Sayfalar

12 Nisan 2017 Çarşamba

BRIDGE RESTAURANT'TA PAZAR KAHVALTISI
NAKKAŞTEPE-BAĞLARBAŞI/İSTANBUL
İstanbul Boğazı'nın en güzel yerlerinden biri olan Nakkaştepe'de (Anadolu Yakasında) bulunan Bridge Restaurant,yıllardır şehire huzur katan seçenekler sunuyor.
Yıllar önce bir iş yemeği için akşam saatlerinde gelmiş, gece manzarası karşısında hepimiz çok etkilenmiştik.
Boğaz köprüsüne en iyi konumdan seyir zevki sunan Bridge Restaurant'a bir Pazar günü kahvaltı yapmak için geldik bu defa..
Rahatlık park yerinde başladı.Geniş giriş alanı ve otoparkı var.Kapıdaki güzel karşılama,masaya kadar eşlik ediyor.
Pazar günleri kahvaltı için çok tercih edilen mekana rezervasyonsuz gittik.08.45 gibi birçokları için erken sayılabilecek bir zamanda en güzel seyir zevkine sahip bir masaya buyur edildik.
Kahvaltı geniş ve kaliteli,görüntülerde görülenlerden sonra omlet,gözlemeler,pişiler,sucuk servisleri ile devam etti.
Kahvaltının sonlarına doğru garsona: ''Umarım artık bitmiştir'' diyecek kadar..
Devreye girmesi gerektiği anda sıkmadan hizmet veren eksiksiz hizmet dikkatimizi çekti.


ELMALLI PİDE  (ELMALLI AMCA'NIN YERİ)   TAVAS/DENİZLİ
Pide Cumhuriyeti coğrafyasından bir Pide efsanesi mekan daha..
150 yıldır bu işi yapan 5 kuşaktan pideci; Elmallı Amca'nın yeri.
Ne yerseniz hepsinin güzel olduğu,çalışanlarının güler yüzlü olduğu yer.
Hamur mayalı,kabarık ve diğer pidelere göre daha kalın.Bütün çeşitlerde içi bol malzemeli.
Yazı öncesi görüntü de Kıymalı-Kaşarlı pide ile başladık.Bol tereyağlı ve çok lezzetli.
Sırada, yöreye özel çökelekli peynirin kullanıldığı yumurtalı-peynirli pide..
Başka yerlerde bulamayacağımız Elmallı Amca'ya özgü nefis bir lezzet.
Yine buraya özgü bir yorum.
İçli dışlı tahinli-cevizli-ballı.Evet bol ballı.
Büyük pizza boyutlarında.Boyutlar yıllar yılı hiç değişmiyor.
Bitirmek isteseniz de bitiremeyeceksiniz ve geri kalanını paket yaptıracaksınız herkes gibi. Çayla çok iyi arkadaşlar.
MİKADO PİDE   BOZDOĞAN/AYDIN
Aydın,Yenipazar,Nazilli,Karacasu,Tavas arasında uzanan alan, benim tanımım ile ''Pide Cumhuriyeti'nin'' topraklarıdır.Nazilli merkezinden güneye doğru 30 km giderek ulaşacağınız Aydın'ın Bozdoğan ilçesi sırtını su kaynakları ile ünlü Madran Dağı'na yaslamıştır.
Mikado pide,yolunu çok uzatarak buraya gelenlere 40 yıldır Bozdoğan'a özgü pide lezzetlerini sunuyor.
Mikado Pide kurucusu Ahmet Aydın, 1968 yılında çırak olarak işe başlamış.Fırının başında çalışırken görmeniz mümkün kendisini.
Ahmet Aydın, mekanın adını bulmaca çözerken bulmuş. ''Otobüste bulmaca çözüyordum.Japon İmparatorları'na verilen ünvanı soruyordu.Yanıt Mikado'ydu.Salonumun adını Mikado koydum.'' diye anlatıyor.
Görüntü'de, yöre peyniri ile yapılan yumurtalı-peynirli pide..
Başlıbaşına çok üst bir lezzet.Ama burada bu pidenin üzerine cömert bir şekilde manda kaymağı konuyor.Pide lezzeti başka boyutlara ulaşıyor..
Kıymalı pide üzerindeki terayağ da yöresel.
Bu kaymağın lezzetini aldıktan sonra diğer pide çeşitlerinin üstüne de aynı kaymaktan isteyeceksiniz emin olabilirsiniz..
Ama hamuru lezzetin sırrının başlangıcı bence.Fırın ısısı,fırının içindeki tuğlanın cinsi ve odun miktarı da önemliymiş.
Yuvarlak denilen kıymalı pide,kuşbaşılı pide,pastırmalı pide de çok güzel.
Çorba ve sulu yemek çeşitleri de var.
Pidelerin yanında yörenin Madran Gazozu iyi bir tercih olacaktır.
Bu yörede pidenin üstüne sıkılmak üzere turunç gelir.
Sırada başka bir başyapıt..Mikado'ya özgü yorumu ile..
Tahinli-cevizli pide.Hamuru,tahin ile hazırlanıyor.Piştikten sonra içine bol miktarda manda kaymağı konuluyor ve kapatılıyor.Kaymak, tahin ile bütünleşiyor bu arada.Dilimlendikten sonra masaya geliyor.
Hafif şekerli,muhteşem bir lezzet..
Tahinli pidenin bu şeklini sadece burada gördüm.
Garson, ''Finali istermisiniz ? '' diye sorar ise bilin ki bu gelecek..

11 Nisan 2017 Salı

SANDRAS DAĞI'NDA 11 YIL ARADAN SONRA
BEYAĞAÇ/DENİZLİ
Bu harika göl ve arkasındaki dağların güzeli Sandras Dağı benim için çok anlamlar ifade eder.
İçimdeki uzun yürüyüş tutkusunun, bir grupla yürüme başlangıcı 2006 yılı başlarında gerçek oldu.
İDADİK (İzmir Dağcılık Ve Doğa Sporları İhtisas Kulübü) ile önceleri hafta sonları günübirlik doğa yürüyüşlerinin zorluk derecesini arttırarak yaz temel eğitimine başladık.Ciddi eğitimler,kaya tırmanışları,pratik uygulamalardan sonra seçilen ilk eğitim dağı Sandras'dı. 
Bütün dağlar ve zirveleri ayrı bir güzellik.Ama dağların güzeli o zamandan bu yana hep aklımda kaldı.O kadar farklı dağlara gittik ama yolum Sandras'a bir daha düşmedi.Sadece 2014 yılı yazında araç ile Kartal Gölü'ne kadar çıktık o kadar..
8-9/Nisan/2017 tarihlerinde Sandras'da olma imkanını yarattım.Bloğumun yaratıcısı değerli kardeşim İlhan ile Cumartesi mesai bitiminde düştük yollara.
Nisan 2006 - Nisan 2017... Aynı mevsim,aynı zamanlar.
İzmir-Aydın-Nazilli-Karacasu-Tavas yolundan 4 saatlik bir yolculukla hava kararmak üzere iken Beyağaç ilçesine ulaştık.
Bölgedeki hava durumunu son birkaç gün meteoroloji'den devamlı takip ettim.Çok soğuk bir hava bekleniyor.Kamp yeri ile ilgili
düşüncem: 1900 m deki Kartal Gölü.Beyağaç ilçesine ulaştıktan sonra buraya yaklaşık 40 km bir yol var.Yol stabilize bile değil.Umarım hep böyle kalır..Gerçekten değer bilen,iyi niyetli insanlar,zorluklara katlanarak buralara gelebilir.Buralar hep doğal,hep temiz,hep yaban kalır...
Kartal Gölü yerine 1500 m deki Karagöl'de kamp atmaya karar veriyoruz.
Doğru karar verdiğimizi sabah daha iyi anlayacağımızı bilemeden..
Karagöl'e karanlık havada küçük yön levhalarını takip ederek,devamlı çıkarak saat 20.00 gibi geldik.
Sessiz ve doğal dünya.Ay ışığı dolunaya yakın,yer yer yıldızlar görülebiliyor.
Göl kenarındaki izleri yol bilerek ilerlerken 500 m ileride bir ışık gördük ve oraya yöneldik.
Işık; 2 araçla tesadüf o ki, İzmir'den gelen 5 kişilik bir doğasever grubundan geliyormuş.Biraz sohbet ettik.Karagöl'de kamp yapacaklarmış.Bu yıl daha yukarılarda çok fazla kar olduğunu söylediler.
Bizde onların 50 m ilerisinde göle çok yakın uygun bir yerde durduk ve ilk olarak çadırlarımızı kurduk.
Göle 2-3 m mesafede güvenli ateş yakma alanı oluşturarak,denemelere başladık.Denemeler diyorum çünkü yerlerdeki odun parçaları ıslak ve nemli.Uzun çabalardan sonra bulduğumuz kuru dallar ile ateşimiz yaktık.Hava -6 derece.
Soğuk çok önemli değil ama doğada yakılan ateş ayrı bir moral oluyor.
Ateşte yaptığımız çay,sohbet,hemen önümüzdeki gölün gizemli,puslu görüntüsü,tam karşımızda Sandras'ın zirvesi,gece bile görülebilen kar beyazlığı muhteşem oldu..
Saat 23.00 gibi artık çadırlarımıza geçmeye karar verdik.Komşularımızda uyumaya geçmişler.
Zaten geçmeye başlamış ateşimizi de söndürmeyi unutmadık..
Yarın sabah erken kalkacağız.Planımız 06.30 gibi uyanmak,dağ kahvaltısından sonra zirveyi denemek..
  Bu arada telefonlar çekmiyor.Frekans kirliliği yok.Uyku tulumlarımız içinde olabildiğince konforlu bir uykuya dalıyoruz.
Sabah saat 06.15 de kuş sesleriyle uyandım.Çadırımın kapısı açtığımda karşılaştığım manzara..İşte hayat..
Bu görüntüyü çektim.Bir süre böyle baktım...

10 Nisan 2017 Pazartesi

İZBELİ ÇİFTLİĞİ'NDE DOĞA VE LEZZETTEN ÇOK FAZLASI   KASTAMONU
Kastamonu ve coğrafyasına, 2004 yılında ilk gördüğümüz andan itibaren hayran kaldık.İzmir'e uzak bu güzel İl'e sıklıkla gidemesek de,hep gezi planlarımız içinde oluyor.Fırsat bulduğumuzda daha uzun kalabilmek,ilçelerine, tüm güzelliklerine,kültürüne,tarihine,doğasına tanık olabilmek için heyecan duyuyoruz.
2009 yılındaki gezimizde gittiğimiz İzbeli Çiftliği,doğa'sından lezzetlerinden çok daha fazla şeyler ifade ediyor.
Orada bir de Sabiha Teyze var ki..
Birçoklarının tanımladığı gibi ise, Sabiha Ana..
Nereden yazıma başlasam diye düşündüm İzbeli Çiftliği'ni yazarken.
Öncelikle fazlalıklarından birisi: Tarihi..
   Osmanlı Padişahı 4.Mehmet (Avcı Mehmet) tarafından 1651 yılında, 860 dönümlük alan üzerinde kurulu ve etrafı ormanlık alanlarla çevrili olan bu çiftlik arazisi İzbeli Sülalesi'ne bağışlanmış.
Osmanlı Ordusu Tımarlı Sipahileri bu çiftlikte yetiştirilmiş.Çiftlik bir Sipahi Ocağı imiş.İzbeli Çiftliği,geçmişten günümüze fazla bir değişikliğe uğramadan,doğal çevresi korunarak gelmiş.
Padişah 4.Mehmet'in fermanı ile İzbeli Aile'sine bağışlanan Çiftlik ve özellikle konak günümüzde bir müze işlevi de görmekte.Odalarında tarihin değişik dönemlerini otantik bir ortamda yaşatan konakta bulunan eşyalar Sabiha İzbeli tarafından yıllarca korunmuş.
Sultan Abdülmecid'in fermanıyla tımarlı sipahi ocaklarının kapatılmasının ardından çiftlik İzbeli ailesinde kalmaya devam etmiş.Bugün Türkiye'de ayakta kalmayı başaran tek Tımarlı Sipahi Ocağı burasıymış.
Atatürk'ün 1925 yılında Kastamonu'ya yaptığı ziyarette kullandığı yatak örtüsü İzbeli Ailesi tarafından Kastamonu Kent Tarihi Müzesi'ne bağışlanmış.
Babaanneleri (rahmetli) Hafız Selman İzbeli hanımefendi;Kastamonu Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Kadınlar Kolu kurucularından ve Kastamonu'da ilk kadın Belediye Meclis Üyesi.Sıkı bir Atatürk hayranı imiş.
Kahvaltı Türkiye'nin en iyileri listesinde..
Ormanın içinde kurulan ve Sabiha Teyze ve oğlu Serdar İzbeli tarafından işletilen 400 yıllık çiftlik,2002 yılından bu yana doğanın içinde kahvaltı yapmak isteyenlere kapılarını açıyor.
Taze sağılmış süt,ateşin üzerinde dumanı tüterek bekliyor.Sahanda yumurta,peynir çiftlik ürünlerinden.
Kahvaltı tatlı ağırlıklı.Yine kendi yaptıkları;Dut,kızılcık,erik,vişne gibi 15 çeşit reçel ve marmelat benzersiz.
Domates ve biberler organik ve yine çiftlikte yetiştiriliyor.
Çiftlik topraklarına ekmek için,doğal ve organik tohum yetiştiriyorlar.Asla suni gübre ve sentetik ilaç kullanmıyorlar.

Kastamonu'nun ünlü etli ekmeği,ayran ve eğşi'side özenle hazırladıkları ve beğenilen lezzetlerinden.
Soğuk zamanlarda giderseniz konakta soba keyfini de yaşayabilirsiniz.
Sabiha İzbeli bir röportajında; eşini kaybettikten sonra hacca giderek çocuklarına devretmeyi düşündüğü çiftliği gelen talepler dolayısıyla kapatamadığını söylüyor.Kentin ileri gelenlerinin çiftlik ve içindeki konakları turizme kazandırmasını istediklerini belirten Sabiha Teyze, ''Daha önceleri çiftliği ve konağı gezmeye gelenlere ikramda bulunurdum.Sonra yetkililer insanların daha rahat gelmesi için çiftliği turizme kazandırmamı istedi.Ben 'nasıl olur,insanlardan para isteyemem ' dedim.2002 yılında çiftliği turizme açınca da günlerce gelenlerden ücret almadım.Sonunda beni ikna ettiler.Şimdi konağımızda kahvaltı ve yöresel ürünler veriyoruz.Çok sayıda üst düzey misafir de gelerek çiftliği ve konağı gezdi.Asıl amacının anahtarları dahi el yapımı olan Osmanlı'dan kalmış bu çiftliği yaşatmak.'' diye anlatmış.
Kahvaltıyı konakta nasıl bir ortamda yapıyoruz ?

7 Nisan 2017 Cuma

CUNDA'YA AGİOS YANNİS'DEN BAKMAK
Eskiden Rum'ların Kokulu Ada (Moshinos) dedikleri Cunda etrafı çam ve zeytin ağaçlarıyla dolu bir küçük cennet.Rumlar için de önemli bir dini merkezmiş.
Adanın tepelerinden her fırsatta,içiçe girmiş koyları,zeytin ve çam ormanlarını izlemek çok keyiflidir.
Agios Yannis Şapeli önündeki terastan bakmak ve o anı yaşamak benim için çok özeldir.
Ufka ve manzaraya bakakalmanın görüntüleri çok şeyi ifade edecektir size.
Cunda iskeleden tarih içinde yolculuk yaparak,Cunda'nın rengarenk tarihi evlerinin ve dar sokaklarının arasından ulaşabilirsiniz buraya.
Deniz kıyısından tepeye baktığınızda göreceksiniz burayı.Rota size kalmış.Her defasında farklı bir sokaktan,farklı güzelliklerden,farklı zamanlarda buraya ulaşmak güzel oluyor.
Her gelişimizde büyüleyici Ayvalık ve Adaları ile Cunda manzarasına hakim kafesinde dinlenmek,manzaranın keyfini çıkartmak vazgeçilmezimiz.
Yazın serinlik diğer mevsimlerde başka güzel havalar karşılıyor.. 

15 Şubat 2017 Çarşamba

BURGAZADA'YA HRİSTOS TEPESİ'NDEN (BAYRAKTEPE) BAKMAK
Burgazada İstanbul adaları içinde en sevdiğim,fırsat buldukça her gidişimde yeni güzelliklerini farkettiğim bir huzur ve güzellikler adası.Vapur her yaklaştığında adanın en yüksek tepesini görür buradan tüm yönlere bakmak nasıl olur diye de düşünürüm her defasında..Bu fırsatı, iş için gittiğim İstanbul'da hafta sonu da kalmak zorunda olduğum Şubat ayı başında bir Pazar günü buldum.
Beşiktaş'tan Pazar günü 09.00'da kalkan Adalar Vapuru önce Kadıköy'e sonra Kınalıada'ya uğrayıp Burgazada'ya 10.15 gibi beni bıraktı.Adaya yaklaşırken önce ada silüeti sonra yavaş yavaş Burgazada güzellikleri görünür oluyor.
Ve aşağıdaki görüntüdeki yerden bakabilmek için gezi başlamış oldu.
Şubat ayı.Gökyüzü genellikle kapalı,güneş kararsız.Önce, vapur yolculuğunun sonları ve adaya yaklaşma..
İçinden deniz geçen odasıyla tanımlanan ünlü Pyrgos Hotel görüntüye girdi bile.
Adanın her yerinden görülebilen Aya Yani Kilisesi ve iskele ile iskele meydanı da görünür olmaya başladı.

30 Ocak 2017 Pazartesi

SALDA GÖLÜ'NÜN OLAĞANÜSTÜ RENKLERİNDE YÜRÜYÜŞ

Salda Gölü'nde bu görüntü ilk gördüğüm andan itibaren beni kendine çeker.Mavinin bu tonları Salda Gölü'nde bir başkadır.
Fırsat yakaladıkça Salda Gölü çevresini yürümek ve her mevsim farklı güzelliklere tanık olmak vazgeçilmezlerim arasında.
29.01.2017 Pazar sabah 02.50 de İzmir'den yola çıktım.Aydın-Denizli-Serinhisar-Yeşilova rotası ile 06.20 de Salda Gölü'ne ulaştım.Aracımı Yeşilova Belediyesi halk plajında park ettim bu defa.Hava durumu ile ilgili bilgiyi aldığımdan ve açık yıldızlı geceden dolayı sıcaklık beklediğim gibiydi. -11 derece.Buz dünyasına adımımı attım.Hava karanlık.Yine ılığa yakın bir çay ile araç içinde bir şeyler yiyerek 8.5 saat sürecek yürüyüş için enerji depoladım.
Saat 07.10'da yürüyüşe başladım.Hava hala karanlık.Yaklaşık 1 saat karanlık havada yürüyüş yapacağım.Bu sessiz dünyada beni ilk karşılayan köpek sesleri oldu.Salda dünyasının köpekleri belli ki bu sessizlikte ve bu saatte yürüyen bir yabancıya alışık değiller...
Saat istikameti yönünde ve göl kıyısından yürüyüşüme devam ettim.Orman kampı plajına gelmeden az önce yine Salda'da güneşin doğuşuna tanık oldum.Güneşin doğuşu sırasında gölün,çevredeki karlı dağların ve ormanların aldığı renkler tarifsiz..
İşte Salda'da bu an; günlük yaşamdan,rutinlerden koptuğunuz an oluyor..

8 Ocak 2017 Pazar

İZMİR'E ASANSÖR'DEN BAKMAK
Güzel İzmir'e belki de en güzel bakış noktalarından biri.Tarihi Asansör..
İzmir'e gelipte Asansör'e çıkmamak olmaz.Asansör'ün balkonundan İzmir şehrini kuşbakışı izledikten,bu güzelliği gördükten ve burada geçireceğiniz keyifli saatlerden sonra buradan ayrılmak istemeyeceksiniz.
 

Asansöre Mithatpaşa Caddesi üzerinden,halk arasında ''Asansör Çıkmazı'' olarak bilinen resmi adı ''Dario Moreno'' olan sokaktan ulaşılmakta.Buradan asansörün giriş kapısına ulaşacağınız sokak adeta zaman yolculuğu yaşatan çok güzel bir sokak.

24 Aralık 2016 Cumartesi

YAVAŞ ŞEHİRLERDE OLMAK..
CITTASLOW FELSEFESİ

Küreselleşmenin etkisiyle şehirler hızlı çalışılan,hızlı yaşanılan ve üretmekten çok tüketen,kendi kendine yetmeyen yaşam alanları haline geldi.Kentler,kuruluş amaçları olan insanların bir arada güven içinde yaşadıkları yerler olmaktan çıkmış,insanların daha hızlı hareket etmeleri ve daha hızlı çalışmaları için tasarlanan mekanlara dönüşmüştür.
İnsanların birbirlerinin sıcaklığına sığındıkları,sosyalleştikleri,el emeklerini birbirlerine sundukları sosyal korunaklar olmaktan gittikçe uzaklaşan kentler,insanların tüketim için yaşadıkları sahneler halini aldılar.Yaşamın hızlanması sonucu insanlar daha hızlı yemek yemek,daha hızlı alışveriş yapmak,gidecekleri yere daha hızlı varmak için belli bir tempo içinde koşturup durmaktalar.Bu yaşam tarzı bakkallar,manav,terzi gibi küçük esnaf yerine AVM'leri, çocuklarımızın oyun oynayacağı alanlar yerine otoparkları,daha çok park ve yeşil alan yerine otoyolları hayatımıza sokmuştur.
İnsanın en önemli değeri olan kısıtlı yaşamını sağlıksız yiyecekler,hava kirliliği,trafik,yalnızlık ve tüketimle harcaması modern yaşamın vazgeçilmezi olarak sunulmuştur.Popüler kültürün de desteklediği hayatı yaşamak için zamanı olmayan,işine arabasıyla hızla giden,oturup kahve içecek bir yarım saati bile olmadığı için yürürken kahvesini içen,yetişmesi gereken bir yerler olduğu için yemekten zevk almak yerine ayakta hızlı bir şekilde 'beslenen', komşuları veya yerel esnafı tanımayan modern insan modelinin sürdürülebilir olmadığı ortadadır.
Bu yaşam tarzı modern insanda depresyon,kalp hastalıkları ve kanser gibi birçok hastalığa neden olmasının yanı sıra; kentleri de sürdürülemez hale getirmiştir.Hızlı yaşam tarzının oluşturduğu kentler artık kendi kendine yetmemekte.İnsanların daha çok tüketmesi,bir yerden bir yere daha hızlı gitmesi için tasarlanan kentler insanları doğadan ve birbirinden kopartmış ve tek alternatif haline gelmiştir.Tüketim odaklı hayatın insanlara mutluluk ve huzur getirmediği,insanların farklı bir yaşam biçimi aramaları kentsel boyutta Cittaslow hareketini ortaya çıkarmıştır.
Cittaslow felsefesi yaşamın,yaşamaktan zevk alınacak bir hızda yaşanmasını savunmaktadır.Cittaslow hareketi,insanların birbirleriyle iletişim kurabilecekleri,sosyalleşebilecekleri,kendine yeten,sürdürülebilir,el sanatlarına,doğasına,gelenek ve göreneklerine sahip çıkan ama aynı zamanda alt yapı sorunları olmayan,yenilenebilir enerji kaynakları kullanan,teknolojinin kolaylıklarından yararlanan kentlerin gerçekçi bir alternatif olacağı hedefiyle yola çıkmıştır.
   Üç yıl önce orada zaman geçirmekten,bir çok şeyi yapmaktan büyük keyif aldığım Sığacık'ta (Seferhisar-İzmir) sevimli salyangoz tabelasını görünce tanıştım ''Yavaş Şehir'' kavramıyla..Sonrasında, keyif aldığım ve anı yaşamanın ayrıcalık olduğu bazı küçük şehirlerinde Yavaş Şehir  (Cittaslow) olduğunu görmek beni mutlu etti.

7 Kasım 2016 Pazartesi

43 NEFİS KÖFTE  (KÜTAHYA)
1970'li ve 80 'li yıllarda hemen hemen birçok kamu işleri vilayette çözülebiliyordu.Ehliyet işlemleri için bile vilayete gelmek gerekiyordu.O yıllarda sıklıkla Kütahya'ya geldiğimizi hatırlarım.
Özellikle de dedem ile gelir işlerini tamamladıktan sonra lezzet mekanlarında yemek yedikten sonra İlçe'ye dönerdik.
43 Nefis Köfte, dede yadigarı bir mekandır benim için.Kütahya'nın adı her geçtiğinde eskilere gider ve bu mekanda her defasında aklıma gelir.
1942 yılında, günümüzde üçüncü kuşak olarak işin başında olan Ahmet/Hasan ERATAR'ın dedeleri Hacı Ahmet ERATAR tarafında şu anki yerinde kurulmuş.
Artık eskisi gibi yolumu buraya çok düşüremesem bile Kütahya ziyaretlerimde öğlen saatlerinde Nefis Köfte'yi tercih ediyorum.Aynı kalite ve damak tadını yıllardır devam ettirdiklerini söyleyebilirim.
Köfteler zaten çok lezzetlidir ama aynı tabakta gelen yağlı pide de olmazsa olmazlardandır.
Ayran Kütahya'nın yerel yoğurdundan yapılır.Ayrıca, Organik üzüm şırası da çok güzeldir. 
Öğlen saatlerinde servis vermeye başlayan Nefis Köfte,müdavimlerince dolu oluyor.Öğleden sonra biraz geç saatlerde giderseniz kapalı bulabilirsiniz.

23 Eylül 2016 Cuma

MEŞHUR KÖFTECİ MUSTAFA USTA  (ADAPAZARI)
İç Batı Karadeniz'e doğru gidiyorsanız ve yolunuz üzerinde Adapazarı varsa Islama köfte ziyafetine hazır olun.
Adapazarı denilince Islama Köfte ilk akla gelenlerden.
Adapazarı'nda bu lezzeti çok güzel yapan yerler var.Islama köfte deyince Sakarya Caddesi'ndeki ''Meşhur Köfteci Mustafa Usta'nın'' mekanı ilk akla gelenlerden.Islama köfte burada 1912 yılından bu yana yapılıyor.
Dükkan tarihi,aydınlık ve temiz.
Girişin hemen solunda bulunan ızgaradan köftelerin ve ekmeklerin hazırlanışını seyretmek ilginç.
Islama Köfteyi icad eden Mustafa Usta Yugoslav göçmeni imiş.
Islama Köfte'nin ekmeği;dana eti suyu,kemik suyu ve toz biberden oluşulan karışıma batırılıyor.Ekmeğin bayat olması gerekiyor.Islanan ekmekler ızgaraya dizilip her iki tarafı da kızartılıyor.
Islama köfteye o meşhur ününü kazandıran lezzetinin ilk bileşeni ortaya çıkıyor.Öyle bir ekmek lezzeti ortaya çıkıyor ki köftenin lezzeti ile yarışıyor,birazda geçiyor gibi..
Ekmeği fazla yerseniz doyabilirsiniz ve köfteye yer kalmayabilir..
Izgarada hazırlanan köfteler ekmeklerin üzerine konularak servis yapılıyor.
Leziz ayranları ve farklı tadıyla şıraları(şarap tadına yakın..) çok leziz..

20 Eylül 2016 Salı

ANADOLU'NUN YÜCE DAĞI ILGAZ'DA OLMAK  (KASTAMONU)
2004 yılı Haziran'ında İzmir'den değerli Nuri Ağabeyim: ''Kastamonu'da Ilgaz Dağı'nda Ilgaz Mountain Resort'ta devre mülkümüz var.Biz bu yıl gidemiyoruz..Siz gider misiniz ? '' diye sordu.İşte o an, Ilgaz diyarına vazgeçemeyeceğimiz yolculuklarımızın başlangıcı oldu.
Haritayı açtık,Kastamonu'yu bulduk,hemen rotayı belirledik.
İlk defa geldiğimiz 2004 yılı Haziran'ında İzmir-Afyon-Ankara-Çankırı üzerinden Ilgaz'a gelmeyi planladık.Yola çıktık,Çankırı'dan sonra hava karardığından Ilgaz Dağları'na tırmanan karayolunun etrafındaki muhteşem ormanı tam görmek ve vazgeçilmez ormanımız olması için günün doğmasını beklememiz gerektiğini bilmeden Ilgaz Dağı geçidine yakın ''Derbent Motel'de'' molamızı verdik.Araçtan dışarı çıktığımızda neredeyse kışa geldiğimizi farkettik.1850 metrenin şartları gereği soğuk bir hava ve aromatik !!! atmosferi içimize çekerek çok güzel taş binanın içinde şöminenin hemen karşısındaki masada Derbent'e özgü lezzetlerle yemek yedik.Sonra...bundan sonra hiç unutamayacağımız bir süprize tanık olduk..(Derbent'i ve süprizi yazının devamında Derbent bölümünde yazacağım..)
Sonra.. Ilgaz Mountain Resort'a (IMR) geçtik.
2004 yılından sonra hayranlığın çok ötesinde müdavimi olduğumuz bu uzak diyara daha sonra 2009,2014 yıllarında (hep Ilgaz özlemi duysakta beş yılda bir gelmişiz..) ve en son 2016 yılının Ramazan ve Kurban bayramlarını Ilgaz'da geçirdik.
Bloğumda en çok yazmak istediğim yazılardandı Ilgaz.Ancak bizim için özel olan Ilgaz'ın yazısı da özel olmalıydı.Hazırlık aşamasından sonra şimdi yazabiliyorum.Yeni görüntüleri ve Ilgaz'ın değişik mevsimlerdeki hallerini sizlerle paylaşmak için epey bir hazırlık yaptım.
Aramotik atmosferi,oksijen bolluğunu paylaşamayacağım belki ama paylaşacağım görüntüler de sizlere bu konuda fikir verecektir..
Ilgaz Dağı'na İzmir çıkışlı Ankara-Çankırı üzerinden gelebileceğiniz gibi,bizim daha sonraki gelişlerimizde kullandığımız : İzmir-Balıkesir-Bursa-Yenişehir-İznik-Adapazarı(buradan İstanbul-Ankara otoyoluna girerek)-Düzce-Bolu-Gerede (Gerede'den otoyoldan çıkarak)-Karabük-Araç-Kastamonu üzerinden de Ilgaz Dağı'na ulaşabilirsiniz.
Uzun bir etap oldu..Arada bir çok yeri de yazmadım.Gerçekten uzun..Tam 950 km.Küçük molalarla 11-12 saat kadar sürüyor.
Gelirken bizim için tam bir keyif yolu oluyor ancak dönüşte uzunluğunu farkediyoruz...
Kastamonu'dan Ilgaz yönüne giderken yaklaşık 40.km de yolun sağ tarafında Milli Park girişinden ya da Ankara yönünden geliyor iseniz; Çankırı ve Ilgaz İlçesi'nide geçtikten sonra Kastamonu yönünde Ilgaz Dağlarında 30 km gibi tırmanıştan sonra Ilgaz Dağı Geçidine geliyorsunuz.Buradan 2-3 km gibi Kastamonu yönüne inişte yolun karşı tarafında Milli Park girişini göreceksiniz..
Göreceğiniz Milli Park girişinde 12 TL ile (2016 yılı) Milli Park giriş kartını alıyorsunuz.(Bu kartı aracınızda bulundurur iseniz burada bulunduğunuz sürede aynı kart ile giriş-çıkış yapabilirsiniz.)
Milli Park'ın bu kapısından girdiğinizde IMR'ye giden yola ve kayak merkezi ile oteller bölgesine giden yola adım attınız demektir.
İki yıl önce Ankara merkezli Ferko İnşaat firması tesisi aldı.Zaten güzel olan tesiste doğallığı bozmadan güzel ilaveler yaptı.Özgün bir otel binası yaptılar.Böylelikle kış turizmi için ideal şartlar sağlandı bence.Kurban bayramı tatilinde tatilimizin ilk günü oteli tercih ettik.Kaliteli ve Ilgaz'ın sıcaklığını tam anlamıyla yansıtan bir otel olduğunu gördük.Sonraki günlerimizi yine vazgeçemediğimiz Kastamonu mimarisine uygun yapılmış Konaklar da geçirdik.

6 Eylül 2016 Salı

FASULİ  (CERRAHPAŞA/TOPHANE - İSTANBUL)
İstanbul'da Karadeniz lezzetlerini yörelerinden gelen ürünlerle hazırlayan ve sunan Fasuli Lokantaları 2001 yılında çıktıkları yolda 5 ayrı yerde hizmet veriyorlar.Aslen Rize'liler.
Başyapıt kuru fasulye.
İspir ya da Samsun'dan gelen şeker fasulye kullanılıyor.Fasulyenin kabuğu ince.Fasulye bakır tencerelerde 3 saat süre ile ağır ağır piştikten sonra fırınlanıyor.Bu yüzden sulu değil ''Helmeli'' kuru fasulye ortaya çıkıyor.Sosunda soğan ve sarımsak lezzeti var ama ağıza gelmiyor.
Sos kendi sırları.
Kuru fasulye yanında gelen soğanı Pamukova'dan getiriyorlar.

Karalahana dolması da çok leziz.Kıyması bol ve satırla çekilmiş.Lahana Rize'den geliyormuş.

5 Eylül 2016 Pazartesi

BURGAZADA'DA SAİT FAİK'İN İZİNDE  (BURGAZADA/İSTANBUL)
'' Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım.Yazı yazmak da bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin,ölümü bekleyecektim.Hırs,hiddet neme gerekti? Yapamadım.
Koştum tütüncüye,kalem kağıt aldım.Oturdum.
Ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım.Kalemi yonttum.Yonttuktan sonra tuttum öptüm.Yazmasam deli olacaktım ''
Yazma tutkusunu böyle farklı ifade edebilen bir yazarın,Sait Faik'in sözleri..
   Lise yıllarımda benim için çok değerli olan sevgili Edebiyat Öğretmenim tarafından edebiyatla yoğrulurken tanıdım Sait Faik'i.
Onu anlamak için uzun zaman geçirdikten sonra girebilirsiniz hikayelerinin içine..
Benim için çok özel bir yazardır...
Burgazada'nın Sait Faik Abasıyanık'ın adası olduğunu çoğumuz bilmeyiz.Ünlü yazarın ruhu adanın her köşesine sinmiş gibi..
 Sait Faik Abasıyanık Sokağı ve Sait Faik Abasıyanık Müzesi,yolunuzu doğrudan kesiştirecek iki nokta.Müze evini dolaşırken Sait Faik'in neden ''Yazmasam deli olacaktım'' dediğini; bir, ''Hişt! Hişt! '' sesiyle okurlarına şifa veren yazarın neden teselliyi yazmakta bulduğunu daha iyi anlıyorsunuz.
Burgazada'ya Vapur ile Bostancı'dan 30 dk'da, Kabataş'tan 1 saatte, Kadıköy'den 45 dk'da ulaşabiliyorsunuz.
Bu güzel adaya adım adım aşağıdaki görüntülerle yaklaşıyorsunuz..