özgün ve güzel örnekleri : Divriği Ulu Cami Cennet Kapısı'nda, Sivas Gök Medrese de, Kayseri Şah Cihan Hatun Kümbeti'nde, Erzurum Çifte Minareli Medrese ve Yakutiye Medresesi'nde görülmektedir. Divriği Ulu Cami ön avlusundan Divriği görüntüsünü izledim.
Burada neredeyse yarım gün geçirdim. Daha önce yapı ile ilgili notlardan detayları aramaya ve görmeye çalıştım. O kadar çok özellik ve güzellik var ki : Tekrar tekrar gelip bu sırları aramak gerekir ... Belirli aralıklar le görevliler Eseri çok güzel anlatıyorlar. Bu anlatıma da katıldım. Ücretsiz bu tanıtım turuna katılarak Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası'nın hayret uyandıran bir çok özelliğine tanık olabilirsiniz.
Divriği Ulu Cami'nin kuzey avlusundan Divriği Kalesi ve Mescidi görülüyor. Divriği Kalesi şehrin kuzeyinde Çaltı Irmağı'na bakan kayalıkların üzerinde bulunuyor. Mengücekliler tarafından yaptırılmış olan kalenin güney-kuzey açıklığı 400 metre, doğu-batı eni ise 200 metre kadar. Dış kalenin sur uzunluğu yaklaşık 1 km. Dış ve iç kaleyi meydana getiren duvarlar boyunca kare, poligonal, dairesel bir çok burç var. Dış kale, güneybatı ve batı yönlerindeki iki kapı ile şehre açılıyor. Kalenin içine 1180 yılında Süleyman Şah oğlu Emir İshak tarafından yaptırılan Kale Mescidi, uçurum kıyısındaki konumu ve aynı dönem yapılan diğer eserlerden ayrılan mimarisi ile en eski ve tek örnek olma özelliğini de taşıyor. Eser, Türklerin Anadolu'yu fethinden sonra yapılan minberli cuma camilerinden. Mescidin taç kapısı, Anadolu taç kapılarının ilki ve taş oyma sanatının gelişmesinde ise ilk örnek olarak biliniyor.
Divriği Ulu Cami gezimi şimdilik tamamladığımda öğlen saatleri gelmişti. 15 dakika süren bir yürüyüşten sonra Divriği'nin tarihi çarşısına geldim. '' Hüma Hatun Sokağı '' Türkiye'de ilk defa tanıtılan Ahi Kadın esnaflar teşkilatını oluşturarak ahilik kültürünü yaşatmaya çalışan bir proje olarak düzenlenmiş. Divriği Yukarı Çarşı'da Nebi Paşagil ailesinin vakıf dükkanları üzerinde yapılan bu proje ile oluşturulan Hüma Hatun Sokağı'nda,12 ayrı kadın işletmecinin işlettiği el sanatları ve yöresel yiyecek dükkanları sıralanıyor.
Divriği'nin zengin tarihini ve kültürünü ziyaretçilere aktaran ve eski arasta niteliğini koruyan sokak, Divriği'nin tanıtımına büyük katkı sağlayarak kadın girişimciliğini destekliyor ve yerel kültürü canlı tutuyor.
Hüma Hatun Sokağı'nda, Meşhur Divriği Pilavcısı / Zeliha Abla'nın Yerine geldim. 

Divriği'de Mengücekler döneminden itibaren yapılan, Alatlı Pilav, Şah Pilavı, Uyuyan Pilav isimleri ile de bilinen Divriği Pilavı, hem resmi tören yemeği olarak yapılan hem de özel günlerde özel misafirlere ikram edilen 800 yıllık şehir kültüründen süzülen bir lezzet.
Bugüne kadar bu enfes lezzeti, Zeliha Abla'nın yerinde iki defa yeme imkanı buldum. Yanında mutlaka hoşaf ile birlikte sunuluyor. Pirinç, nohut, dana veya kuzu eti, kuru üzüm ve badem ile hazırlanan Divriği pilavı benzersiz bir tat.
Alışkanlık yapacak türden olan bu lezzet pilav standartlarınızı değiştirecektir... Güzel lezzet arasından sonra Divriği Cam Terasa çıkarak yükseklerden Divriği'yi izleme zamanı geldi.
Paha biçilmez kültür değerleriyle ve tabiat harikalarıyla donanmış olan Anadolu'nun eşsiz mirası Divriği, ülkemizin özel ilçelerinden biri. Urartulardan başlayarak Romalılara, Pavlikanlara, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine uzanan tarih çizgisi, Divriği'ye muazzam bir kültürel ve medeni birikim kazandırmış. Bu tarihi seyrin odağında kuşkusuz Mengücekli Beyliği yer almakta. Divriği'yi özellikli kılan en önemli değer Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası hemen aşağıda tüm dış ayrıntılarıyla seçilebiliyor. İnsan elinden çıkmış en güzel eserlerden biri olan Ulu Cami ve Darüşşifa, kendisine bakanı şaşırtan ve büyüleyen bir güzellikler sahnesi gibi... Bu benzersiz eser, kendisini hayal edenlerin, yaptıranların, inşa edenlerin ve bezeyenlerin nasıl bir uygarlık ve sanat birikimine sahip olduklarını gözler önüne seriyor.
Bir yandan yaz esintileri ile serinlerken ve eşsiz manzaranın tadını çıkarırken diğer taraftan ise Divriği de gezeceğim yerleri kuşbakışı seçmenin ayrıcalığını da yaşıyorum.
Yükseklerden Divriği Kalesi, Kesdoğan Kalesi, Çaltı Irmağı ve derin kanyonlar nasıl da görkemli görünüyorlar. Karasu ile birleşerek Fırat nehrinin en büyük kollarından birini oluşturan Çaltı Irmağı vadisi yürüyüş için oldukça davetkar... Belli dönemler de koruma altına alınan dağ keçilerinin dikkatli bakıldığında görülebildiğini öğreniyorum. .
Divriği, Anadolu mirasında seçkin ve özgün bir yer tutuyor. Binlerce yıldır demir cevheri çıkarılan ve işlenen toprağının sunduğu zenginlik, Divriği'ye özel bir atmosfer, eşsiz bir renk katmış. Urartulara kadar takip edilebilen geçmişinden Cumhuriyet'le açılan modern çağa, demirin Divriği'ye kattığı cazibe açıkça görülüyor.
Ücranın da ücrasında, adeta boşlukta aniden beliren bu uygarlık birikimini madenin zenginlikleriyle açıklamakta mümkün.
Seyir terası alanında Divriği manzarasına karşı yapılmış Kafe de oturarak soğuk bir şeyler içtim.


Divriği'yi yukarılarından keşfettikten sonra tekrar Yukarı Çarşı'ya iniyorum. Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası altındaki yeşil alandan Seyir Terası bölgesine bakıyorum.
Adım adım tarihe yürüyüşüm de önce bir Kümbet karşıma çıkıyor. Türklerin İslamiyet'i kabul ettikten sonraki dönemlerde, çadır sanat geleneğinin mimariye yansımış etkisi ile oluşturdukları taş mezar anıtları olan Kümbetlerin; cenazelik, mumyalık veya kripta gibi isimlerle anılan bir bodrum katı üzerinde, silindirik ya da çokgen gövde yer alıyor. Bunun da üzeriiçten kubbe dıştan konik ya da piramidal bir çatı ile örtülüyor. Divriği'de Mengücekoğulları dönemine ait kümbetler içinde en önemlisi, üzerinde eski Türk hükümdar ünvanlarının da kullanıldığı Şahinşah'a ait olan '' Sitte Melik '' kümbeti.
Kümbet'den kısa bir yürüyüş ile Divriği Aşağı Hamamı (Hamam-ı Süfla ya da Ali Kaya Hamamı) karşıma çıkıyor.
Halk arasında '' Ciniviz Hamamı '' da denen yapı, Mengücekli döneminden kalma bir eser. Divriği'nin batısında  Pireyp ( Pir Eyüp ) adı verilen bölgede çeşitli çaylar bulunuyor. Divriği'ye yaklaşık 30 dakika uzaklıktaki bu bölgenin çaylarını dağlardan gelen tatlı sular oluşturuyor. Ayrıca bu bölgedeki çaylardan biri yıllar önce, Aşağı Hamam adıyla bilinen Ali Kaya Hamamı'nın su ihtiyacını karşılamış.
Abuçimen deresinin yamaçlarındaki gözlerden gelen sodalı suyundan dolayı '' Acıhamam '' , Hamam-ı Bala ve Hamam-ı Ulya'ya göre daha aşağıda kaldığı için  '' Hamam-ı Süfla (Aşağı Hamam) '' ve harap olduktan sonra Kayaoğlu ailesi tarafından onartıldığı için '' Kayaoğlu Hamamı '' denilmiş.
Cumhuriyet Dönemi eserlerinden olan ve Anayurdu demir ağlarla ören Divriğili; '' Nuri Demirağ '' ın öncülüğünde yapılan Divriği Tren Garı'na gittim. Tren Garı'nın tarihi ortamından Divriği'ye baktım...
Anadolu'nun inanç özgürlük ve hoşgörüsünü yansıtan yapıların önünden geçtim...
Kendine özgü mimari dokusunu koruyan Divriği, tarihi konaklarıyla da ilgi çekiyor.Abdullah Paşa Konağı, Abdullah Paşa tarafından, plan ve tezyinattaki hüneri ile bölgede nam salmış olan Ömer Usta'ya XX. yy. da yaptırılmış. Divriği'de yapılan Paşa konaklarından sonuncusu. Ahşap çatkı arası kerpiç dolgu tekniğinde, üç katlı olarak inşa edilmiş. Divriği'nin klasik ev tiplerinden farklı yapıda. Kış- yaz odaları ve yıldız köşkü mahalli ile Anadolu sivil mimarisinin güzel bir örneğini sunuyor.
Konağın üst kat odalarını süsleyen ahşap çarkıfelek motifli tavan, boy pencereleri, cümle ve bahçe kapıları, ahşap motifli pencere kenarlıkları dikkati çekiyor. Sokak kapısının girişinde solda kör kuyu, sağda ise kitabeli bir çeşme bulunuyor.
Divriği'yi bugün çekici bir kültür odağı yapan bir unsur da ahşap evler, konaklar ve bunları bütünleyen sokak dokusu. Öyle sokaklardan geçiyorum ki : Zamanda yolculuk başlıyor. 150 yıl öncesinde Divriği sokaklarında yürüyor hissine kapılıyorum ...
İçlerinde ve avlusunda hayatın devam ettiği Divriği evleri, görkemli konaklardan mütevazi evlere kadar, yüzlerce yılda olgunlaşan muaşeretin ve hayat tarzının yuvaları olmuşlar. Bazıları kamusal amaçlarla kullanılan tescilli, yüzlerce Divriği konağının yakın gelecekte turistik amaçlarla kullanılacağını tahmin etmek zor değil. Belki bu ahşap mirasın korunmasının çıkar yolu, onları yerli ve yabancı misafirlere açmak olacaktır.
Mühürzade Konağı, yaşayan konakların en güzel örneklerinden. Aynı zamanda '' Nuri Demirağ Müzesi '' olarak da hizmet veriyor.


DİVRİĞİ YAZISININ YAZIMI DEVAM EDİYOR ........