Sayfalar

1 Şubat 2026 Pazar

 BİR BAŞKA AÇIDAN BODRUM ... HALİKARNAS BALIKÇISI'NIN İZLERİ ...  (KARAVAN GÜNLÜKLERİ)  (BODRUM / MUĞLA)

Doğa, tarih ve eğlence başka hiçbir yerde, Bodrum'daki kadar iç içe geçmemiştir. Dünyanın dört bir yanından gelenler, bu karmaşık maceranın doğumunu kutlar gibi sabahlara kadar eğleniyorlar... 1925'te kalebentliğe mahkum edilen Cevat Şakir'in (Halikarnas Balıkçısı) Üsküdar'dan çıkıp Bodrum'a ulaşması aylar sürmüş. Karavanım ile bir uçtan bir ucuna gezdiğim Bodrum Yarımadası'nda Bodrum Merkezi'ni en sona bıraktım. Yarımada'da geçen bir hafta da gördüm ki : Artık bir tek Bodrum yok Bodrum'da, Bodrumlar var. Ve bu Bodrumlar tıpkı antik Troya kentleri gibi birbirinin sırtına binen yaşantıların Bodrumlar'ı. Şu anda Bodrum, otelleriyle diskolarıyla abartılı bir turistik belde. Bunun altında narenciye ve balıkçılığın olduğu Halikarnas Balıkçısı'nın Bodrum'u, daha altlarda sünger çıkarılan yılların acılar içinde vurgun yemişler, deniz yutmuşlar köyü Bodrum var, daha altlarda korsanlar yatağı Bodrum, bunun altında da tarihin babası Herodotos'un Bodrum'u, daha doğrusu Halikarnassos'u var. Ve nihayet en altta bütün bu olaylara tanıklık eden Bodrum'un yaşlı coğrafyası var. Bugün alt katmanlar yokmuş gibi görünse de bunların mirası öyle ya da böyle günümüz Bodrum'una sinmiş ...
Bütün karmaşanın içinde, fast-food ve eğlence furyasının ortasında, bir esnaf lokantasında balık çorbası dahi içebiliyorsunuz. Her an eskiden lejyonerlik yapmış Bodrum'lu bir kaptanla tanışmanız, ya da dedesi denizlere kurban gitmiş Giritli bir tekne yapımcısıyla guletin neden Ege çamından yapılmasına dair sohbet etmeniz mümkün. Burada gezerken daha çok turistik Bodrum'la temas ediyor insan. Ancak en olmadık anlarda ya da bir sarnıçta ya da gezdiğiniz bir sokakta eski Bodrum sizi karşılayabilir, sakın şaşırmayın ...
Bodrum bugüne kadar kimlerin ayakları altında kalmamış ki ... Karlar'la Lelegler'in yurduyken Ege'nin karşı kıyısından gelen Dorlar'ın kurduğu altı önemli kentten biriymiş. Daha sonra Persler gelmiş, Büyük İskender, Romalılar, Saint Jean Şövalyeleri, Osmanlılar derken Bodrum, Cumhuriyet Türkiyesi'ne kadar gelmiş. 
Üç bin yıla yakın bir süredir neler geçirmiş Bodrum. Yalnızca Herodotos mu, Turgut Reis ve Neyzen Tevfik gibi daha bir çok ünlü kişi Bodrum'da doğmuş büyümüş.
Homeros'un '' ebedi mavilikler ülkesi '' dediği Bodrum'da; inci misali dizilmiş evleri, iki liman arasında zamana meydan okuyan kalesi, mandalina çiçeklerinin sarhoş eden kokuları, akvaryumu andıran denizi arasında iki güzel gün geçireceğim. Bu güne de yürüyerek başladım.
Mavinin tüm tonları kıvrıla kıvrıla akan dar sokaklardan, o sokaklarda duyulan her türlü ezgiyle bütünleşip denize kavuşuyor.

Bodrum, bir tatil beldesinde bulunabilecek harika detayları adeta bir armağan gibi sunuyor.


İstediğinizde içinize kapanabileceğiniz, istediğinizdeyse kalabalığa karışabileceğiniz bir dokusu var.

Bu yönleriyle çok farklı isteklere hitap ediyor. Bodrum dört mevsim huzur veren bir kaçış yeri gibi görülüyor.

Bodrum'un antik çağdaki adı '' Halikarnassos ''. Türkçe '' Halikarnas '' olarak okunmuş. Aziz Petrus Kalesi (Castle of St. Peter) adı verilen kale ile birlikte şehrin Aziz Petrus'a adanmasıyla şehre '' Petrium '' adı verilmiş. Bu isim zaman içerisinde önce '' Petrum '' sonra '' Potrum '' ve en sonunda '' Bodrum '' olarak okunur olmuş.
Bugün Bodrum, bir tatil yöresinden beklenen tüm unsurları bünyesinde toplamış, yaz - kış yaşanabilecek önemli bir turizm merkezi. Dünyanın dört bir yanından gelen zengin yatçılardan kısıtlı bütçesiyle bir pansiyon ya da otelde uzun yaz tatili geçirebilen gelir gruplarına kadar tüm kesimlerin beklentisini karşılayacak donanıma sahip.
Bodrum merkezindeki her iki limanı yürüyerek geçtim. Bölgeyi daha iyi tanımak için Bodrum - Gümbet arasına kadar yürüyerek, Bodrum merkezindeki ilk ve en önemli gezi noktama yaklaştım. 
'' Başka yerde olup nur içinde yatılacağına burada nur içinde yaşanır '' diyen Halikarnas Balıkçısı'nın (Cevat Şakir Kabaağaçlı) Mezarı, Anı Evi ve Bitkiliği'ne geldim. 

Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın mezarı Gümbet ile Bodrum merkezi arasında kalan bu tepede bulunuyor. Manevi oğlu Şadan Gökovalı'ya vasiyeti üzerine Türbe Tepesi'ne gömülmüş. Halikarnas Balıkçısı'nın vasiyeti tam da O'na yakışır türden ...
'' Bodrum'a gömülmek istiyorum. Bittabi orayı çok severim. Mindos Kapısı tarafında bir yere gömsünler beni, yanımda Hatice'ye de bir yer ayırsınlar. Sakın mermer, beton filan istemem ha. Bir taş bulun, uzunca bir taş, yazısız. Onu dikin mezarımın başına. Falanca oğlu filancaymış da şu tarihte doğup, şu tarihte ölmüşüm. Katiyen yazı istemiyorum, basit bir taş. ''
'' ... Eh benim tekne su almaya başladı. Şatafatı da sevmem, tepelere, deniz gören yerlere gömülmem şart değil. Nasıl olsa yattığım yerden denizi seyredemem; denizi ruhumda yaşatıyor, gönül gözüyle her zaman görüyorum. Suat, sık sık ziyaret edebilmek için İzmir'e gömmek istediklerini söylüyor. İstemem yahu. Bodrum'u severim bilirsin. Beni ziyaret için çocuklar ara sıra da olsa gezmiş, hava almış olurlar. Zaten ben saygı duruşu isteyecek değilim ya. Balıkçıya bir merhaba yaraşır. ''
Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı), 17 Nisan 1890'da Girit'te doğmuş. Babası, Osmanlı komutanlarından ve tarih yazarlarından Kabaağaçzade'lerden Mehmet Şakir Paşa, annesi Sare İsmet Hanım. Amcası ve babasının aile çevresi Cevat Şakir'in kişiliğini büyük ölçüde etkilemiş. Çoğu dünya çapında ün yapmış sanatçılar bu aileden yetişmiş. Cevat Şakir'in çocukluğu babasının memuriyeti dolayısıyla beş yaşına kadar Atina Faleron'da geçer, daha sonra ailece İstanbul Büyükada'ya yerleşmişler.
Cevat Şakir, öğrenimine Büyükada Mahalle Mektebi'nde başlamış. İngilizcesi ileri olduğu için Robert Koleji'nin hazırlık sınıfını okumadan birinci sınıfa alınır. Robert Kolejini pekiyi derece ile bitiren Cevat Şakir öğrenimine devam etmek üzere İngiltere'ye gönderilir. Oxford Üniversitesi, Yeni Çağlar Tarihi bölümünde öğrenim görür.
Cevat Şakir 1918 yılında İstanbul'a dönmüş ve basın mesleğinde çalışmaya başlamış. Mehmet Zekeriya Sertel'in ; Resimli Ay, Resimli Hafta, Sedat Simavi'nin İnci dergilerinde yazılar yazmış, kapak resimleri ve karikatürler çizmiştir. Cevat Şakir, Resimli Hafta Dergisi'nin 13 Nisan 1925 tarihli sayısında yayımlanan '' Hapishanede İdama Mahkum Olanlar Bile Bile Asılmaya Nasıl Giderler '' başlığı ile yazdığı yazıdan dolayı Ankara İstiklal Mahkemesi tarafından üç yıl kalebentlik cezası alarak, Bodrum'a sürgün edilmiş. Bodrum'a ilk gelişi böyle olur.
Cevat Şakir Bodrum'da yaklaşık 25 yıl kalır. Bodrum'un Karia çağındaki adını kullanarak '' Halikarnas Balıkçısı '' takma adıyla yazılar yazmaya başlar. Bodrum'un güzelleşmesi için büyük çabalar harcar.
Yurtdışından getirttiği bitki tohumlarını Bodrum'un dört bir yanına eker. Bodrum'da yaşadığı yıllarda sadece bir yazar değil, aynı zamanda bir bahçıvan, öğretmen ve balıkçıdır.
İkinci Dünya Savaşı'nın sıkıntılı ve zor yılları Cevat Şakir'i Bodrum'dan ayrılmak zorunda bırakmıştır. '' Yatağan '' adlı emektar teknesini, evini satar...
Ceplerine doldurduğu tohumlarını da Bodrum'un dört bir yanına serptikten sonra İzmir'e yerleşir. Cevat Şakir, İzmir'e yerleştikten sonra yazarlık ve rehberlik yaparak yaşamını sürdürür. Bu yıllarda da sık sık Bodrum'a gelir, elleriyle diktiği ağaçları ziyaret eder, denizci dostları ile konuşur. İzmir'de Gündüz Hikayeleri Dergisi, Tan, Cumhuriyet, Demokrat İzmir, Anadolu adlı dergi ve gazetelerde yazılar yazar. 13 Ekim 1973 yılında İzmir'in Hatay semtindeki Merhaba Apartmanı'nda ölür. Vasiyeti üzerine Bodrum'un Türbe tepesine gömülür.
Mezarının bulunduğu Türbe Tepesi'ndeki bitkilik; ağaç çeşitliliği ve Bodrum'un mavi denizini gören konumu ile bu büyük yaşam ustasını anlatır gibi...

Bodrum Deniz Müzesi'nde; '' Mavi Yolculuğun Babası '' olarak bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın (Halikarnas Balıkçısı) ailesi tarafından bağışlanan tarihi belge, kitap, eser, kişisel eşya ve fotoğraflarından oluşan '' Cevat Şakir Kabaağaçlı Koleksiyonu '' nun sergilendiği bir bölüm bulunuyor. Burayı gezmeyi ve koleksiyonu görmeyi çok istiyordum ama Deniz Müzesi, restorasyon nedeniyle kapalıydı. Mezarının bulunduğu Türbe tepesindeki '' Anı Evi '' ne geçtim.

Naim Tirali / '' Halikarnas Balıkçısı'na Merhaba ! '' adlı 1993 tarihli yazısında değerli ve önemli anıları anlatmış...
'' Halikarnas Balıkçısı takma adıyla, edebiyatımızda kendine özgü bir yeri olan Cevat Şakir Kabaağaçlı, 50'li yıllarda İzmir'de oturuyordu. Bodrum'da uzunca süren yasal sürgünlük yıllarına eklenen, gönüllü sürgünlük günleri de sona ermiş, Cevat Şakir daha çok da çocuklarının öğretim sorunu yüzünden, İzmir'e yerleşmeyi yeğlemişti. 1952 - 53 kış günleri. Yedeksubaylığımı İzmir'de Sarıkışla'da yapıyordum. İş sonrası sohbetlerde, Necati Cumalı, Sabahattin Batur, Nahit Ulvi Akgün, Reşat Titiz, Ankara Palas'ın gazinosunda toplanırdık. Ara sıra Cevat Şakir Kabaağaçlı'da, kahve ya da çay içmek için aynı yere gelir, caddeye bakan masalar yerine, arka bölümde, yalnız başına bir süre otururdu. ''
'' ... Genç edebiyatçılarla ilgilendiği yoktu. Bu aralarındaki yaş farkından mı doğuyordu, yoksa günün yorgunluğunu, kendini dinleyerek geçirme isteğinden mi kaynaklanıyordu bilmiyorum. Belediyede kadrolu bir işi vardı. Arada yolu İzmir'e düşen yabancı devlet adamlarına çevredeki antik kent kalıntılarını gezdirdiği ve kılavuzluktaki ustalığı ile Batılı konukları hayran bıraktığı söylenirdi. Bu söylentilerin hiç de abartılı olmadığına, 1953 yaz aylarında, her hafta sonu İzmir çevresindeki görülecek yerlere düzenlediğimiz otobüs gezilerine Halikarnas Balıkçısı'nın da, çocuklarıyla birlikte katılmasına tanık olmuştum. ''

'' ... Geçtiğimiz yerlerde bir antik kent varsa, Balıkçı yaşına karşın yorgunluktan yakınmaz, sesinin iyi duyulabileceği bir tümseğe çıkar, içinde bulunduğumuz eski yapıt hakkında bilgi verirdi. Önce kitaplarda da bulabileceğimiz bilgileri aktarırdı kısadan ama bununla yetinmez, kendine özgü görüşlerini, ince bir güldürü biçemiyle, ellerini kollarını da anlatıma katarak sıralardı. Eğer gezdiğiniz yer bir açık hava tiyatrosu ise, sahnenin ortasında, ellerinin kollarının katkısıyla, gür sesini varsıllaştıran, bir antik çağlar oyuncusu olur çıkardı. ''

'' ... ' Merhaba ' ile başladığı, sonu gelmesini istemediğimiz söyleşisini yine bir ' Merhaba ' ile bitirirdi. Kendi öz adını bastıran takma adı gibi, tüm selamlaşma sözcüklerinin yerine kullandığı ' Merhaba ' deyimi de onu sevenlerin gönlünde çiçekler açtırırdı. ''

'' ... Sağlığında kimi nüktelerini kaleme alarak ' Yenilik Dergisi ' nde yayınlamıştım. Bunu yine aynı dergide yer alan, kızı İsmet Hanım'ın derlediği ' Halikarnas Balıkçısı'ndan Fıkralar ' izlemişti. O güzelim fıkra ve nüktelerinden birkaçını kırk yıllık bir aradan sonra gündeme getirirken Halikarnas Balıkçısı'na yaraşır, gönülden bir ' Merhaba ! ' ''

'' ... Halikarnas Balıkçısı, İzmir'de Ankara Palas'ın gazinosunda oturmuş, ellerinin kollarının ve tüm vücudunun katılımıyla, konuşmaktadır : ' Enginar topraktan sürmeden, üzerine bir taş koyarlar. Hemen çıkamayıp baş versin diye. Bazen taş haddinden fazla büyük olur ve enginar baş vereceğine taşın altında çürüyüp gider. Topraktan çıkamaz bile... İşte bazı kişiler vardır : Kitap meraklısıdırlar. Ha babam okurlar. Okurlar ya, okudukları kitapları da kesinlikle aşamazlar. Her sözleri kitap kokar. Bütün canlılıklarını yitirmişlerdir. Onlar da baş veremeyip, taşın altında çürüyen enginar gibi, kitapların altında çürürler. Oysaki bütün sorun, taşın altından çıkmayı beceren enginar gibi, kitabın altından ezilmeden çıkabilmektir... Değil mi ya ? ' ''

'' ... Gençliğinde Bodrum'a sürgün edilen Cevat Şakir, o şirin Akdeniz kasabasını daha da şirinleştirmek için Avrupa'dan tohum getirip ağaçlandırmaya karar vermiş. Ne var ki ağaçlar yemiş ağacı olmayınca, gümrükten geçişlerine izin verilmiyormuş. Bunun üzerine Cevat Şakir bir takım zalimce adlar uydurmuş ve bunları tohumları ısmarladığı yerlere yazarak, etiketlerin üstüne geçirilmelerini rica etmiş. Bu sayede de tohumlar gümrüğe takılmamış ve Bodrum da ağaçlara kavuşmuş. Aradan yıllar geçmesine karşın, Halikarnas Balıkçısı iki şeye çok şaşırıyormuş : Birincisi, tohumları satanların, uyduruk adları, yeni adlar sanarak etiketlerin üstlerine yazmalarına. İkincisi, gümrük sorumluları ve bilirkişilerin, böyle yemiş ağacı var mıdır acaba diye hiç düşünmemelerine. ''


'' ... İzmir Belediyesi'nin Demokrat Parti tarafından kazanılmasından birkaç gün sonra, Halikarnas Balıkçısı, yeni belediye başkanı Rauf Onursal'a telefon açarak; ' Üstadım, ' der, ' bir mevzuda mütenevvir olmak (aydınlanmak) istiyorum. ' Onursal, ' Estağfurullah üstadım. ' diye karşılık verir, ' sizi aydınlatmak haddimize mi düşmüş. ' Halikarnas Balıkçısı açıklamış : ' Yok canım öyle değil, bizim mahallede elektrikler yanmıyor da birkaç elektrik lambası takılması için emir buyurmanızı rica edecektim. ' Balıkçı gibi ünlü bir akşamcı olan Onursal'ın yanıtı şöyledir : ' Buna ne gerek var üstadım ! Sizin her gece kandil gibi olmanız, mahallenin ışıklandırılmasına yeter herhalde. ' Cevat Şakir durur mu, taşı gediğine koyar : ' İyi ama Onursal'ım, bizim semt çok geniş. Ben tek başıma bunun hakkından gelemem. Eğer ampul takmayacaksanız, lütfen bize kadar gelin de, mahalleyi birlikte aydınlatalım ... ' '' 



Yeni kuşak ve Cevat Şakir Kabaağaçlı'yı tanımayanlar, 2025 yılı içerisinde gösterime giren ve bir süre sonra yayından kalkan '' Şakir Paşa Ailesi '' dizisiyle Cevat Şakir'in (Halikarnas Balıkçısı) gençlik yıllarına ve yaşanan trajik olaylara tanık olarak onun adını duydular. Bir dizi tarihsel süreci ne kadar yansıtabilirse o kadar... 
Babası Şakir Paşa'nın ölümü ile sonuçlanan trajik olay sonrasında Cevat Şakir tutuklanır... Halikarnas Balıkçısı, bu üzücü olaya yaşamı süresince pek değinmek istememiş. Halikarnas Balıkçısı, Azra Erhat'a yazdığı bir mektupta şöyle diyor :
'' Birçok şey var ki, onları söylemeye can atarım. Bunlar hep dilimin ucundadır. Bir kere temas etmiştim. Korkarım söylemeye. Çünkü ya kendimi haksız olarak berbat etmek yahut da kendimi tamamen haklı çıkarmaktan çekinirim de ondan...
... İnsan bir yolda giderse şeytan olur öteki yoldan giderse melek, evliya olur ama yolun sağından ve solundan gitmeyi seçmek tamamen iradenizde olmayabilir bir çöp terazinin bir kefesine ağır basabilir bu cümlem büyük bir tecrübenin neticesidir.
... Eh canım münakaşa pek karışık konular üzerindeydi ve pek şiddetliydi. Babam çiftlikte, her zaman bir suikasttan korktuğu için, yanında müteaddit tabancalar ve silahlar bulundururdu. Evvela zengin bir adam, sonra asker. Münakaşa öyle bir raddeye vardı ki benim üzerime ateş etti ... ''
'' ... Ben rasgele oradaki bir tabancayı alarak, - amma onun eli tabancaya giderken yüzünden okudum - ona doğru nişan almadan ateş ettim. İki el ateş edildi. İlkin onunki sonra - hemen sonra - benimki. Aynı zamanda gibi bir şey. Bu münakaşa götürmez. Yoksa ölen ben olurdum. Hayır o öldü ! Ben de ölümden beter mahvoldum. O kurtuldu. Korkunç bir acı duydum. Amma vicdan azabı duymadım. Ondan daha korkunç bir şey oldu. Kendi kendime olan güvenimi kaybettim. Yani kendimi o gün bugün yalan sanıyorum. Beni methettikleri zaman kızarım. ''
Mahkeme sonucunda yargıç bunun önceden tasarlanmış bir cinayet olmadığına ama kaza da olmadığına karar vermiş. Yargıç, şiddetli bir tartışmanın heyecanı ile silahların patladığı sonucuna varmıştı. Cevat Şakir Kabaağaçlı on dört yıl hapis cezası alır. Yedi yıl sonra hastalık nedeniyle serbest kalır. Bodrum'a sürgün edilme nedeni ise daha önce de belirttiğim gibi yazdığı bir yazıdan dolayı, Ankara İstiklal Mahkemesi tarafından verilen  üç yıl kalebentlik cezası almasıdır.


Bodrum'u Türkiye'ye ve Dünya'ya tanıtan efsane; Halikarnas Balıkçısı'na (Cevat Şakir Kabaağaçlı) Türbe Tepesi'nden '' Merhaba '' diyerek veda ediyorum ...


Bodrum'un simgelerinden biri olan yel değirmenleri Bardakçı tepesinde yer alıyor. Gümbet'e ve Bodrum'a yürüme mesafesinde. Burası Gümbet ve Bodrum'un gezilecek yerleri arasında en romantik yerlerinden birisi.
Tepenin bir tarafı Gümbet'e diğer tarafı Bodrum'a bakıyor.

Güneşin batışını buradan izlemenin çok keyifli olduğunu duymuştum. 

Yel değirmenlerine yürüyerek gelmeyi düşünürseniz yolun büyük bir bölümünün yokuş olduğunu belirteyim.
Yürüyerek tekrar Bodrum merkeze geldim.

Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) Bodrum'un her yerinde ve Bodrum'u seyrediyor ...

Bodrum Kalesi'ni daha önceki yıllarda çok defa gezdim. Ama her gelişimde mutlaka tekrar gidip, Bodrum'u bir de kaleden seyretmeden geçemiyorum.
Aziz Petrus Kalesi (Bodrum Kalesi), İzmir (Smyrna) Kalesi'nin Moğol istilası sırasında Timur tarafından alınmasının ardından, önce Selçuk Türklerine, ardından Osmanlılara karşı Ege Denizi'ndeki deniz yollarını, kıyılarını ve adaların savunmasını güçlendirmek için Aziz Jean'ın hastane şövalyeleri olarak da anılan Rodos Haçlı şövalyeleri tarafından inşa edilmiş.

Şövalyeler iki koy arasında bulunan Zephyria adlı küçük yarımadadaki Selçuk hisarını ele geçirmişler. Bu hisar da muhtemelen daha eski surlar üzerinde, Kral Mausolos'un sarayının kalıntıları üzerinde kurulmuştu.

Şövalyelerin inşa çalışmaları 1402'de başlar, ilk şapel 1406'da, İngiliz Kulesi 1413'te, surlar ise 1437'de tamamlanır.

Bir papalık kararnamesiyle, inşaatta çalışan ya da kale için bağışta bulunan herkese cennette bir yer güvencesi verilmiş.
Alman Şövalye ve mimar Heinrich Schlegelholt ve takipçileri, kale tasarımına ilişkin tüm çağdaş yenilikleri kullanarak, kaleyi Ortaçağ kalelerinin en zarif örneklerinden biri haline getirmişler.
Kale yapımında, yüzyıllar içinde ihmal nedeniyle yavaş yavaş yıkılan ve 1382 de şiddetli bir deprem yaşayan Mausoleum'un yakındaki kalıntılarından çıkarılan yeşil volkanik taş blokları, mermer kolonlar ve rölyefler kullanılmış.
Güçlü biçimde tahkim edilmiş kuzey hendeği ve kara tarafındaki kuleler, yedi kapı, dolambaçlı bir tünel ve kaynar yağ dökmek için taşlar arasında bırakılan aralıklar ve mazgallarla farklı noktalardan savunulması mümkün girişiyle, kale bir saldırıyı önlemek için gereken her şeye sahipti.
Avrupa'da kalan anavatanlarında krallar arasındaki çatışmalara rağmen, kale yapımı çok uluslu bir girişim olmuş. Çünkü şövalyeler öncelikli olarak tarikata sadıktılar ve disiplin, ortak dilleri Latince ve tarikatın kuralları onları birbirine bağlıyordu.
Bodrum Kalesi, Osmanlı döneminde hapishane, I. Dünya Savaşı'nda ise İtalyan kuvvetlerinin karargahı olmuş. Bu büyük kapıdan geçip biraz ilerledikten sonra, duvarlarında hala şövalyelere ait armaların  bulunduğu kalenin ilk inşa edilen binası şapeli gördüm.


Osmanlı devrinde camiye çevrilen yapının orijinal minaresi, I. Dünya Savaşı'nda Fransız gemisi Duplex'in bombardımanıyla yıkılmış, bugünkü minare 1994'te yapılmış. Bugün ise burada Roma devrine ait bir batık sergileniyor.

1960'lı yıllarda burayı dünyanın en önemli sualtı müzelerinden biri yapma çalışmaları başlar. Ekilen ağaç ve bitkilerle, getirilen tavus kuşları, güvercinler ve Hint horozlarıyla, kaleye bugünkü yaşayan görünümü, mükemmel sergileme tarzı verilerek sıra dışı bir müze haline getirilmiş.

Yukarıya doğru biraz daha ilerleyince yol boyu, çevredeki antik kentlerden kalıntılar görülüyor.


Farklı şövalye grupları, ana dillerine göre, kalenin kendilerine ayrılan alanlarında, savunmadan, donanımdan ve personelden sorumlu ' dil grupları ' olarak örgütlenmişler. Dolayısıyla, kalenin farklı kısımlarında, Fransız, İtalyan, Alman, İspanyol kulelerinin hepsi kendi ' dilleri ' adına inşa edilmiş.

İngiliz Kulesi'nin ana kapısı üzerinde Galler Prensi IV. Henry'nin ve tarikata bağışta bulunmuş olan İngiliz Düklerinin ve Lordlarının armaları sergileniyor.


Farklı duvarlara kazınmış 200'ü aşkın arma, şövalyelerin davasına katkıda bulunmuş Büyük Ustalara ve başka önemli şahıslara ilişkin bir belge oluşturuyor.

Kalenin güneybatı köşesinde yer alan İngiliz kulesi, İngiltere'den gelen yardımlarla inşa edilmiş. Üç katlı olarak planlanmış bu kulenin girişi 2. katta bulunuyor.
Kule giriş kapısından üç pencereli ve tonoz kemerli büyükçe bir odaya geçiliyor. Toplantı odası ve yemek salonu olarak kullanılan bu odanın, iç ve dış duvarlarında birçok kitabe ve arma bulunuyor.

İngiliz Kulesinin pencerelerinden bakış noktamı buldum. Görüntüler muhteşemdi.

Kulenin önündeki açıklıktan gördüklerim ise bir başka güzeldi. Burada oturarak zaman geçirdim.

Surların devamlı olarak takviye edilmesi ve Mausoleum'dan kalan son taşlar da kullanılarak yeni savunma kulelerinin inşası, şövalyelerin Bodrum Kalesi'ni boşaltmak zorunda kaldıkları 1522'ye dek sürdü. Osmanlı Padişahı Muhteşem Süleyman'ın kuvvetleri şövalyelerin Rodos'taki karargahını başarılı bir kuşatma altına aldı ve şövalyeleri, Aziz Petrus Kalesi dahil, Ege'deki tüm varlıklarını teslim etmek zorunda bıraktı. Şövalyeler güvenli biçimde Malta'ya gittiler ama Petronium adını verdikleri bu topraklarda kalıcı bir miras bırakırlar. Bu isim Türkler tarafından da kullanılmış, uyarlanarak zaman içinde Petrum'dan Bodrum'a dönüşmüş.
Bu merdivenler ' Yılanlı Kule ' ye ulaştırıyor.

Yılanlı Kule'deki bu sergide, batık gemilerde, özellikle şarap ve zeytinyağı taşımada kullanılan amforalar adeta bir anfitiyatro da konferans dinleyen seyircilermişcesine yerleştirilmiş.


Kalın taş duvarlardan yapılmış kaleye bir gün ayırmanın çok olmayacağını düşünüyorum. Burası özellikle Bodrum'un yaz sıcaklarında kaleden çok bir vahaya benzer.


Şu anda daha önceden çok defa gezmeme rağmen neredeyse yarım gün geçti. Tarihe pek meraklı olmasanız da mekan olarak kale, insana huzur veren bir yer. Kare olarak inşa edilen Bodrum Kalesi'nin ölçüleri 180 metreye 185 metre olarak planlanmış. En yüksek kule deniz seviyesinden 47.50 metre yükseklikte olan Fransız Kulesi. Diğer kuleler ; İtalyan Kulesi, İngiliz Kulesi, Alman Kulesi ve Yılanlı Kule olarak sıralanıyor.

Bodrum Kalesi, Su Altı Arkeoloji Müzesi'nin önemli bölümlerinden biri olan ' Uluburun Batığı ' na geldim.
Sergilenen en önemli batık Uluburun Salonunda. Adını güney kıyılarındaki yalçın bir kayalık burnundan alan salonda sergilenen batık, burada fırtınaya yakalanmış ve zengin yükünün tamamı denizin 60 metrelik dibine batmış 15 metrelik bir gemiye ait.

Geminin yolculuğa başlaması, Bodrum açıklarına gelişi, Uluburun'da fırtına nedeniyle kayalıklara çarparak hasar alması ve batışı animasyon görüntülerle çok güzel anlatılmış. İlgiyle izliyorum.

Uluburun batığının denizaltı kazıları, M.Ö. 14. yüzyıla ait '' Bilinen En Eski Batık Gemi '' olduğundan ve hakkındaki tartışma ve araştırmalar devam ettiğinden tüm dünyayı heyecanlandırmış.
Batığın taşımakta olduğu fildişiler, amforalar, küçük seramikler, 10 tonluk (küçük bir orduyu silahlandırmaya yetecek miktarda) bakır ve kalay külçeleri ve Mısır kökenli zarif cam ve altın mücevherlerden oluşan yükünü Suriye ve Kıbrıs kıyılarından aldığı ve Karadeniz'e yönelmiş olabileceği bulgusu, uluslararası ticaretin başlangıç tarihini bilinenin daha da gerisine iten kanıtlar olmuş.



Bilinen en eski kitap benzeri obje, en eski tunç silahlar, Mısır Kraliçesi Nefertiti'ye ait bilinen tek bokböceği yüzük, özenle oyulmuş fildişi eşyalar ..


Tanrıça İsis'in küçük tunçtan heykeli ve daha birçokları, ince işçilik ve sanatsal açıdan nefes kesici ve uluslararası müzeler tarafından sergilenmek üzere fazlasıyla ilgi görüyorlarmış.


Batık 1990 yılından beri sergileniyor. 1973 yılında ekmek derdine düşmüş, Bozburunlu bir süngerci olan Menlet Aşkın tarafından bulunmuş. 1977 - 1979 yılları arasında yapılan sualtı çalışmalarıyla yüzyıllar sonra gün yüzüne çıkartılmış. Şimdi mistik bir müzik eşliğinde serin bir salonda sergileniyor.

Bodrum Kalesi, tarihi önemi bir yana, dünyanın en önemli sualtı arkeoloji müzesine sahip. Müze, M.Ö. 16. yüzyıldan M.S. 13. yüzyıla kadar olan bir zaman dilimine ait ve 1960'tan beri ortaya çıkarılan batıklar ve içindekilerle özellikle sualtı tutkunları tarafından ziyaret edilmeli.

Uluburun Batığı Salonu'ndan '' Alman Kulesi '' ne gittim. Burada ' Bozukkale Arkaik Batık ' kurtarma çalışmalarında bulunan değerli eserler sergileniyor.
Bozukkale Arkaik Dönem Batığı, M.Ö. 7. yüzyıl sonu 6. yüzyıl başına tarihlendiriliyor. Akdeniz'de antik dönem deniz ticaretinin en önemli geçiş bölgesi olan Rodos kanalında yer alan batığa ait buluntular, geminin Kıbrıs kökenli olabileceğini gösteriyormuş.
Batık alanda toplam 13 adet sağlam ve kırık heykel bulunmuş. İlk verilere göre heykellerin Kıbrıs kökenli (olasılıkla Achna ve Arsos üretimi ) olduğu ve bazılarının ise Mısır Naukratis'ten geldiği anlaşılıyor. Böylece geminin özel bir kargosunun olduğu ve kazıda çıkarılan bu heykellerin tapınaklara sunu olarak götürülen adak heykelleri olduğu anlaşılıyor. Bozukkale Arkaik Dönem Batığı'ndan ele geçen diğer buluntular arasında, Kıbrıs, Fenike, Sakız, ve Milet kökenli amphoraların yanı sıra, özel üretim seramik kaplar yer alıyor.
Batık, Piri Reis Araştırma Gemisi ile yapılan çalışma ile 2013 yılında denizin 30 - 47 metre arası derinliklerinde keşfedilmiş. 2017 - 2019 yılları arasında  yürütülen kazılarda 423 ekip dalışı (2 -4 kişilik) yapılmış ve batık üzerinde 420 saat çalışılmış. Bu çalışmalarda 445 adet eser çıkarılmış. Su altı çalışmalarının video görüntüleri nefes kesiciydi...

Görmeyi çok istediğim bir bölüm geçici olarak kapalıydı. Bu özel serginin teması : '' Karyalı Prenses Ada '' nın ziyaretçilerini konuk odasında ağırlaması... Prenses Ada'nın yüzü, 1990 yılında İngiltere'de  Manchester Üniversitesi'nin Tıpta Sanat Bölümü'nde etlendirilerek büyük bir lüks ve ihtişam içinde yaşadığı günlere geri döndürülmüş. Canlı Ada'yı görmek için kalenin en tepesine çıkılıyor. Ada'nın bulunduğu yerin kapısı her zaman kapalı.
Mersin dalı, yaprağı, çiçeği ve meyvesinden oluşan altın tacı büyük ilgi görüyormuş.
Bodrum Kalesi'nde yine çok önemli ve büyük alanı kaplayan '' Cam Batığı '' sergisini daha önce gördüğüm için gezmiyorum. Bodrum Kalesi'nde nasıl geçtiğini anlamadığım bir yarım gün geçti... Farklı devirlerdeki batıklardan elde edilen cam objelerin, güzel bir atmosfer yaratılarak sergilendiği bu yer çok eşsiz.
Bodrum Liman'ı kıyısında tekrar yürümeye başladım.


Mavi Yolculuk denilince akla ilk gelen Türk Edebiyatı'nın ünlü ismi Cevat Şakir Kabaağaçlı... (Halikarnas Balıkçısı) 1960'larda Halikarnas Balıkçısı'nın yakın arkadaşlarının önderlik ettiği bir grup aydınla yapılan deniz yolculuklarının adı Mavi Yolculuktur.

Mavi Yolculuk boyunca karaya, ancak ören yerlerini gezmek için çıkan mavi yolcular, evlerine dönüş vakti geldiğinde gördükleri renklerle büyülenmiş, kokulardan sarhoş sorarlarmış '' Tekrar ne zaman Mavi Yolculuk Yapacağız ? 



Gezilere '' Gulet '' ismi verilen Bodrum'a özgü teknelerle çıkılır, Bodrum'dan hareketle başlanarak Gökova Körfezi'nde birbirinden güzel koylarda, mavinin bin bir tonunda yüzülürdü. Gökova'nın denize uzanan çam ağaçlarının gölgesinde serinlenir, ören yerleri ziyaret edilirdi.

Yolculuklar, ilk zamanlar iki kültürün sınırları ile belirlenmiş. Birincisi Karya, yani Bodrum, Gökova Körfezi ve Datça üzerinden Marmaris'e kadar olan güzergah. Diğeri ise Marmaris'ten başlayarak Antalya'da son bulan Likya Yolu.

Bu iki bölge, sadece doğal güzellikleri ile değil arkeolojik değerleriyle de hala oldukça önemli. Bugün Bodrum yapımı teknelerin dilediğiniz boyda olanıyla, dilediğiniz kadar gün, dilediğiniz kadar kişiyle Mavi Yolculuğa çıkılabiliyor.
Bodrum denildiğinde çoğu zaman deniz, sokaklar ve yaz kalabalığı akla geliyor. Oysa bu kentin ruhu, biraz da sessiz kalan mekanlarda saklı... '' Bodrum Cevat Şakir İlçe Halk Kütüphanesi '' Bodrum'un tam merkezinde, taş duvarlarının ardında bu sessiz hafızayı taşıyan özel duraklardan biri. Halikarnas Balıkçısı'nın adı bu tarihi kütüphane binasında da yaşatılıyor. Kütüphanelere özel ilgim hele böyle tarihi binalar da olursa daha çok artıyor...


Böyle kütüphanelerde kitapları ve binayı incelemekten ve mümkün olduğunca uzun zaman geçirmekten kendimi alamıyorum. Yine böyle oldu ...

Cumhuriyet Caddesi üzerinde yer alan bu yapı, yalnızca kitapların değil; anıların, düşüncelerin ve kentin kültürel sürekliliğinin de mekanı olmuş. Cevat Şakir İlçe Halk Kütüphanesi, 1955 yılından bu yana Bodrumlulara hizmet veren köklü bir kurum.


Yıllar boyunca öğrencilerin, araştırmacıların, emeklilerin ve yolu Bodrum'a düşen okurların uğrak noktası olmuş. Bu süreklilik, onu Bodrum'un yaşayan kültür miraslarından biri haline getirmiş.

Kütüphane olarak kullanılan bina, yaklaşık 150 yıl önce, Bodrum'da yaşayan Rum topluluğu tarafından inşa edilmiş bir taş yapı. Zamanın izini taşıyan bu mimari, Bodrum'un çok kültürlü geçmişini bugünlere taşımış. Serin taş duvarlar, kalın kapılar ve yüksek tavanlar; kütüphaneye girer girmez adeta yavaşlamaya davet ediyor ...
Halikarnas Balıkçısı'nın; Doğaya, insana ve Ege'ye duyduğu derin sevgi kütüphanenin ruhunda hissediliyor. İsminin bu mekanda yaşatılması, Bodrum'un edebiyatla kurduğu bağın güçlü bir göstergesi.
Sessizliği, ışığı ve kitap kokusuyla, Bodrum'un hızına kısa bir mola sunuyor.
Cevat Şakir İlçe Halk Kütüphanesi, Bodrum'da '' gidilecek '' bir yerden çok, '' uğranılacak '' bir durak.
Kütüphane de Bodrum'un Maviliğinin çok iyi görüldüğü bu pencere kenarında oturdum ve uzaklara / düşüncelere dalıp gitme moduna geçtim bir süre ...
Denizden gelen rüzgarın sesiyle sayfa çevirme sesinin birbirine karıştığı bu mekan, Bodrum'un yalnızca yazlık bir kent olmadığını hatırlatıyor. Eğer yolunuz Bodrum merkezden geçiyorsa, bu taş yapının kapısından içeri adım atmak iyi bir fikir olacaktır. Belki bir kitap, belki sadece birkaç dakikalık sessizlik ... Ama mutlaka Bodrum'un hafızasına dokunan bir anı...
Kütüphanenin penceresinden uzakları seyrederken hemen aşağıdaki '' Bodrum Belediyesi - Mahfel Cafe '' tüm güzelliğiyle dikkatimi çekti. Kütüphaneden çıkışta, Mahfel Cafe'de kış güneşi altında deniz kıyısında oturarak bir kahve molası verdim.

Bir Bodrum akşamı daha yaklaşıyor. Bodrum Marina yönüne ilerliyorum.


Bodrum Marina, Ege ve Akdeniz'in en prestijli marinaları arasında yer alıyor. Şehir içindeki eşsiz konumu ve kaliteli mekanları, mağazaları ile iyi bir uğrak noktası. '' Bodrum'un Kalbindeyiz. Bodrum'un kalbiyiz '' sloganlarında haklılık payları var.


Bodrum merkezi sayısız kaliteli restorana ev sahipliği yapıyor. Bodrum denince her ne kadar akla balık restoranları gelse de Bodrum merkezde tüm mutfaklardan lezzetler olduğunu görüyorum.


Bodrum'un meşhur lezzeti olan Bodrum Döneri'ni (Sebzeli Döner) yiyebileceğiniz bir çok restoran var. Bodrum balık restoranlarının çoğu ise '' Neyzen Tevfik Caddesi '' üzerinde.


Bugün gökyüzüne doğru uzanan, meydan ve liman bölgesinde yer alan bu dev ağaçları Halikarnas Balıkçısı'nın ektiğini, onlara yıllarca şefkat ve ilgi gösterdiğini öğrenmek, bu güzel Bodrum akşamını daha da güzelleştiriyor.
 

Bodrum'un az bilinen hele kısa süreli gelenlerin görme fırsatı dahi olmadığı Bodrum Merkezindeki manavlar arkası diye adlandırılan sokak hayli renkli görüntüler sunuyor.


İstanbul Beyoğlu'nda balık nerede yenir ? dendiğinde herkes fikir birliği etmişcesine '' Nevizade Sokağı '' der. Zengin, fakir fark etmeksizin Nevizade'nin atmosferi, büyüsü, esnafın ilgisi burayı tam bir çekim merkezi yapmıştır. Bodrum'daki '' Balıkçılar ve Meyhaneler Sokağı '' bu türden ışıltılı ve güzel görüntüler veriyor.
Bu sokak; Buzda bademcisi, çiçekçisi, balıkçıları ve çalgıcılarıyla '' Bodrum'un Nevizadesi. ''

'' Kızılhisarlı Mustafa Paşa Camii '' yanında Bodrum aşığı Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) adına bir anıt ve çevresinde küçük bir yeşil alan oluşturulmuş.
Bodrumlunun her konuda akıl hocası olan Balıkçı, botanik bilgisi ve sevgisiyle de Bodrum'a katkı sağlamış; birçok bitki türünü Bodrum'a kazandırıp bölgede turunç üretimini arttırmış. Balıkçı, Bodrum Belediyesi'nde kadrolu bahçıvanlık yapmış. Anadolu'yu kültürlerin geçiş noktası değil, kültürlerin doğduğu yer olarak tanımladığı '' Mavi Anadoluculuk '' düşüncesi ve araştırmalarıyla tarih okumasını değiştirmiş. Akdenizliliğe dikkat çekmiş ; Anadolu insanının denizci kökleri ve doğayla ilişkilerini irdeleyerek deniz kültürüne katkılarını incelemiş. On dil bilen bir poliglot ve çevirmen olan Balıkçı, önemli eserleri Türkçeye çevirmiş. Farsçadan Türkçe, İngilizce ve Latinceye yaptığı çevirilerin yanı sıra İtalyancadan da çevirileri bulunuyor. Türkiye grafik tasarım tarihinin mihenk taşlarından olan Balıkçı'nın kapak tasarımları, illüstrasyonları, karikatürleri ile kendi kitap ve yazıları için yaptığı resimlemeleri bulunuyor.







Kitaplığımda Halikarnas Balıkçısı'nın (Cevat Şakir Kabaağaçlı) iki kitabı bulunuyor. Bodrum Yarımadası gezisi öncesinde kitapları okuyarak, daha bilinçli ve anlamlı bir gezi yapmak istedim.

Bodrum Merkezinde dolu dolu geçen bir günden sonra karavana döndüm. Günün yorgunluğu ile uykuya daldım. Sabah olduğunda, bugün gezi programımda bulunan '' Mausoleum '' a doğru yürümeye başladım. 
Turistler, dünyanın 7 harikasından çok şey görmeyi umarak geziye çıkarlar. Aslında piramitlerin dışında hiçbirinden geriye fazla bir şey kalmamış. Bunların ülkemizde bulunan ikisi, birbirlerine 150 kilometre mesafede, Ege kıyılarında bulunuyor. Bunlardan biri, Efes Artemis Tapınağı. Diğeriyse, batı sınırı Menderes Nehri, doğu sınırıysa Dalaman Çayı olan Karya bölgesindeki antik çağın en ünlü kentlerinden biri olan Halikarnassos üzerine kurulu Bodrum'daki Mausoleion.
Yat Limanı'na varmadan önce Tepecik Cami'nden yukarı doğru çıkan yoldan yürüyerek buraya ulaştım. M.Ö. 4. yüzyılın ortalarında Pers satrabı Mausolos'un kendisi için yapımını başlattığı, karısı ve aynı zamanda kız kardeşi olan Artemisia tarafından tamamlanan bu dev anıt mezarı, bugünün 20 katlı bir apartmanının yüksekliğinde olup zamanının en görkemli yapılarından biriymiş.
Yıllar yıllar önce Bodrum, deniz, tiyatro, kale ve Mausoleion'un böyle göründüğü düşünülüyor ve günümüzde de birebir ölçüleri ile böyle görünecekti...

En tepesinde bir atlı arabanın içinde Kral Mausolos ve Artemisia'nin heykellerinin bulunduğu, 1500 yıl ayakta kalabilmiş bu yapı, 1382 yılında şiddetli bir depremde yıkılmış, 1400 yıllarında ise taşları, St. Jean Şövalyeleri tarafından kalenin inşasında yapı malzemesi olarak kullanılmış.
19. yüzyılda ise İngilizler tarafından askeri kraliyet gemisiyle Londra British Museum'a götürülmüş. Dünyanın 7 harikasından biri olmaya hak kazanmasının nedenlerinden biri, yeraltında olan gömü odasını  rutubetten korumak için temelindeki olağanüstü su tahliye kanalları. Diğer bir nedense, anıtın dört yanının yapımını baş mimar '' Pytheos '' olmak üzere, devrin en ünlü dört mimarının ayrı ayrı üstlenmiş olması. Mouseleion'un müze bölümünde ise British Museum'da bulunan kabartmaların kopyaları ve anır mezarın bir maketi var ...

Daha sonra balistik silahların gelişmesi sonucu tekrar kale duvarlarını yükseltmek ihtiyacını duyan ve 1481'de anıt mezarın özellikle yeşil süngerimsi taşlarını almaya gelen şövalyelerin günlüklerinde yazdıklarına göre, gömü odasına doğru giden koridordan geçebilmek için, iki yanındaki heykelleri kırmaları gerekir.
 
Bu odanın girişindeki taş bloku çektiklerinde, içeride parıldayan altın ziynet eşyaları ve ipek kumaşlar görürler. Ne var ki tam o sırada sokağa çıkma yasağı uyarısını duyunca kaleye dönmek zorunda kalırlar. Ancak ertesi günü mezara döndüklerinde, odayı bomboş bulurlar...

19. yüzyılın ortalarında İngiltere elçisi Lord Stradford, Osmanlı padişahından izin alarak kalede bulunan ve Mausoleion'a ait olan 13 kabartmayı İngiltere'ye taşır. Bunları gören İngiliz Sir Newton, 11 yıl sonra Bodrum'a gelerek antik yazarların tasvirlerinden yararlanarak anıt mezarın yerini bularak British Museum'a götürür.
İsmi Bodrum'la özdeşleşen Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı, Mausoleion'dan götürülen parçaları geri istemek için Kral Edward'a bir mektup yazar ve mektupta, '' Bu tapınak ancak Halikarnas denizinin mavisi ile güzeldir, onu bize iade edin '' der ... Kral Edward'ın cevabıysa oldukça alaycıdır, '' Evet çok haklısınız; biz de tavsiyenize uyarak anıtın bulunduğu salonun duvarını Bodrum mavisine boyamaya karar verdik. '' 
Yapının temeli olan '' quadrangle '' ın kuzey batısında bulunan mezar odası, ana kaya kare şeklinde kesilerek inşa edilmiş. Yapının batısında 9 metre genişliğinde bir merdiven bulunuyor. (Batı Merdiveni)

Bu merdivenle inilen bir koridordan mezar odasına giriş sağlanmış. Bununla birlikte bu giriş cenaze töreninden sonra tüften yapılmış devasa bir duvar ile kapatılmış. Törenler sırasında birçok hayvan kurban edilmiş. 5 inek, 25 koyun (keçi), 8 kuzu, 3 horoz, 10 tavuk, 1 piliç ve 8 güvercin (baş ve ayak kısımları hariç) mezarın önündeki platformda sunulmuş.


Törenler sona erdiğinde bu yiyecek yığının üstüne merdiven boşluğunu da kapatacak kadar toprak yığılmış. Ayrıca dikdörtgen kesme taşlarla duvar oluşturularak mezar odasının önündeki bölgeye giriş tamamen önlenmiş. 

'' Ben burada, Halikarnas'ta yatıyorum. Hiç bir ölü için bu kadar büyük bir anıt yapılmadı. At heykelleriyle süslendi ve bunun için en iyi mermerler kullanıldı. ''  (MAUSOLOS)
Mousolos'un mezarı bittiğinde Dünya'nın 7 harikasından biri olan Mausolleum çıkar karşımıza. Böylece '' mozole '' sözcüğü de '' görkemli kabir / mezar '' anlamının karşılığı olarak yerleşir Batı dillerine. Denizden rahatça görülebilen görkemli yapının yaklaşık 60 metre yüksekliğinde olduğu biliniyor. Yazar ve tarihçiler Mauseloum'un 1500 yıl kadar limana yanaşan gemilerden hayranlıkla seyredildiğini yazmışlar. 
Müze bölümünde Mauseloum'un yapılışı, harika video görüntüleri ile aşama aşama canlandırılmış.


Romalı tarihçi Plinius'a göre; '' dört katlı olan yapıda mezarın bulunduğu alt bölüm, üstünde anıtın tamamını taşıyan bir kaide (32 * 38 metre), üstünde 36 sütunla çevrili ve heykellerle süslü bir yapı, onun üstünde ise yirmi dört basamakla çıkılan dört atın çektiği bir araba vardır. ''
'' Arabada, ayakta duran Mausolos ve II. Artemisia heykellerinin bulunduğu bir çatısı vardır. Döneminin ünlü mimar ve heykeltraşları yapımında çalışmıştır. İlkçağın en başarılı heykeltraşı Praksiteles'in de aralarında bulunduğu sanatçılar ayrıca kaideyi de çepeçevre kabartmalarla süslemişlerdir. ''
Mozole bir zamanlar, uzun kenarı 242.5 metre kısa kenarı 105 metre olan geniş bir alanın kuzeydoğu köşesinde duruyordu. Dünyanın 7 harikasından biri olarak tanımlanan mozolenin yükseldiği yer, bugün bir çukur şeklinde görünüyor. Bu çukurun ne olduğunu anlamak için öncelikle kapalı sergi salonunu görerek geziye başlamak iyi oluyor. Daha sonrası ise hayal gücüne kalıyor ...


Azmakbaşı'ndan pansiyonlar, oteller, ve lokantaların yanından Halikarnas Disko yönüne doğru yürüyorum.

Beyaz badanalı, kapı ve çerçeveleri çivit mavisi renkli Bodrum evlerinin arasındayım.
Ve deniz hep yakınımda ...


'' Raşit'in Kahvesi '' ve '' Ali Cengiz Kahvesi '' masalarıyla rıhtıma yayılmışlar. Eskilerden kalan dost mekanlar ...
Bodrum'dan ayrılmadan önceki son gezi durağıma doğru yürüyerek '' Kumbahçe Plajı '' na kadar geldim. Bodrum tarihin ve doğal güzelliklerin bir arada yer aldığı harikulade bir yer. Her köşesi keşfedilmeyi bekliyor.
Buradan Atatürk caddesine doğru çıkan güzeller güzeli sokak da '' Sanat Güneşimiz '' , '' Bodrum'un Paşası '' , '' Türkiye'nin Efsanesi ''  Zeki Müren'in evi var.


Göz kamaştırıcı şarkıcımız ve yıldızımız Zeki Müren'in ( 1931 - 1996 ) eskiden Bodrum'daki evi olan sıra dışı Zeki Müren Müzesi'ni ziyaret etmek için sabırsızlanıyorum. Bir yarım günü geçirdiğim Zeki Müren'in evinde gördüklerimi bu yazıda paylaşmayacağım. Çünkü gördüklerim, bir yazıda kısaca yer verilecek türden değil. Bir sonraki yazımda, Zeki Müren Evi'ndeki gezimi adım adım anlatmayı düşündüm. Şimdi dış kapıdan girelim ve nazar boncukları ile dolu merdivenlerinden çıkalım...

Bodrum'a bakan geniş ön bahçede sergilenen arabası ve anıt heykeline bakalım.

Kırmızı renkli '' Buick Regal '' otomobili her an yala çıkacakmış gibi duruyor...
Türkiye'de modern eğlence yaşamının ilk ve en önemli yıldızlarından biri olan Zeki Müren, önce radyo, ardından televizyondaki canlı performanslarıyla bir yıldız gibi parlar. Filmlerde rol alır ve sahneleri hiç terk etmez. Hem telaffuz hem de ses ve performans açısından klasik Türk müziğini icra etmekteki ustalığıyla topladığı saygı ve hayranlık bugün hala devam ediyor.
Evinin alt katından girelim ve devamı bir sonraki yazıda diyelim ...
Bodrum'a vedayı Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) ile yapacağım. Onun sözleriyle ...
'' Burası engin göklerin memleketidir. İçten gelen bir türküyü kapıp koyuverin. Uzaklaştıkça türkü gökte masmavi olur. Işık burada yalnız karanlığı aydınlatmakla kalmaz. Aydınlattığı maddeyi değiştirir ve bir şair rüyasına çevirir. ''
Cevat Şakir Kabaağaçlı, ömrünün son dönemini İzmir'de '' Merhaba Apartmanı '' nda bulunan dairesinde geçirmiş ve bu evde hayata gözlerini yummuş.
Apartmanın adı da onun hümanist seslenişi, '' Merhaba ! '' dan geliyor. Son günlerinde ölümünün yaklaştığı dönemde buradaki evinin penceresinden dışarıya doğru bakarak :
'' Sanırım ki yolcuyum. Dünyaya bir merhaba deyip gideceğim. Burnuma çiçek kokuları geliyor. Açın, açın pencereleri. Son defa görmek istiyorum güneşi. Son defa görmek istiyorum özgürlüğü. Merhaba çocuklar, merhaba dünya, merhaba ... '' demiş.
   Bodrum merkezdeki gezime başlarken  '' Merhaba Balıkçı '' diye selamlamıştım. Bir '' Merhaba '' diyerek ayrılıyorum.



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder