Sayfalar

20 Ocak 2026 Salı

 BODRUM YARIMADASI'NI BİR BAŞTAN BİR BAŞA GEZMEK 2 ...  (YALIKAVAK - GÜMÜŞLÜK - TURGUTREİS)  (KARAVAN GÜNLÜKLERİ)  (BODRUM / MUĞLA)

'' ... Hava kuru ve hafif, kendiliğinden aydın gibi. İçimden, buranın her günü böyleyse, günün ve aydınlığın ne olduğunu görmek için buraya gelip oturmalı, diyorum. Altın bir akşam anıydı. Kumrular havalandıkça kanat şakırtıları boşanan bir alkış selini andırıyor. Kırlangıçlar altın ışıkta cıvıltı girdapları oluşturuyorlar. Sağımızda solumuzda evler hep kireçle tertemiz badanalı. Hepsi kalıp kalıp kübik. Mimari süse, '' Bana bak! '' diyen cici biciye yeltenen yok. Düz çizgiler, ama göz alıcı bir surette beyaz. Sanki mantıklı görüntüler; apaklıkları koyu gök mavisini ustura gibi kesiyor. Çizgide Bizans kararsızlığı, buğululuğu yok. Başka bir dünyadayım, apaydın bir dünyada. ''
1925 yılında sürgün edildiği Bodrum'a zor yollardan getirildikten sonra Cevat Şakir Kabaağaç, (Halikarnas Balıkçısı) gördüklerini böyle ifade ediyor. Gündoğan'dan ayrılmak istemediğim iki günden sonra Yalıkavak'a doğru yola çıktım. Coğrafyaya baktığımda tarif edemediklerimi, Halikarnas Balıkçısı sözleri ile tamamlıyor...
Yalıkavak; mavi koyları, serin esintileri ve nefes kesen günbatımları ile tam bir doğa harikası. Daha Yalıkavak'a yaklaşırken fark anlaşılıyor. Yalıkavak'a 3 km kaldığını söyleyen tabeladan biraz sonra, yel değirmenlerinin ardından kuşbakışı Yalıkavak ve yarımadası görünüyor.
Yel değirmenlerinden anlaşılacağı üzere oldukça sert rüzgar alan bir bölge. Balığı, narenciyesi ve modern marinasıyla tanınıyor.
Bodrum Yarımadası'nın kuzey - batı köşesinde yer alan Yalıkavak oldukça büyük bir yerleşim merkezi.
Bodrum'da süngerciliğin başladığı yer olarak biliniyor. Eski adı : '' Sandima ''. Aynı zamanda M.Ö. 2000 yılında Lelegler'in yaşadığı yer de bu bölge.
Yalıkavak yürüyüşüme dünyaca ünlü marina bölgesi ve iskeleden başladım. Bodrum'un en gözde mahallelerinden biri ve hem doğal güzellikleri hem de lüks yaşam tarzı ile öne çıkıyor. 
Bir zamanlar, sünger avcılarının köyü olan Yalıkavak'ta en uçtaki eskilerin salaş balık lokantası Çimentepe'den başka hiçbir yerde yemek yeme imkanı yokmuş. İzmirliler yaz kış hafta sonu için buraya gelir, ama Bodrum'da gecelerlermiş.

Kalacak tek yer yokmuş. Sonra Bodrum'un hızlı gece hayatından uzak kalmak isteyenler buraya kaçmaya başlamışlar.

Bugün Yalıkavak, butik ve lüks otellere sahip görünüyor. Sahilin ardında eski çarşısında yürümeye devam ettim. Çarşı tenha ve sakin, tatili mevsimden ibaret görmeyenlerin günü yaşanıyor...
 
Adını çok duyduğum, eskilerden beri var olan lezzet duraklarının önünden geçiyorum.
Yalıkavak yakınında terkedilmiş '' Sandima '' Kenti var. Söylenceye göre, bir gemi kaptanı burayı uzaktan görüp '' buranın cennet olduğunu sandım ha ! '' demiş.
Bisiklete binmeyi ve doğa yürüyüşlerini sevenler için yaklaşık 185 kilometrelik '' Bodrum Antik Leleg Yolu '' na Yalıkavak'tan bağlantı yollarıyla kolayca ulaşılıyormuş. Özgün bir tarihi dokuya ve yürüyüş parkurlarına sahip bu rotada, ekim ayından mayıs başına kadar '' Platform Mezarları '' ile ilgi çeken ve hala arkeolojik kazıların sürdüğü '' Pedasa Antik Kenti '' Bodrum manzarası ile görülebiliyormuş.
Yalıkavak sahil yolunda yaptığım keyifli yürümeden sonra gözlerimi görmek istediklerime daha çok çevirdim. İşte burası ! dediğim yerlerde oturdum ...
Beş yıldızlı lüks tatil imkanı sunan otel ve tatil köylerine inat; sevdiğim türden otelleri önce ayaklarım ile buldum sonra gözlerimle seyrettim...

Küçük otellerin çok büyük bakış görüntülerine tanık oldum, kumsallarında zaman geçirdim...

'' Hızın zaman kazandırdığı bir yanılsamadır. Hesap ilk bakışta kolaydır : Yapacaklarını üç saat yerine  iki saatte yapıp bir saat kazan. Fakat bu, günün her saati birbirine eşitmişçesine yapılan soyut bir hesaplamadır. Zamanı hızlandıran acelecilik ve sürattir. Böylece zaman daha çabuk geçer ve iki saatlik bir telaş, günü kısaltır.
Yavaş yavaş yürüdüğünüz günlerse çok uzundur. Daha uzun yaşamanızı sağlar, çünkü zamanı eklemlere eziyet ederek geçirmek yerine her saatin, her dakikanın, her saniyenin nefes almasına, derinleşmesine izin verirsiniz. Yavaşlık saniyelerin, bozuk bir musluktan pıt pıt düşen su damlaları gibi teker teker, damla damla aktığı o noktada zamanla bütün olmaktır. Zamanın esnemesi mekanı derinleştirir. Yürümenin sırlarından biridir bu : Manzaraya, onu her adımda biraz daha tanıdık kılan bir yavaşlıkla yaklaşmak. Tıpkı dostluğu derinleştiren düzenli görüşmeler gibi. '' ( Yürümenin Felsefesi / Frederic Gros )

Karavanım ile üzerinde bulunduğum yol beni '' Gümüşlük '' e getiriyor. Adı üstünde eskiden burada gümüş ocağı işletiliyormuş. Aynı zamanda '' Myndos Antik Kenti '' nin de bulunduğu yer. Burası birinci derece SİT alanı olduğu için inşaat yapımı çok sınırlı olan bir bölge.

Antik Myndos kentinin kalıntıları üzerine kurulan Gümüşlük, özellikle sanatçıların yerleşmeyi tercih ettiği bir yer olmuş.

Rüzgarı ve günbatımıyla, Bodrum Yarımadası'nın en huzurlu yerlerinden. Antik kalıntılar denizin altında. Sığ denizde iyice belirginleşen antik çağın mermer caddesinden yürüyerek Tavşan Adası'na ulaşılabiliyor.

Limanı çok güvenli ve korunaklı. Koy derinliği 7 - 14 metre ve dibi kum. Tekneler için kıçtan karaya bağlanacak yerler var.


M.Ö. 4. yüzyılda, Halikarnas Kralı Mausolos'un kurduğu Myndos şehri, antik yazarların sıkça sözünü ettiği antik kentlerden biri. Yedi kez depremle sarsılan, istilalardan kendini toparlayamayan, Karya döneminin bu önemli doğal limanının kalıntılarını bugün görmek mümkün.


Myndoslular'ın  ürettikleri şaraplar da çok farklıymış. Deniz suyu karıştırılmış şarabının tadını da doğrusu çok merak ettim ... Mydoslular'ın ünlü deniz suyu karıştırılmış şarabından artık içemeseniz de, bir kahvede, kafede, restoranda oturup bugünün insanlarının sığ denizde açıkça görülebilen, antik çağın mermer caddesinde yürüyüşünü seyredebilir, aynısını siz de yapabilirsiniz. Ben bu defa yürümedim ama güzel bir mekanda oturdum ve seyrettim.  Gümüşlük'e, eski limanın su altındaki taşlarıyla bağlanan adada tavşanlar var.

16. yüzyılda sık sık korsan saldırılarına uğrayan halklar, dağ ya da koyların derinliklerine kaçıp, oralarda kendilerine kurdukları dağ köylerine sığınırlarmış. Bunlardan biri Gümüşlük sırtlarındaki Karakaya Köyü. Burada kentliler tarafından restore edilen birçok taş ev varmış.
Eskiden balık yemek için Gümüşlük'e gelirdik. Akşam güneş batmadan önce başlayan rakı balık sofralarında güneşin batışına tanık olduğumda Gümüşlük'e her defasında tekrar tekrar hayran olurdum. '' Yeryüzünün tüm gün batımlarından birini seçmek zorunda kalsan, nerede olmak isterdin ? '' diye sorsalar, cevabım '' Gümüşlük '' olabilirdi... Yakamozu, rüzgarı ve günbatımları ile burası çok değerli bir yerdir.
Köy, dokusunun pek az bozulduğu yerleşim kıyısındaki balık lokantalarıyla ünlü. Özellikle hafta sonları çok kalabalık olan bu lokantalarda her mevsim taze balık bulunur.


Türk Mutfağından çok uzak olmayan ama Akdeniz geleneksel tadlarıyla karışan yöre mutfağını tanımak gerçek bir serüven. Yabani otlarla hazırlanan sebze yemekleri, Bodrum'a özgü su böreği, köpoğlu mezesi, kabak çiçeği dolması, çingene salatası ilk denenmesi gerekenler. Yabani otlardan ebegümeci, turp otu, hindiba ile yapılanları da unutmamalı.


Yöresel yemeklerin dışında dünya mutfağından örneklerin sergilendiği çok şık restoranların da bulunduğu Bodrum, yemek konusunda bitmek bilmeyen seçeneklerle çıkar karşımıza. Ama her ne olursa olsun, mevsim balıklarından yemeden ve bir şeyler içmeden biten bir Bodrum akşamı düşünülemez.

Gümüşlük'te gezilmesi gereken bir özel yer de : '' El Sanatları Çarşısı '' . Mevsim kışa giriş ayları olduğundan çarşı neredeyse kapalı gibiydi. Gümüşlük sahilinde yer alan el sanatları çarşısı mutlaka gezilip, görülmesi gereken noktalardan. Çarşı çeşitli sergi alanlarından oluşuyor. Yerel ya da sonradan Gümüşlük'e yerleşen sanatkarların elinde şekillenen ahşap, kumaş, cam, kağıt, deri, toprak, kabak, vb ... ile üretilen ürünler göz alıcıdır.
Yıllar geçse de Gümüşlük'ün çok değişmediğini görmenin verdiği mutlulukla güneşin batışını seyredeceğim '' Turgutreis '' e doğru yola çıktım. Eğlence cenneti Bodrum'un kıyısında sessizlik koyları ... Çılgın kalabalıklardan uzak ama istendiğinde eğlenceye yakın olmak isteyenlerin sığınağı. Adını ünlü  Osmanlı denizcisinden alan Turgutreis , Bodrum Yarımadası'nın batı kıyısında.

Kendimi sükunetin kollarına bıraktığım bu uzun gün devam ediyor... Ege ve Akdeniz'in birleştiği noktada bulunan Turgutreis'in kıyıları, irili ufaklı koylarla dantel gibi işlenmiş. Sporat Takımadaları'nı oluşturan ; Küçük Kiremit, Büyük Kiremit, Fener, Çatal, Yassı, Tüllüce, Kargı, Köçek, Sarıat gibi irili ufaklı on dört ada çevreliyor Turgutreis'i.
Adını, ünlü Osmanlı denizcisi Turgut Reis'ten alıyor, eski adı Karatoprak. Akdeniz'in efendisi bu büyük kaptan buraların çocuğu çünkü. Onun doğduğu köy yamaçta ve Ege Denizi ile adalar ayaklar altında. Katip Çelebi, onun doğduğu köyü '' Menteşe Sancağı'ndan Savruloz denilen köy '' diye anlatıyor.






Turgutreis, Yarımada'nın en büyük ikinci yerleşim merkezi. Cumartesi günleri yarımadanın en hareketli yeri Turgutreis oluyor. Burada Cumartesi kurulan büyük pazara denk geldim. Karavan ile park yeri bulmak için epey çaba sarf ettim. Beldenin kumlu plajı 2.5 km'den fazla. Hemen yakınındaki Kadıkalesi'nde Bodrum yarımadasının en uzun plajı uzanıyor.
Kadıkalesi'nden Turgutreis'e kadar uzanan 3 km lik yürüyüş ve bisiklet yolu, bugüne kadar gördüklerimin en iyilerinden. Böyle bir yolu gördüğüm zaman yol beni kendine çekiyor.

Turgutreis, Kos adasına gidiş için en elverişli yer. Gümrük sahası bulunuyor.
Her ne kadar yaz mevsimi çoktan geride kalmış olsa da, akşam saatlerinde Turgutreis başka bir atmosfere bürünüyor. Balık restoranları, akşamları kurulan pazarları, canlı müzik mekanları hareketleniyor.
Turgutreis büyük bir yerleşim ancak Turgutreis'e adım attığım anda eski bir dost ile karşılaşmış gibi rahatlık hissediyorum. Hem eski dünya cazibesi hem de modern, kozmopolit yaşam tarzının birleştiği bu kasaba, heyecan verici ve huzur dolu anlar yaşatıyor.
Gün batımı yaklaşıyor. Turgutreis'in kendine ait bir marinası bulunuyor. 2003 yılında açılan D -Marin ile mavi yolculuk ve yatçıların uğrak noktalarından birine dönüşmüş Turgutreis, günümüzde de Güney Ege'nin turizm denildiğinde ilk akla gelen destinasyonları arasında.
D - Marin Turgutreis, 550 yat bağlama kapasitesiyle oldukça büyük bir marina.
Bir kafenin teras katında akşam kahvesi ile Turgutreis'in ünlü günbatımını izliyorum.


Burada Karavan ile gezilerin yaşama kattığı değerleri ve güzellikleri düşünüyorum. Bunların çoğunu biliyorum ve uygulamaya çalışıyorum. Karavan yaşamında bunları deneyimlemek farklı bir ayrıcalık... Bir manzaranın bir terapistten daha etkili olabildiğini, bir yere ait olmanın adresle ilgili olmadığını, yemeklerin daha güzel olmasının nedeninin manzara olduğunu, plan yapmanın güzel ama doğaçlamanın daha güzel olduğunu, evdeki çoğu şeye aslında hiç ihtiyacımız olmadığını, suyun ve güneşin gerçek bir değer olduğunu, mutluluğun mekanda değil yaşam biçiminde olduğunu, konfor alanının aslında bir alan değil bir alışkanlık olduğunu, lüksün tanımının tamamen değiştiğini, güvenlik hissinin kapının kilidi değil iç huzuruyla ilgili olduğunu, kendi kendine yetmenin özgüveninin başka hiçbir yerde olmadığını ... yine ve yine görüp anlıyorum...
 

Hayat, aynı yerde kalarak yaşanamayacak kadar kısa; erteleyenlere değil cesaret edenlere cömert...


Turgutreis burada ama Halikarnas Balıkçışı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) Bodrum Yarımadası'nın her yerinde.

Modern marina kompleksinde dizilmiş restoranlar, mağazalar ve kafeler birleşerek hem rahat hem de enerjik bir atmosfer yaratıyor. Burası hem sakin bir deniz tatili hem de alışveriş, yeme-içme ve kültürel keşifler yapmak isteyenler için harika bir başlangıç noktası.


Marina içerisinde bulunan Sanatçılar ve Ressamlar Sokağı da gezilmesi gereken ayrı bir güzellik.


Gün boyu yanı başımda duran, farklı saatlerde farklı ışıklar altında gözlemlediğim dağ siluetleri, deniz görüntüleri kendini bütün detayları ile gösteriyor. Yürürken hiçbir şey hareket etmiyor, sadece tepeler belli belirsiz yakınlaşıyor ve manzara değişiyor. Yürürken aslında yakınlaşmadığını sadece bazı şeylerin bedenime nüfuz etiğini hissediyorum. Beni çevreleyen manzara tatlar, renkler, kokularla dolu bir kase de gün boyu demlendi durdu. Var olmanın mutluluğunu doyasıya yaşadım ... 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder