Sayfalar

15 Şubat 2017 Çarşamba

BURGAZADA'YA HRİSTOS TEPESİ'NDEN (BAYRAKTEPE) BAKMAK
Burgazada İstanbul adaları içinde en sevdiğim,fırsat buldukça her gidişimde yeni güzelliklerini farkettiğim bir huzur ve güzellikler adası.Vapur her yaklaştığında adanın en yüksek tepesini görür buradan tüm yönlere bakmak nasıl olur diye de düşünürüm her defasında..Bu fırsatı, iş için gittiğim İstanbul'da hafta sonu da kalmak zorunda olduğum Şubat ayı başında bir Pazar günü buldum.
Beşiktaş'tan Pazar günü 09.00'da kalkan Adalar Vapuru önce Kadıköy'e sonra Kınalıada'ya uğrayıp Burgazada'ya 10.15 gibi beni bıraktı.Adaya yaklaşırken önce ada silüeti sonra yavaş yavaş Burgazada güzellikleri görünür oluyor.
Ve aşağıdaki görüntüdeki yerden bakabilmek için gezi başlamış oldu.
Şubat ayı.Gökyüzü genellikle kapalı,güneş kararsız.Önce, vapur yolculuğunun sonları ve adaya yaklaşma..
İçinden deniz geçen odasıyla tanımlanan ünlü Pyrgos Hotel görüntüye girdi bile.
Adanın her yerinden görülebilen Aya Yani Kilisesi ve iskele ile iskele meydanı da görünür olmaya başladı.

30 Ocak 2017 Pazartesi

SALDA GÖLÜ'NÜN OLAĞANÜSTÜ RENKLERİNDE YÜRÜYÜŞ

Salda Gölü'nde bu görüntü ilk gördüğüm andan itibaren beni kendine çeker.Mavinin bu tonları Salda Gölü'nde bir başkadır.
Fırsat yakaladıkça Salda Gölü çevresini yürümek ve her mevsim farklı güzelliklere tanık olmak vazgeçilmezlerim arasında.
29.01.2017 Pazar sabah 02.50 de İzmir'den yola çıktım.Aydın-Denizli-Serinhisar-Yeşilova rotası ile 06.20 de Salda Gölü'ne ulaştım.Aracımı Yeşilova Belediyesi halk plajında park ettim bu defa.Hava durumu ile ilgili bilgiyi aldığımdan ve açık yıldızlı geceden dolayı sıcaklık beklediğim gibiydi. -11 derece.Buz dünyasına adımımı attım.Hava karanlık.Yine ılığa yakın bir çay ile araç içinde bir şeyler yiyerek 8.5 saat sürecek yürüyüş için enerji depoladım.
Saat 07.10'da yürüyüşe başladım.Hava hala karanlık.Yaklaşık 1 saat karanlık havada yürüyüş yapacağım.Bu sessiz dünyada beni ilk karşılayan köpek sesleri oldu.Salda dünyasının köpekleri belli ki bu sessizlikte ve bu saatte yürüyen bir yabancıya alışık değiller...
Saat istikameti yönünde ve göl kıyısından yürüyüşüme devam ettim.Orman kampı plajına gelmeden az önce yine Salda'da güneşin doğuşuna tanık oldum.Güneşin doğuşu sırasında gölün,çevredeki karlı dağların ve ormanların aldığı renkler tarifsiz..
İşte Salda'da bu an; günlük yaşamdan,rutinlerden koptuğunuz an oluyor..

8 Ocak 2017 Pazar

İZMİR'E ASANSÖR'DEN BAKMAK
Güzel İzmir'e belki de en güzel bakış noktalarından biri.Tarihi Asansör..
İzmir'e gelipte Asansör'e çıkmamak olmaz.Asansör'ün balkonundan İzmir şehrini kuşbakışı izledikten,bu güzelliği gördükten ve burada geçireceğiniz keyifli saatlerden sonra buradan ayrılmak istemeyeceksiniz.
 

Asansöre Mithatpaşa Caddesi üzerinden,halk arasında ''Asansör Çıkmazı'' olarak bilinen resmi adı ''Dario Moreno'' olan sokaktan ulaşılmakta.Buradan asansörün giriş kapısına ulaşacağınız sokak adeta zaman yolculuğu yaşatan çok güzel bir sokak.

24 Aralık 2016 Cumartesi

YAVAŞ ŞEHİRLERDE OLMAK..
CITTASLOW FELSEFESİ

Küreselleşmenin etkisiyle şehirler hızlı çalışılan,hızlı yaşanılan ve üretmekten çok tüketen,kendi kendine yetmeyen yaşam alanları haline geldi.Kentler,kuruluş amaçları olan insanların bir arada güven içinde yaşadıkları yerler olmaktan çıkmış,insanların daha hızlı hareket etmeleri ve daha hızlı çalışmaları için tasarlanan mekanlara dönüşmüştür.
İnsanların birbirlerinin sıcaklığına sığındıkları,sosyalleştikleri,el emeklerini birbirlerine sundukları sosyal korunaklar olmaktan gittikçe uzaklaşan kentler,insanların tüketim için yaşadıkları sahneler halini aldılar.Yaşamın hızlanması sonucu insanlar daha hızlı yemek yemek,daha hızlı alışveriş yapmak,gidecekleri yere daha hızlı varmak için belli bir tempo içinde koşturup durmaktalar.Bu yaşam tarzı bakkallar,manav,terzi gibi küçük esnaf yerine AVM'leri, çocuklarımızın oyun oynayacağı alanlar yerine otoparkları,daha çok park ve yeşil alan yerine otoyolları hayatımıza sokmuştur.
İnsanın en önemli değeri olan kısıtlı yaşamını sağlıksız yiyecekler,hava kirliliği,trafik,yalnızlık ve tüketimle harcaması modern yaşamın vazgeçilmezi olarak sunulmuştur.Popüler kültürün de desteklediği hayatı yaşamak için zamanı olmayan,işine arabasıyla hızla giden,oturup kahve içecek bir yarım saati bile olmadığı için yürürken kahvesini içen,yetişmesi gereken bir yerler olduğu için yemekten zevk almak yerine ayakta hızlı bir şekilde 'beslenen', komşuları veya yerel esnafı tanımayan modern insan modelinin sürdürülebilir olmadığı ortadadır.
Bu yaşam tarzı modern insanda depresyon,kalp hastalıkları ve kanser gibi birçok hastalığa neden olmasının yanı sıra; kentleri de sürdürülemez hale getirmiştir.Hızlı yaşam tarzının oluşturduğu kentler artık kendi kendine yetmemekte.İnsanların daha çok tüketmesi,bir yerden bir yere daha hızlı gitmesi için tasarlanan kentler insanları doğadan ve birbirinden kopartmış ve tek alternatif haline gelmiştir.Tüketim odaklı hayatın insanlara mutluluk ve huzur getirmediği,insanların farklı bir yaşam biçimi aramaları kentsel boyutta Cittaslow hareketini ortaya çıkarmıştır.
Cittaslow felsefesi yaşamın,yaşamaktan zevk alınacak bir hızda yaşanmasını savunmaktadır.Cittaslow hareketi,insanların birbirleriyle iletişim kurabilecekleri,sosyalleşebilecekleri,kendine yeten,sürdürülebilir,el sanatlarına,doğasına,gelenek ve göreneklerine sahip çıkan ama aynı zamanda alt yapı sorunları olmayan,yenilenebilir enerji kaynakları kullanan,teknolojinin kolaylıklarından yararlanan kentlerin gerçekçi bir alternatif olacağı hedefiyle yola çıkmıştır.
   Üç yıl önce orada zaman geçirmekten,bir çok şeyi yapmaktan büyük keyif aldığım Sığacık'ta (Seferhisar-İzmir) sevimli salyangoz tabelasını görünce tanıştım ''Yavaş Şehir'' kavramıyla..Sonrasında, keyif aldığım ve anı yaşamanın ayrıcalık olduğu bazı küçük şehirlerinde Yavaş Şehir  (Cittaslow) olduğunu görmek beni mutlu etti.

7 Kasım 2016 Pazartesi

43 NEFİS KÖFTE  (KÜTAHYA)
1970'li ve 80 'li yıllarda hemen hemen birçok kamu işleri vilayette çözülebiliyordu.Ehliyet işlemleri için bile vilayete gelmek gerekiyordu.O yıllarda sıklıkla Kütahya'ya geldiğimizi hatırlarım.
Özellikle de dedem ile gelir işlerini tamamladıktan sonra lezzet mekanlarında yemek yedikten sonra İlçe'ye dönerdik.
43 Nefis Köfte, dede yadigarı bir mekandır benim için.Kütahya'nın adı her geçtiğinde eskilere gider ve bu mekanda her defasında aklıma gelir.
1942 yılında, günümüzde üçüncü kuşak olarak işin başında olan Ahmet/Hasan ERATAR'ın dedeleri Hacı Ahmet ERATAR tarafında şu anki yerinde kurulmuş.
Artık eskisi gibi yolumu buraya çok düşüremesem bile Kütahya ziyaretlerimde öğlen saatlerinde Nefis Köfte'yi tercih ediyorum.Aynı kalite ve damak tadını yıllardır devam ettirdiklerini söyleyebilirim.
Köfteler zaten çok lezzetlidir ama aynı tabakta gelen yağlı pide de olmazsa olmazlardandır.
Ayran Kütahya'nın yerel yoğurdundan yapılır.Ayrıca, Organik üzüm şırası da çok güzeldir. 
Öğlen saatlerinde servis vermeye başlayan Nefis Köfte,müdavimlerince dolu oluyor.Öğleden sonra biraz geç saatlerde giderseniz kapalı bulabilirsiniz.

23 Eylül 2016 Cuma

MEŞHUR KÖFTECİ MUSTAFA USTA  (ADAPAZARI)
İç Batı Karadeniz'e doğru gidiyorsanız ve yolunuz üzerinde Adapazarı varsa Islama köfte ziyafetine hazır olun.
Adapazarı denilince Islama Köfte ilk akla gelenlerden.
Adapazarı'nda bu lezzeti çok güzel yapan yerler var.Islama köfte deyince Sakarya Caddesi'ndeki ''Meşhur Köfteci Mustafa Usta'nın'' mekanı ilk akla gelenlerden.Islama köfte burada 1912 yılından bu yana yapılıyor.
Dükkan tarihi,aydınlık ve temiz.
Girişin hemen solunda bulunan ızgaradan köftelerin ve ekmeklerin hazırlanışını seyretmek ilginç.
Islama Köfteyi icad eden Mustafa Usta Yugoslav göçmeni imiş.
Islama Köfte'nin ekmeği;dana eti suyu,kemik suyu ve toz biberden oluşulan karışıma batırılıyor.Ekmeğin bayat olması gerekiyor.Islanan ekmekler ızgaraya dizilip her iki tarafı da kızartılıyor.
Islama köfteye o meşhur ününü kazandıran lezzetinin ilk bileşeni ortaya çıkıyor.Öyle bir ekmek lezzeti ortaya çıkıyor ki köftenin lezzeti ile yarışıyor,birazda geçiyor gibi..
Ekmeği fazla yerseniz doyabilirsiniz ve köfteye yer kalmayabilir..
Izgarada hazırlanan köfteler ekmeklerin üzerine konularak servis yapılıyor.
Leziz ayranları ve farklı tadıyla şıraları(şarap tadına yakın..) çok leziz..

20 Eylül 2016 Salı

ANADOLU'NUN YÜCE DAĞI ILGAZ'DA OLMAK  (KASTAMONU)
2004 yılı Haziran'ında İzmir'den değerli Nuri Ağabeyim: ''Kastamonu'da Ilgaz Dağı'nda Ilgaz Mountain Resort'ta devre mülkümüz var.Biz bu yıl gidemiyoruz..Siz gider misiniz ? '' diye sordu.İşte o an, Ilgaz diyarına vazgeçemeyeceğimiz yolculuklarımızın başlangıcı oldu.
Haritayı açtık,Kastamonu'yu bulduk,hemen rotayı belirledik.
İlk defa geldiğimiz 2004 yılı Haziran'ında İzmir-Afyon-Ankara-Çankırı üzerinden Ilgaz'a gelmeyi planladık.Yola çıktık,Çankırı'dan sonra hava karardığından Ilgaz Dağları'na tırmanan karayolunun etrafındaki muhteşem ormanı tam görmek ve vazgeçilmez ormanımız olması için günün doğmasını beklememiz gerektiğini bilmeden Ilgaz Dağı geçidine yakın ''Derbent Motel'de'' molamızı verdik.Araçtan dışarı çıktığımızda neredeyse kışa geldiğimizi farkettik.1850 metrenin şartları gereği soğuk bir hava ve aromatik !!! atmosferi içimize çekerek çok güzel taş binanın içinde şöminenin hemen karşısındaki masada Derbent'e özgü lezzetlerle yemek yedik.Sonra...bundan sonra hiç unutamayacağımız bir süprize tanık olduk..(Derbent'i ve süprizi yazının devamında Derbent bölümünde yazacağım..)
Sonra.. Ilgaz Mountain Resort'a (IMR) geçtik.
2004 yılından sonra hayranlığın çok ötesinde müdavimi olduğumuz bu uzak diyara daha sonra 2009,2014 yıllarında (hep Ilgaz özlemi duysakta beş yılda bir gelmişiz..) ve en son 2016 yılının Ramazan ve Kurban bayramlarını Ilgaz'da geçirdik.
Bloğumda en çok yazmak istediğim yazılardandı Ilgaz.Ancak bizim için özel olan Ilgaz'ın yazısı da özel olmalıydı.Hazırlık aşamasından sonra şimdi yazabiliyorum.Yeni görüntüleri ve Ilgaz'ın değişik mevsimlerdeki hallerini sizlerle paylaşmak için epey bir hazırlık yaptım.
Aramotik atmosferi,oksijen bolluğunu paylaşamayacağım belki ama paylaşacağım görüntüler de sizlere bu konuda fikir verecektir..
Ilgaz Dağı'na İzmir çıkışlı Ankara-Çankırı üzerinden gelebileceğiniz gibi,bizim daha sonraki gelişlerimizde kullandığımız : İzmir-Balıkesir-Bursa-Yenişehir-İznik-Adapazarı(buradan İstanbul-Ankara otoyoluna girerek)-Düzce-Bolu-Gerede (Gerede'den otoyoldan çıkarak)-Karabük-Araç-Kastamonu üzerinden de Ilgaz Dağı'na ulaşabilirsiniz.
Uzun bir etap oldu..Arada bir çok yeri de yazmadım.Gerçekten uzun..Tam 950 km.Küçük molalarla 11-12 saat kadar sürüyor.
Gelirken bizim için tam bir keyif yolu oluyor ancak dönüşte uzunluğunu farkediyoruz...
Kastamonu'dan Ilgaz yönüne giderken yaklaşık 40.km de yolun sağ tarafında Milli Park girişinden ya da Ankara yönünden geliyor iseniz; Çankırı ve Ilgaz İlçesi'nide geçtikten sonra Kastamonu yönünde Ilgaz Dağlarında 30 km gibi tırmanıştan sonra Ilgaz Dağı Geçidine geliyorsunuz.Buradan 2-3 km gibi Kastamonu yönüne inişte yolun karşı tarafında Milli Park girişini göreceksiniz..
Göreceğiniz Milli Park girişinde 12 TL ile (2016 yılı) Milli Park giriş kartını alıyorsunuz.(Bu kartı aracınızda bulundurur iseniz burada bulunduğunuz sürede aynı kart ile giriş-çıkış yapabilirsiniz.)
Milli Park'ın bu kapısından girdiğinizde IMR'ye giden yola ve kayak merkezi ile oteller bölgesine giden yola adım attınız demektir.
İki yıl önce Ankara merkezli Ferko İnşaat firması tesisi aldı.Zaten güzel olan tesiste doğallığı bozmadan güzel ilaveler yaptı.Özgün bir otel binası yaptılar.Böylelikle kış turizmi için ideal şartlar sağlandı bence.Kurban bayramı tatilinde tatilimizin ilk günü oteli tercih ettik.Kaliteli ve Ilgaz'ın sıcaklığını tam anlamıyla yansıtan bir otel olduğunu gördük.Sonraki günlerimizi yine vazgeçemediğimiz Kastamonu mimarisine uygun yapılmış Konaklar da geçirdik.

6 Eylül 2016 Salı

FASULİ  (CERRAHPAŞA/TOPHANE - İSTANBUL)
İstanbul'da Karadeniz lezzetlerini yörelerinden gelen ürünlerle hazırlayan ve sunan Fasuli Lokantaları 2001 yılında çıktıkları yolda 5 ayrı yerde hizmet veriyorlar.Aslen Rize'liler.
Başyapıt kuru fasulye.
İspir ya da Samsun'dan gelen şeker fasulye kullanılıyor.Fasulyenin kabuğu ince.Fasulye bakır tencerelerde 3 saat süre ile ağır ağır piştikten sonra fırınlanıyor.Bu yüzden sulu değil ''Helmeli'' kuru fasulye ortaya çıkıyor.Sosunda soğan ve sarımsak lezzeti var ama ağıza gelmiyor.
Sos kendi sırları.
Kuru fasulye yanında gelen soğanı Pamukova'dan getiriyorlar.

Karalahana dolması da çok leziz.Kıyması bol ve satırla çekilmiş.Lahana Rize'den geliyormuş.

5 Eylül 2016 Pazartesi

BURGAZADA'DA SAİT FAİK'İN İZİNDE  (BURGAZADA/İSTANBUL)
'' Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım.Yazı yazmak da bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin,ölümü bekleyecektim.Hırs,hiddet neme gerekti? Yapamadım.
Koştum tütüncüye,kalem kağıt aldım.Oturdum.
Ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım.Kalemi yonttum.Yonttuktan sonra tuttum öptüm.Yazmasam deli olacaktım ''
Yazma tutkusunu böyle farklı ifade edebilen bir yazarın,Sait Faik'in sözleri..
   Lise yıllarımda benim için çok değerli olan sevgili Edebiyat Öğretmenim tarafından edebiyatla yoğrulurken tanıdım Sait Faik'i.
Onu anlamak için uzun zaman geçirdikten sonra girebilirsiniz hikayelerinin içine..
Benim için çok özel bir yazardır...
Burgazada'nın Sait Faik Abasıyanık'ın adası olduğunu çoğumuz bilmeyiz.Ünlü yazarın ruhu adanın her köşesine sinmiş gibi..
 Sait Faik Abasıyanık Sokağı ve Sait Faik Abasıyanık Müzesi,yolunuzu doğrudan kesiştirecek iki nokta.Müze evini dolaşırken Sait Faik'in neden ''Yazmasam deli olacaktım'' dediğini; bir, ''Hişt! Hişt! '' sesiyle okurlarına şifa veren yazarın neden teselliyi yazmakta bulduğunu daha iyi anlıyorsunuz.
Burgazada'ya Vapur ile Bostancı'dan 30 dk'da, Kabataş'tan 1 saatte, Kadıköy'den 45 dk'da ulaşabiliyorsunuz.
Bu güzel adaya adım adım aşağıdaki görüntülerle yaklaşıyorsunuz..

9 Ağustos 2016 Salı

BABA LOKANTASI  (BİRGİ-ÖDEMİŞ/İZMİR)
Uzak diyarın, zamanın ve mekanın durduğu yerin, gizli cennetin, tarihin içinde ve kültürel estetiğin içinde kaybolduğunuz Birgi'nin ev sıcaklığında, yörenin zeytinyağının cömertçe kullanıldığı, organik sebzelerle hazırlanan lezzetlerin durağı Baba Lokantası..
Bir o kadar mütevazi ve şirin bir lokanta. Anadolu'nun artık az kalmış yemek kültürünün uzaklardaki temsilcisi.
Bu kadar övgü, Az bile..
Çoğu lezzetleri fırında ve güveçte yapıyorlar.
Bahar aylarında oğlak kebabı çok rağbette.
Testi ve tombak kebabı alışkanlık yaptırır. Arnavut ciğeri enfes, yoğurt yörenin güveç yoğurdu.
Domateslere dikkat. Artık böyle köy domatesi çok az maalesef..
 

ZEYNEL ERGİN GEVREK FIRINI  (ALSANCAK/İZMİR)
İzmir'de Simit'e gevrek denir.
İzmir gevreği alıştığımız bir lezzet olduğundan, en iyi yapan yeri bulma arayışlarım beni Alsancak'ta Saint Joseph Lisesi'nin arkasındaki tek katlı eski bir Rum evine çıkardı.
İzmir denilince akla gelen ilk sembollerden biri olan gevrek, Zeynel Ergin Gevrek Fırını'nda 1880'li yıllardan beri aynı lezzetle satışa sunuluyor.
Alsancak'ın ilk gevrek fırını olan mekan, yaklaşık 80 yıl Rum bir aile tarafından işletilmiş. Ardından Zeynel Ergin, 1962 yılında mekanı devralmış. Bu geleneksel lezzeti kara fırında pişirerek İzmirlilere sunuyorlar.
Yapının üzerindeki asma yapraklarıyla dış görüntüsüne ayrı bir renk katan fırın, yıllardır sabah 05'den itibaren ''gevrek'' yemeden güne başlamayanlar için sıkı bir çalışmaya başlıyor.
İzmir'in sembol ürünlerinden biri de kumru.. Zeynel Ergin Gevrek Fırını, kumruyu mis gibi nohut mayası ile geleneksel yöntemlerle tam da olması gibi yapan nadir yerlerden.
KÖFTECİ OSMAN  (EDİRNE)
Edirne, köftesi ve köftecileri ile de ünlü.Edirne'ye gittiğinizde köfte ve tava ciğer lezzetlerinin en güzellerini buluyorsunuz.İki lezzette birbirine tercih edilemeyecek kadar güzel.
Köfte dana etinden yapılıyor.İçine soğan,kimyon,karabiber ve kekik konularak hazırlanıyor.
Köfteci Osman 1988 yılında küçük bir dükkan ile işe başlamış.Şimdi dört şubesiyle Edirne'ye gelen Yunan turistlerin bile gözdesi olmuş.
Yunanlılar kendi arasında ''bizim Osman'' diye bahsediyorlarmış.
Köfte dolgun,porsiyonlar büyük,lezzet üst seviyede.Hala fabrikasyon üretim yapmamaları aradığımız köfte lezzetinin en büyük nedenlerinden..
Selimiye camisinin yan sokağındaki şık,nezih restoranlarını tercih ettim.Özenli,ferah dekorasyon ve kaliteli hizmet köfteci dükkanı anlayışını farklı yerlere taşımış.
Köfte yanında ayrıca gelen acı sos,Edirne'nin kırmızı başak biberinden kıyma makinalarında çekilerek hazırlanıyormuş.Seviyeli acı olan bu güzel sos iştah açıcı.
Tatlı olarak Hayrabolu tatlısını tercih ettim.Hayrabolu tatlısı Kemalpaşa tatlısının daha büyükçesi ve daha hafif.Kemalpaşa tatlısından farklı olarak özel peynir ile hazırlanıyor.Üzerinde;tahin,çikolata sos ve ceviz ile sunuluyor.Gerçek bir lezzet şöleni.

8 Ağustos 2016 Pazartesi

CİĞERCİ NİYAZİ USTA  (EDİRNE)
Edirne'nin efsane lezzeti tava ciğeri yüzyılı aşkın süredir yapılıyor.Yağda kızartılan tava ciğerinde dana ciğeri kullanılıyor.
Edirne'de tava ciğeri birçok lezzet durağında yapılıyor.Edirne ziyaretlerimizde Niyazi Usta'yı tercih ediyoruz.Niyazi Usta, Edirne Tava ciğerini en iyi yapanlardan.50 yılı aşkın bir geçmişe sahip.

Dana ciğerinin seçilmesinin nedeni ise esmerleşmeyen tek ciğer olması.Kızgın yağda 4-5 dakikada pişirilen ince yaprak ciğerler sarımtırak bir renk alıyor.
Edirne ciğeri, ciğeri sevmeyenleri bile bağımlısı yapacak cinsten bir lezzet.
Bu lezzeti birde Edirne'de tadarsanız başka bir yerde benzer ciğeri yediğinizde gözünüzün önünde Edirne oluyor.
Yanında verilen biber kurusu bu ciğere ayrı bir lezzet katıyor.Bu biberler Karaağaç'ta yetişen ''karaacı biberi'' imiş.Temmuz-Ağustos aylarında toplanan sivri biberler,saplarından bağlanarak güneşte kurumaya bırakılıyormuş.Kuru biberler ciğerle birlikte sunulurken kızgın yağda hafifçe dağlanıyor.Bu yağlama  da bibere farklı bir koku katıyor.
Masaya gelen tek bir ürün ancak hazırlanışı da bir o kadar emek istiyor.
Ciğerin taze olması gerekiyor.Dana ciğeri olacak.Trakya'nın,Çanakkale ve Balıkesir'in bütün ciğerleri Edirne'de toplanıyor ve tüketiliyor.
Ciğerler hep soğuk depolara naklediliyor ve saklanıyor.İşlenmeden önce yıkanıyor.Sonra yarı keskin bıçaklarla elle yatay ve mümkün olan en ince dilimlerle kesiliyor.Sinirler ve zarlar ayıklanıyor.
Bu ayıklama işlemi bittikten sonra geriye 750 gramlık ciğer kalıyormuş.
Ciğer ayıklandıktan sonra kevgirler veya süzgeçlere konuluyor.Burada hem yıkanıyor hem kanı çıkıyormuş.
Tuzlanıp unlanarak kızgın yağda 4-5 dakika pişiriliyor.
Kaliteyi arttırmak için yağın sık sık değişimi gerekliymiş.
Ciğerin fazla yağ çekmeden pişirilebilmesi için de yağın çok kızgın olması gerekiyor.
Belli kalite ciğercilerde başka bir şey yok.Ciğer; kuru biber,soğan ve domates ile servis ediliyor.

4 Ağustos 2016 Perşembe

BİRGİ'DE BOZDAĞ'IN ETEKLERİNDE TARİH İÇİNDE YOLCULUK  (BİRGİ-ÖDEMİŞ/İZMİR)
Ait olduğunu hissettiğin ya da bulunmaktan keyif alınan yerler vardır ya.
Ya da zaman ve mekan kavramının durduğu huzur dolu bir yer arıyorsunuzdur..  
Birgi'de Anadolu'da her defasında bulunmaktan keyif aldığım bir kaç özel yerden biri.Bu güne kadar hep kendimize sakladık Birgi'yi.Ancak artık zamanı geldi.Siz dostlarımla da paylaşmam gerekiyor bu gizli,muhteşem yeri.
Her defasında Aydınoğlu Mehmet Bey Camisi'nin hemen önündeki meydandan başlıyorum Birgi'yi yaşamaya..
 Hemen karşısındaki tarihi meydan kahvesinden..Bu görüntülerle kahve  ya da çay yudumlarken..


24 Temmuz 2016 Pazar

DÜRÜMCÜ EMMİ  (KADIKÖY/İSTANBUL)
Kadıköy'de Fenerbahçe'nin maçlarından sonra stadın çevresinde bulunan çorbacılar da çorba içmek özellikle Fenerbahçe taraftarının olmazsa olmazlarından.Bir Galatasaray taraftarı olarak bu durumu yıllardır duyar ve bilirim.Ancak Fenerbahçe taraftarının haklılığını yakın zamanda Kadıköy'de gittiğimiz bir lezzet durağında anladım.
Dürümcü Emmi..
İstanbul'da kebabın en iyi adreslerinden biri olarak gösteriliyor.
Ne yerseniz pişman olmayacağınız bir restoran var burada..
Sahipleri Gaziantep Nizipli.Gaziantep mutfağının en güzel lezzetlerini hazırlayıp sunuyorlar.
Dürümcü Emmi 7/24 saat açık.Lezzet düşkünleri tarafından tercih ediliyor ve çoğu zaman çok yoğun.Ancak garson sayısı fazla.Servis aksamadığı gibi çok kibar ve titizler.Hijyen dikkat çekici.
Beyran Çorbası'nın güzel görüntüsü ile başlıyorum.
Buranın başyapıtlarından Beyran çorbası ile başladık.Yöresel tabaklarda servis ediliyor.
Sarımsak,kuzu gerdan eti (ince pastırma dilimleri şeklinde),pirinç,tereyağı..
Sonuç mükemmel..
Beyran Çorbası içince bugüne kadar içtiğiniz bütün çorba çeşitlerini bir tarafa koyabilirsiniz.
Beyran çorbasını sizde mutlaka deneyin,ısrarla tavsiye ediyorum.Bu lezzet başka hiçbir şeye benzemiyor.
Alevde ısıtılıyor ve penslerle kenara alınıyor ve servis ediliyor.Beyran çorbası yanında yuvarlak sıcak pidelerle geliyor.
Soğan Kebabı da bize çok tavsiye edilen bir lezzetti.Ama gittiğimiz gün yoktu.Bu güzel lezzeti başka zaman denemek için sözleştik.
Patlıcan Kebabı ile devam ettik.Çok başarılıydı.
Kendi açık ayranları da çok güzel.