Sayfalar

25 Aralık 2025 Perşembe

 BİR GÜNDE ÜÇ ANTİK KENTİ GEZMEK ... MILETOS / DIDYMA / EUROMOS  (KARAVAN GÜNLÜKLERİ)

Benim için günü bu denli önemli kılan, onun için harcamış olduğum zaman oldu. Yıllardır bir yerlere giderken hep yakınından geçtiğim ve daha sonra gelir gezerim dediğim üç antik kentte bir gün geçirdim. Bu günün sonunda coğrafyayı daha iyi tanımanın yanında bölge tarihi ile ilgili zengin bilgilere sahip oldum. '' Miletos '' ve '' Didyma '' antik kentleri ile başlayan gün, Kızılbayır dağının eteklerindeki '' Euromos '' antik kentinde son buldu. Bir yerlere yetişme telaşı olmadan kendimi antik dünya yaşantısının içine bıraktım.

Eski zamanlarda Miletos Yarımadası denize doğru alçaklı yüksekli uzanıyormuş. Bilinen en eski kent olan Miletos, kıyının önünde, karadan kopup giden birkaç tepe üstünde gelişmiş. Su ise ancak Roma devrinde kente ulaştırılmış. Ondan önce kuyular, gemicilerin ve kentlilerin susuzluğuna hizmet edermiş. Bu bölge aynı zamanda Felsefenin Coğrafyası ... Thales, Anaksimandros, Herakleitos, Ksenophanes, Anaksagoras ... Hepsi de İonialıydı. Doğayı izleyip düşündüler. Evrenin özünü, oluşun sırrını, şeylere düzen veren ilkeyi aradılar. Felsefeyi böyle başlattılar ve düşünce tarihine yön verdiler. Uygarlığın toprağını, felsefenin coğrafyası yaptılar. Antik Yunan'da bilimsel ilerleyiş, '' Miletos Ekolü '' olarak adlandırılan bu çalışmalar ve bu çabanın öncüleri tarafından atılan adımlarla sağlanmış.
Buranın tarihinin Taş devrine uzandığı varsayılıyor. O denli eski bir yaşamın topraklarında adımlarımı atıyorum. M.Ö. 3500 yıllarına tarihleniyor. Zenginlik, güç ve otoritenin yerleşimi özel bir antik kent. Felsefe ile beraber geometrinin, astronominin ilk temellerinin atıldığı yerleşim. Ege Denizi'ne dökülen Büyük Menderes Nehri'nin yakınında kurulmuş olan Miletos Antik Kenti, kuruluşunda bir liman kenti olmakla birlikte, Büyük Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlarla liman dolduğu için zaman içinde denizden uzaklaşarak bugünkü konumunda iç kesimlere doğru çekilmiş. Şimdilerde Miletos, denizden 10 km içeride.

Çok geniş bir alana inşa edilmiş Miletos Antik Kentine ilk girişte, Yunan - Roma tipinin en güzel örneklerinden birisi olan Milet antik tiyatrosu karşılıyor.
Helenistik dönemde 5300 kişilik olarak inşa edilen tiyatronun, Roma dönemiyle birlikte kapasitesi artırılarak 15 bin kişiye çıkarılmış.

Sahnenin ayakta kalan parçaları ve katlar arasındaki galeriler, tiyatronun atmosferini hala canlı tutuyor.
Roma İmparatoru Marcus Aurelius tarafından inşa edilen ve 150 metre uzunluğa sahip olan bu görkemli yapı, antik tiyatro mimarisinin en güzel örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Tiyatronun en ön sıraları o zamanın devlet adamlarına ve rahiplerine ayrılırken, halka açık buluşmaların da burada gerçekleştiği biliniyor.

Tiyatrodaki tonozlu geçitler çok iyi korunmuşlar. Katlar arasındaki uzun tonozlu geçitlerin hepsinden geçtim.

Tiyatrodaki geçitlerden geçerek arkasında bulunan limana ulaşılıyor. Günümüzde kentin denizden uzakta kalmış 4 büyük limanı var. İlk ikisi, 2 aslan heykeli arasına bağlanan zincir ile kapatılabilen Aslanlı Liman. Üçüncü liman Athena tapınağının yakınlığından dolayı Athena limanı olarak anılıyor. Kentin doğusundaki kumsal kıyı ise dördüncü liman olarak biliniyor.

Milet ismi mitolojik açıdan Apollon ile ilgili. Miletus, Apollo ile Minos'un kızı Akakallis'in oğludur. Akakallis babasının gazabından korunmak için oğlunu ormanda saklar. Apollo da dişi kurt'a onu beslemesi için emir verir. Miletus kurtlar tarafından büyütülür. Daha sonra bir çobanın bulduğunu ve evine getirilip büyüttüğü söylenir. Miletus yetişkin olduğunda Girit'i terk eder ve Karia'ya gelir. Menderes nehrinin kızı Kyane ile evlenir ve Miletos'u kurar. Miletos adının da buradan geldiği söyleniyor.

Miletos, M.Ö. 38 yıllarında ise Roma imparatorlarının özel ilgisiyle özerkliğini elde etmiş ve İon şehirleri arasında metropol düzeyine ulaşmış.
Tiyatronun en üst basamaklarına çıkıp çevreyi seyrediyorum. 150 metre çapında bir yarım daire şeklinde olan tiyatronun seyirci oturma yerleri bir tepenin güney yamacında  bulunuyor. Bu en üst bölümden şehrin 4 limanı da görülebiliyor. Önünde bir zamanlar 30 metre yüksekliğinde olan şimdi ise yıkık giriş ve sahne arkası ve tam olarak sahne yeri görülebiliyor. 
Tiyatronun akustik durumunun mükemmel olduğu da belirtiliyor.
Tiyatronun çevresi saraylar anlamına gelen Balat / Palatia diye anılıyormuş. Felsefenin babası sayılan Thales, Miletos'tan Mısıra yaptığı ziyaret sonrasında güneş tutulmalarını hesaplamayı öğrenmiş. Thales, aynı zamanda maddenin birkaç temel bileşenden oluştuğunu öne sürerek atom kavramına giden yolu açmıştır.

Rivayet ediliyor ki günlerden bir gün Zeus fakir bir Miletli ile uzun bir tartışmaya tutuşur. İkisi de bir türlü geri adım atmayınca, tartışma uzayıp gider. Tanrı olmanın avantajıyla Zeus '' Bana bak, beni daha fazla kızdırma, şimdi bir şimşek çakar, seni cayır cayır yakarım ! '' der. Miletli fakir ise gayet sakin bir şekilde : '' Koca Zeus, bu öfkenle haksız olduğunu nasıl da kanıtladın ! '' ...  Sonucunda fakirin başına geleni bilen olmasa da Miletlilerin tanrıyla özdeş bir düşünce yapısına sahip olduğu aşikar.


Bundan tam 2600 yıl önce, akılcı düşüncenin ve felsefenin temellerinin bu şehirde atılması da tarihin gerçek anlamdaki ilk filozofu kabul edilen Thales'in burada yaşaması da öğrencileriyle  '' Fizikçiler Okulu '' adıyla pozitif bilimin temellerini atmaları da tesadüf değil ...

Milet Antik Kenti'ndeki ilk arkeolojik kazılar 1873 yılında Fransız araştırmacı Olivier Rayet tarafından yapılmış. Rayet'in çalışmalarına 1899 - 1931 yılları arasında Alman 'Julius Hülsen' ve 'Theodor Wiiegand' tarafından devam edilmiş. 
1938'deki başarılı kazı dönemleri ve II. Dünya Savaşı'nın ardındaki kazı süreçleri de Alman ekipleri tarafından yönetilmiş. Halen Milet'teki çalışmalar, Bochum Ruhr Üniversitesi liderliğinde yürütülüyor.

Milet'teki kazılarda ortaya çıkarılan eserler, çok sayıda müzeye dağılmış durumdaymış. Miletos'tan yurt dışına taşınan pek çok eser bulunmakla birlikte, Güney Agorası'ndan alınan anıtsal Milet Pazar Kapısı'nın parçaları, Almanya'ya taşınmış ve Berlin'deki Pergamon Müzesi'nde sergileniyor.

Türkiye'de Milet'ten buluntular Milet'teki yerel müzede, ayrıca İzmir ve İstanbul'daki arkeoloji müzelerinde sergileniyor.
Milet Antik Kentini gezerken, ziyarete gelenlerin çoğunluğunun görkemli tiyatroyu gezerek ayrıldıklarını gördüm. Ancak tiyatronun en üstünden çevreyi izlediğimde çok geniş alana yayılmış antik kent ile ilgili bir çok eseri gördüm. Uzun yürüyüşler ile bu eserleri gezdim.
Görüntüde tiyatronun kuzey bölümü uzaklardan görünmekte.

Faustina Hamamları, Milet Antik Kenti'nde Roma dönemine ait en gösterişli yapılardan birisi.


İmparator Marcus Aurelius'un eşi Faustina adına inşa edilmiş. Hamam yapısı, Roma hamam mimarisinin  tüm özelliklerini taşıyor.
Sıcaklık, soğukluk, ılıklık, dinlenme alanları ve soyunma odaları dikkatle planlanmış.
Su kanallarını, duvarlarda bugün bile görüyor olmak müthiş bir durum. Hamamın kalın duvarlarını ve ısıtma sistemine ait kalıntılarda hala görülebilir durumda. Alttan ısıtma sağlayan '' hypocaust '' sistemi Roma mühendisliğinin önemli örneklerinden sayılıyor. Zemin altına döşenen bu sistem sayesinde sıcak hava odalar arasında dolaşıyormuş. Faustina Hamamları, sadece temizlik değil, sosyalleşme ve sağlık için de kullanılmış. O dönemde halk burada bir araya gelir, sohbet eder ve zaman geçirirmiş. Büyük ve gösterişli yapısı, Milet'in ne kadar gelişmiş bir şehir olduğunu gösteriyor.
Milet'in agorası ve Kutsal Yol, Antik Kentin kalbi gibi. Agora, kentin ticaret, siyaset ve sosyal yaşamının merkezi. Geniş bir alana yayılan bu açık hava meydanı, çevresini saran dükkanlar, stoalar ve kamu yapılarıyla dikkat çekici. Burada alışveriş yapılır, toplantılar düzenlenir, halk bir araya gelirmiş. Agoranın taş döşemeli zemininden geçerken antik çağda günlük yaşamın nasıl aktığını hayal etmeye çalışıyorum. Delphinion, Milet Antik Kenti'nin en önemli dini yapılarından birisi. Bu kutsal alan, Apollon adına inşa edilmiş. Deniz tanrısı olarak da bilinen Apollon, Milet halkı için hem koruyucu hem de rehberdi. Bu alan, dini törenlerin ve adakların merkezindeymiş.
Her köşesinde farklı bir işleve sahip yapılar yer alıyor. Bu alan, Milet'in hem ekonomik hem de toplumsal gücünü yansıtıyor. Kutsal Yol, agoradan başlayarak Apollon Tapınağı'na kadar uzanan dini yürüyüş güzergahı. Bu yol, dini törenler ve festival yürüyüşleri için kullanılıyormuş. Yol boyunca yer yer taş döşemeler ve yön tabelaları bulunurmuş. Kutsal Yol, sadece dini bir rota değil, aynı zamanda kültürel bağı temsil ediyor.
Milet, antik çağda dört büyük limana sahipti. Bu limanlar, kenti Ege ve Akdeniz'in önemli ticaret merkezlerinden biri haline getirmiş. Liman Anıtı ve Aslanlı Liman, bu denizcilik geçmişinin en somut izlerinden.
Liman Anıtı, gelen gemileri karşılayan görkemli bir yapıymış. Anıt, kente denizden giriş yapanlara Milet'in gücünü ve zenginliğini göstermeyi amaçlıyordu. Büyük taş bloklardan oluşan yapının kalıntıları hala ayakta ve ana hatlarıyla görülebilir durumda. Aslanlı Limanı ise adını kıyısına yerleştirilen taş aslanlardan alıyor. Bu heykeller hem süsleme amacıyla hem de limanı koruduğuna inanılan simgesel figürler olarak yerleştirilmişti. Bugün bu aslanlardan bazıları Milet Müzesi'nde sergileniyor.
Bu iki yapı, Milet'in denizle olan sıkı bağını ortaya koyuyor. Liman kalıntılarını görmek, kentin deniz ticareti ve ulaşım ağındaki rolünü anlamak açısından oldukça etkileyici. Burada hem tarih hem de doğal bir manzara ile karşılaşıyorum.
Aziz Michael Kilisesi kalıntıları hala çok görkemli.
Miletli Thales'e sormuşlar :
En güç şey nedir ? Kendini tanımak demiş. En kolay şey nedir ? Başkasına öğüt vermek demiş. Az görülen bir şey nedir ? Zorba bir hükümdarın yaşlanmışı. Mutsuzluğa kolayca katlanmanın çaresi nedir ? Daha mutsuz düşmanlarının hallerine bakmak, başkalarında görüp ayıpladığımız şeyleri yapmamak. Güzellik nereden gelir ? Yüzden değil, iyi davranışlardan gelir demiş. 
Bugün gördüğüm Miletos'tan geriye kalan; onca yıkıntıya, talana, doğa olaylarına karşın, elde kalan mermer yığınları ve kalıntılardan bu kentin, usta mimarların tasarımları ve sanatsal zenginlikleriyle, ne denli ihtişamlı olduğunu anlamakta zorlanmıyorum.
Asırlar öncesinden gelen o sanatsal ruhun izlerini, tarihin tanığı asırlık taşlara çarpan rüzgar fısıldıyor kulağıma usulca ...
Bouleuterion (meclis binası) M.Ö. 175 - 164 yıllarında yapılarak Apollon, Hestia (ocak ateşi tanrıçası) ve Demos (Halk)'a adanmış. Oturma yerleri tiyatroda olduğu gibi geniş yarım daire formunda ve 1500 kişi alma kapasitesine sahip. Kendi türünün en görkemlisi olan bu yapıya daha sonra bir de sahne eklenmiş.
İlyas Bey Külliyesi, Milet Antik Kenti'nin hemen yanında, Balat Köyü sınırları içinde yer alıyor.
15. yüzyıl başında, Menteşeoğulları Beyliği döneminde inşa edilmiş. Anadolu Türk mimarisinin erken dönem örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Külliye; cami, medrese, hamam, türbe ve avlu gibi bölümlerden oluşuyor. Cami, büyük kubbesi ve mermer işçiliğiyle dikkat çekiyor.

Anadolu Beylikleri Dönemine ait olan İlyas Bey Camii ve yakınındaki medrese ve hamam yapıları grubu, Milet arkeolojik alanı içinde yer alan benzersiz bir yapı. Külliyenin bulunduğu yerde, son yıllarda günışığına çıkarılan ve Bizans dönemine tarihlendirilen hamamlı villa ile çeşitli yapı kalıntıları da bulunuyor. 
 
Mimari detaylarında taş, tuğla ve mermer birlikte kullanılmış.

Mihrap, pencere kenarları ve giriş kapısı özenle süslenmiş.

Bu detaylar, yapıdaki estetik anlayışı gözler önüne seriyor.

Külliye hem dini hem de sosyal işlevi olan bir merkez olarak tasarlanmış. 2007 - 2012 yılları arasında restorasyon görmüş ve bu restorasyon projesi Avrupa'nın kültürel mirasını korumayı misyon edinen '' Europa Nostra '' dan tarihi yapıtların onarımı ve korunması kategorisinde ödül almış.
İlyas Bey Camisi'ne birkaç dakikalık yürüme mesafesinde olan Milet Müzesi'ne geldim.
Milet Müzesi Türkiye'nin sahip olduğu en önemli antik eserlerin bir arada olduğu ender müzelerimizden. Miletos Antik Kenti'ne girişte hemen solda bulunuyor.
Bulunduğum yer tam olarak Balat (Eski dönemde Palatia) Köyü'nün 300 metre kuzeyi. Milet Müzesi Didim'e 22 km mesafede, Priene Antik kentine ise 20 km mesafede yer alıyor. Milas yolundan her iki yönden gelenler için tam ortada kalıyor. Müze çok kaliteli ve özenli dizayn edilmiş.
Didim Kutsal Yolda Bulunmuş Brankhidler..
Meandros Heykeli (Nehir Tanrısı) karşıdan beni kendine çekti...
Faustina Hamamı'nın Frigidariumunun Nehir Tanrısı ile birlikte rekonstrüksiyonu tarihe ışık tutuyor.

1973 yılında hizmete açılan Müze Binasının zaman içinde statik yapısı bozulunca  yeni müze binası çalışmaları 2011 yılı Mayıs ayında bitirilerek yeni müze binası hizmete girmiş.
Milet Adak Stelleri ..
Etnografik canlandırmalar bölümü ilgi çekici ..
Müzenin kapalı teşhir alanında yaklaşık 600 m2 lik alanda Milet Antik Kenti, Priene Antik Kenti ve Didim Apollon Tapınağı buluntuları sergileniyor.

Milet Antik Kentine ait; Canlandırma Minos Dönemi (M.Ö. 20 - 15 yy) Mutfağı, Minos Dönemi buluntuları, Zeytintepe Arkaik Afrodite Kutsal Alanı buluntuları, Gacartepe Mezar buluntuları bulunuyor.

Milet Antik Kentinden Didim Apollon Tapınağına giden Kutsal yol buluntuları ve Apollon Tapınağı adak eşyaları sergi salonunda yer alıyor.

Bahçe teşhirinde Milet şehir sembolü olan aslan heykelleri, yazıtlar, mezar stelleri, lahitler, mimari elemanları ve sütun başlıkları sergileniyor.
Milet Antik Kenti'ni gezdikten sonra çevrede ziyaret edilebilecek bir çok tarihi alan bulunuyor. Bu bölgeler, kısa mesafelerle ulaşılabilen zengin arkeolojik ve kültürel duraklar. Aynı gün içinde birkaçını görmek mümkün oluyor.
Antik dönemde Milet'ten Didyma'ya uzanan kutsal Yol, kehanet törenlerinin yapıldığı kutsal bir rotaymış. Milet'in kutsal yolu ile Didyma'ya ulaşan Milet halkı burada Apollon'a adaklar sunar, kehanetlerde bulunurlarmış. Bugün bu rota yürüyüş parkuru olarak kullanılmasa da, tarihsel bağ hala güçlü. Aynı temaya sahip yapıları art arda görmek, antik yaşamı daha derinlemesine anlamamızı sağlıyor. Kültürel yoğunluğu yüksek, doyurucu bir tarih rotası arayanlar için Milet - Didyma - Euromos Antik Kent gezileri ideal bir seçenek. Günün ikinci durağı için Didim yönünde yola devam ettim... Antik Çağda, M.Ö. 4 binden sonra, Mısır'dan Çin'e kadar bir çok coğrafyalarda kehanet merkezleri varmış. İnsanlar büyü, fal ve kehanetlere göre de hareket ediyorlarmış. Kendilerini etkileyen her olgunun bir tanrısı olabileceğini düşünürler, o tanrılara adanan kutsal alanlara giderek, sadakatlerini ortaya koyar, adanmış kurbanları keser ve geleceklerini öğrenmek için de, kahinleri ziyaret ederlermiş. Geçmişte tapınaklar çok önemliymiş. Didyma Apollon Tapınağı da dünyadaki en önemli tapınaklardan...
Burası bir kent değil. Ama kent kadar önemli. '' Apollon '' ; güneşin, sanatın, ateşin tanrısı ve kehanet sahibi. Aynı zamanda çobanların ve sürülerin de koruyucusu '' Zeus '' ve '' Leto ''nun oğlu, Artemis'in ikizi.

Efes'teki, '' Artemis Tapınağı '' nın bir benzerini inşa etmek için yola çıkılmış. Artemis ve Apollon ikiz kardeşler. Buraya '' Didyma '' denmesinin nedeni de bu. '' Didyma '' eski Yunancada '' ikiz '' anlamında kullanılıyor. Tapınağın ilk yapımına M.Ö. 8. yüzyılda başlanmış. Kutsal avluda (sekos) sunak, kehanet kuyusu ve Apollon'un defne ağacı gibi kült simgeleri bulunuyormuş. İlk dönemlerde gösterişsiz bir yapı olan tapınak; İon dünyasının M.Ö. 6. yüzyılda ulaştığı parlak dönemde büyük bir tapınak haline gelmiş ve plan genişletilmiştir. Arkaik Dönem'de tapınak, İon düzeninde 38.39 * 85.18 metre ölçülerinde dipteros planlıdır. Naos'un dört yanını iki sütun sırası çeviriyordu. Dış peristasis yani dıştaki sütun sırası yanlarda 21, doğu yönde 8, arka yönde ise 9 sütundan oluşuyordu. Her iki sütun sırası da göz önüne alınırsa Naos'u 104 sütun çeviriyordu. Naos'takiler de bu sayıya eklenirse Tapınakta 112 sütun vardır. M.Ö. 494'te Lade Deniz Savaşı'nı kazanan Persler tapınağı tamamen tahrip ederek tapınağın hazinelerini götürmüşler... 
Büyük İskender İon kentlerini bağımsızlıklarına kavuşturduktan sonra tapınağı yeniden inşa ettirmiş. M.Ö. 300 yıllarında Suriye Kralı I. Seleukos Ekbatana'ya götürülen Apollon heykelini geri getirerek tapınağa hediye etmiş. Hellenistik Dönem'de plan 51.13 * 109.34 metre olarak uygulanmış. Arkaik Dönemdekinden büyük olmasına karşın yapıda ilk plana sadık kalınmıştır. Tapınak, Efes'teki Artemision'dan ve Sisam'daki Heraion'dan biraz küçük olmasına rağmen Hellen dünyasının üçüncü büyük dinsel yapısıymış...
Dış peristasis 21 * 10 sütunlu ve öndeki sütun aralarının daha geniş tutulduğu eski İon geleneği terkedilmiş. Çift peristasis 108 sütunludur. Tapınakta Pronaos ile birlikte 120 İon sütunu varmış. Kehanet odasının girişindeki iki yarım sütunla, içerideki iki sütunun başlıkları Korint düzeninde ve sütun sayısı bunlarla birlikte 124 adet.

Hellenistik Dönem'de tapınağın planı ve uygulaması Paionios ve Daphnis isimli mimarlar tarafından yapılmış. Tapınağın çevresi yedi basamaklı merdivenlerle çevrilmiş.


Yapıya ait bezemelerin yüksek kalitesi korunagelen mimari ögelerden anlaşılıyor.
Medusa başları ile bezeli kabartmalı frizler ve olağanüstü yaratıklara ait betimlemeler antik dönem inancına göre tapınağı kötülüklerden korumakla ilişkili. Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasının dişi canavarı; ' Medusa ', yüz yüze geldiğini taşa çevirirmiş ...


Sütunlar zengin olarak profillendirilmiş kaideler üzerinde duruyor. Ön sırada yer alan kaideler kabartmalarla süslenmiş. Sütunlar İon düzeninde başlıklarla taçlandırılmış.


Apollon Tapınağı, yüzyıllar boyunca depremler, yangınlar, Pers istilası ve Bizans Dönemi'nde büyük bir tahribata uğramasına rağmen, görkeminden hiçbir şey kaybetmemiş.
Adyton olarak bilinen kutsal avlu 25 metre yüksekliğinde.
Tapınak bir çatıyla tamamen kapatılmak yerine anıtsal ölçülerdeki iç avlunun üzeri açık bırakılmış, sadece avlunun etrafını çeviren sütun sıralarının üzeri çatıyla örtülmüş. İç avluda sadece kehanetle ilişkili kutsal su kaynağı bir çeşme yapısıyla çevrilmişti. En erken evrede kutsal kaynak olasılıkla açıktaymış ve ilk olarak M.Ö. 7. yüzyılda kerpiç bir çevre duvarıyla sınırlandırılmıştı. Bu duvarın temel kalıntılarına kazılar sırasında rastlanmış ancak bugün artık görülememektedir.
Doğu tarafında 24 basamaklı bir merdiven ile kehanetlerin yazıldığı ve sonucunun verildiği bir antreye çıkılmaktadır. Günümüzde avluyu çeviren hala ayaktaki duvarlar orijinal yüksekliğinin sadece üçte biri kadar... Bu haliyle bile çok görkemli olan yapının duvarlarının yüksekliğinin ilk dönemdeki gibi görünüyor olması muhteşem olurdu...

Kehanet odası mermer çatılı ve iki ikonik sütun ile desteklenmiş.
Bu odanın doğusunda pronaosa açılan bir kapı yeri bulunuyor. Bu kapının güneyindeki Pillar'ın altında yetmiş ton ağırlığında yekpare (monolith) mermer blok, dünyanın en büyük mimari elemanı sayılıyor.


Bu denli büyük bir yapının inşası uzun bir yapım evresi geçirmesine rağmen tamamlanamamış.


Ziyaretçilerin Apollon kahinine taleplerini ilettiği ve daha sonra Apollon'un cevabını pronaostan kahin aracılığıyla dinledikleri Apollon Tapınağı'nda M.S. 395 yılından itibaren Bizans İmparatoru Theodosius'un buyruğu ile '' Her türlü fal bakıcılığı, kahinlik gibi işlerle, boş umutlara destek olmak '' yasaklanmış. Böylece kahinlik yok olmuş.
Yüzlerce işçinin çalıştığı tapınak inşasının ana malzemesi, '' poros taşı '' . Dış bölümler, tüm üst yapı ve sütun başlıkları ise mermer.


Sayısız yangın ve depremlere maruz kalan yapının M.Ö. 560'da başlayan inşasının bitirilememesinin bir başka nedeni de saldırılar, istilalar ve korsan saldırıları olmuş.
1493 depremi ise, Apollon Tapınağı'nın neredeyse büyük ölçüde yıkımına neden olmuş.
Bu eşsiz yapımının mimarları da önemli. Birincisi, Efes Artemis Tapınağı'nın mimarı : '' Paronios ''. Diğeri de, Miletos'lu '' Daphnis ''. Didyma ile ilgili ilginç bir mitolojik hikaye de var... '' Apollon bölgede dolaşırken, çoban ' Brankhos ' ile karşılaşır. Onu çok sever ve kehanetin sırlarını öğretir. Bundan çok etkilenen Brankhos , Apollon ile tanıştığı yere yakın olan burada, var olan eski tapınak yıkıntısının üzerine, ona adadığı bu tapınağı yapmaya başlar. ''  Didyma'ya '' Brankhidai '' de denmiş. ' Brankhid ' lerin ülkesi anlamında. Tapınak çok uzun yıllar ' Brankhos ' un soyundan gelenler tarafından yönetilmiş. 
Günün son durağı için Didim - Milas yoluna çıktım. Kızılbayır  Dağı'nın eteklerinde, Milas'a 12 km mesafede bulunan '' Euromos '' Antik Kenti'nin tabelası yol kenarında dikkat çekiyor. Bu defa tabelayı takip ederek içerideki zenginliğe tanık oluyorum.
Anadolu'daki , en iyi korunmuş Roma tapınaklarından biri burada. Kentte '' Geç Geometrik '' dönemden, '' Bizans '' dönemine kadar kesintisiz yaşam olmuş. Kentin M.Ö. 6. yüzyılda kurulduğu düşünülüyor. Kentin ilk adının : '' Kyromos '' veya '' Hyramos '' olduğu biliniyor. Biz kenti daha çok '' Euromos '' olarak tanıyoruz. Eski Yunanca da 'güçlü' anlamında.
Burası '' Karia '' bölgesi ve kent de, döneminde bölgenin en önemlilerinden. '' Mylasa '' ovasının özellikle kuzeyini kontrol eden, '' Euromos '' , '' Mylasa '' dan sonra bölgenin ikinci güçlü kenti niteliğinde. Tanrı '' Zeus '' a adanan görkemli tapınak; '' Euromos '' 'un simgesi durumunda. M.S. 2. yüzyıla tarihlenen yapı, İmparator '' Hadrianus '' döneminde yapılmaya başlanmış. Korint düzenindeki tapınağın sütunları 11 * 6 düzeninde. Yapının ölçülerinin, 14.40 * 26.80 metre olduğu biliniyor. Sütunların büyük bölümü ayakta. Tapınağın farklı bir özelliği de var. Yapımına katkı veren kişilerin, sütun kabartmalarında isim isim belirtilmesi ...
1969 - 1975 yılları arasında yapılan çalışmalarda, '' Zeus '' tapınağı ortaya çıkarılmış.
Fakat çalışmalar, bazı nedenlerle devam etmemiş. '' Euromos '' da, bir süredir Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi tarafından kazı çalışmaları tekrar başlamış. '' Euromos '' şimdi denizden kilometrelerce uzakta. Kent eski zamanlarda '' Attik - Delos '' Deniz Birliği üyesiymiş. Tiyatro da kazı çalışmaları devam ediyor.
Sur duvarları ve agora gün yüzüne çıkmayı bekliyor görünüyor.

Nekropol (mezarlık) de kısmen ortaya çıkarılan yerlerden. '' Karia '' tipi mezarların görüldüğü Nekropol de bazı gömü çukurları da ortaya çıkarılmış. Euromos da güney ve kuzey olmak üzere iki ayrı Nekropol bulunuyor. Kazılarda; hayvan, çiçek ve at arabası figürleriyle ilgili kabartmalar bulunmuş. Kazı çalışmaları hızlandığında, toprağın altından daha nice zenginlikler çıkacaktır ...
Tarih, insanlık için bir yol haritası. On binlerce yılda kat ettiğimiz ilerlemenin izini sürmek, farklı kültürleri ve uygarlıkları tanımak büyük bir bütünün parçası olduğumuzu hatırlatıyor. Geçmişe ve geleceğe çok daha geniş bir yerden bakmamıza yardım ediyor. Bugünün kentleri gelecek nesillere neler anlatacak bilmiyoruz ancak farklı coğrafyalarda kurulan, zamanla yıkılan, unutulan, terk edilen kentler, günümüze ulaşan bölümleriyle bize insanlığın teknoloji, mimari, sanat, edebiyat ve din gibi farklı alanlarda yüzyıllar boyunca nasıl ilerlediğini anlatmayı başarıyor ...
 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder